Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

İSMAİL POLAT  (Temanlı)

E-Posta: kuzey23@hotmail.de

SANAL ASK VE GERCEK SEVGI VE LİBİDO

Bir insan gerçekte hiç görmedigi birine karsi sevgi duyabilir mi?
Bu sorunun cevabini baska bir sorunun içinde aramak gerekir. Sevgiyi nasil tanimlamaliyiz ?
Freud ve Libido'suna göre mi yoksa Eric Fromm ve Karsiliksiz sevgi'sine göre mi?
Freud sevginin cinsel dürtülerin bir türevi oldugunu iddia eder. Iki cinsin birbirine duydugu ilgi sevgi degil, cinsel kökenli dürtülerin bir yansimasidir.

Ve Freud' cular su soruyu sorarlar,
"Leyla ile Mecnun eger kavussalardi yapacaklari sey neydi?"
Eric Fromm cevap verir, "Bir annenin çocuguna duydugu veya bir itfaiyecinin kendini atese atarken ve hatta bizzat Freud çapinda bir dehanin, ileri sürdügü tezler dogrultusunda bin türlü hakaret ve yanlizliga katlanirken hissettigi sey libido degil, karsiliksiz sevgidir. Sevgi beklentisiz ve çikarsizdir" der Fromm..
Bu yazinin amaci, Internet' te yasanan asklarin benzersiz oldugunu kanitlamak degil. Sonuçta insanlar ayni insanlar ve iliskilerin niteligini belirleyen yine onlar.
Ancak söylemek istedigim, Internet'in insana verdigi sinirsiz özgürlük duygusu ve fantazileri gerçeklestirmek için mükemmel bir araç oldugu hissi.

Baslangiçta ve bazen asla bunun farkina varamiyorsunuz. Ancak bu duygu davranislari ister istemez etkiliyor. Ve siz bakiyorsunuz ki gerçek hayatta oynadiginiz rollerden siyrilmis gerçekte olmak istediginiz insan oluvermissiniz. Ve siz önce kendinize sonra da karsinizdakine karsi dürüst oldugunuz sürece iliski gerçekten dürüst ve çikarsiz bir hale geliyor.

Artik oldugunuz gibi kabul edildiginiz duygusuyla karsinizdakini oldugu gibi kabul etmeye basliyorsunuz. Anlattiginiz düsünceleriniz ve duygulariniz o kadar içten, bir o kadar bakir ve el degmemistir. Gerçek yasamda olamayacak kadar hizli yol almissinizdir kisacik bir zaman içinde.

Karsinizdaki kesinlikle dogru kisidir, çünkü siz onunla konusmaya devam etmektesiniz. Sabahlara kadar birlikte aslinda hiç yasanmamis bir yasami paylasmaktasinizdir. Yillardir baski altina aldiginiz dürüst tepkiler vermeye baslarsiniz. Onunla birlikte olmaktan ne kadar çok hoslandiginizi, onunla birlikte kendinizi çok iyi hissettiginizi anlatirsiniz.
Bu duygulariniz karsiliklidir ve aranizda önceleri beklentisiz bir dostluk dogar ve sonra bu yavas yavas sevgiye dönüsür. Siz belkide evlisinizdir ve belki karsinizdaki kisi gerçekte asla birlikte olmayi düsünmeyeceginiz yasta veya sosyal statüde olabilir.
Ve hatta siz Istanbul' da ve sevgiliniz Brezilya' da olabilir.

Ne farkeder ki, ihtiyaciniz olan sarilmak için bir beden degildir. Aradiginiz ve istediginiz, sizi sizin kadar iyi anlayan birine karsi duydugunuz sevginin o, zaman ve mekan tanimaz sicakligidir.

Bir elmanin bir yarisi siz diger yarisi "o" dur.
Size "Bu rüyadan hiç uyanmasak" der, siz de ona "Bu bir rüya degil" dersiniz, rüya içinde bir gerçekligi yasadiginizi bilerek.

Birlikte idealinizdeki evi bulur ve içini esyalarla donatirsiniz. Kocaman bir koltugun üzerinde birbirinizin saçlarini oksar ve küçük sevgi öpücükleri kondurursunuz dudaklara.
Bilgisayarin soguk ve soluk ekrani karsisinda o öpücügü hissedersiniz dudaklarinizda, ve gerçek olan hiç bir öpücük bu kadar derinden sarsmamistir sizi daha önce.

Sonra; "sana tuhaf gelecek belki ama" dersiniz, "Seni seviyorum"...

Ekrandaki cevap mutluluklarin en güzelini yasatir size
"Ben de seni seviyorum"

Sonra ne mi olur?
Bilmem..
Bu sorunun binlerce cevabi var. Bu yazinin konusu Internet üzerinde yasanan sevgilerin nasil baslayip nasil bittigini irdelemek degil. Sanal sevgileri bir masaya yatirip psikolojik tahliller yapmak hiç degil. Sadece Internet'te yasanan "Sanal asklarin" günümüzde yasanan bir çok asktan çok daha gerçek oldugunu anlatmak.
Belki hayatinizin askini Internet üzerinde bulabilirsiniz. Belki de bulamazsiniz. Ama eger o dogru kisiyi bulursaniz, sakin

"Yarin bir baskasini bulurum" kolayciligina kaçmayin.

Bulamayabilirsiniz.

Ona sahip çikin ne pahasina olursa olsun !

Libido :, Sigmund Freud tarafından ortaya atılan, insanoğlunun ana sorun kaynağı olarak görünen, bastırılmış duyguları insan benliğinde ateşleyen terimdir. Türkçede insana yaşama gücünü veren enerji olarak kullanılır.

Daha teknik tanımıyla Carl Jung tarafından bulunmuştur. Genel olarak libido, özgür yaratım ya da psişik olarak bireysel gelişimi ileri iten enerjidir. libido destek işidir..

Freud'a göre libido içgüdüsel enerjidir. Uygarlaşma davranışının uzlaşımlaşması ile çatışma halindedir. Toplumsal konforun getirdiği libidoyu kontrol etme ihtiyacı olarak tanımlanır. Bu toplumsallık ile bireysellik arasındaki huzursuzluk ve gerilimi yönetir. Bu rahatsızlığı, huzursuzluğu Freud neurosis (nevroz, sinirce) olarak isimlendirmiştir. Böylece libido dönüşüme uğramak zorunda kalır. Sosyal alanda kullanılacağı bir alana yöneltilerek yüceltilir. Freud'a göre bu yüceltmedir (sublimation).

Libido, yaratıcı hayatı teşvik edebilir. İnsanlık için doğal yol seksle gerçekleşmesidir. Bununla birlikte derin biliçaltı seviyelerinde iki seviye birleşebilir bunun sonucunda seksüel çekim ve seksüel dürtü için evrimsel koşullarda sonuçlar verebilir. Bu koşulların kullanımı libidonun karşıt anlamlı sözcüğü olan destrudo'yu oluşturur. (insanın içindeki ölüm, yıkım, kendi kendini yıkım/yoketme içgüdüsü. Freud insan yaşamını iki temel dinamik arasındaki savaşın oynandığı tiyatro olarak görmüş: yaşama içgüdüsü (eros) ve ölüm içgüdüsü (thanatos). Bilindiği üzere Freud daha çok yaşam içgüdüsü ile uğraşmıştır).

Kelime, Freud'un öğrencisi psikanalist Edoardo Weiss tarafından üretilmiş. İlk olarak 1935 tarihli "imago" dergisindeki "Todestrieb und Masochimus" başlıklı makalesinde kullanmış.(Freud 1880 – 1900 yılları arasında yoğun psişik bunalım dönemler, büyük yalnızlık, muhteşem yaratıcı melankolisi ile geçirir.. Freud daha Paris’teyken ilk şoku yaşamıştı, hem Charcot’nun kişiliğinin getirdiği büyük şok, hem de Paris kentindeki kültür şokunu. Viyana’ya döndüğünde kriz öncesi kriz diye tanımlanan çeşitli psikosomatik reaksiyonlar göstermeye başlamıştı, kalp bölgesinde lokalize olan sancılar, taşikardi, kronik kabızlık, solunum bozukluğu, uykusuzluk, ölüm isteği gibi. 1893 yılında iyice çözülme dönemine gelir onun psişik yapısı. Buna göre yeni bir kriz başlar. Kendisine sigarayı bırakması önerilir, fakat kabul etmez.“Sigarayı bırakarak mutlu yaşayacağıma, sigarayla birlikte mutsuz da olsa keyifli yaşayayım” der. Freud yine bu dönemde, 1894 yılı Haziran ayında, sonradan psikanalizin temel kavramlarından biri olan libido tanımını ilk kez kullanır.)

Bir kısım psikanalist (Federn) aynı içgüdüyü "mortido" kelimesiyle tanımlamış.

Doktor ve psikiyatristler libidonun azaltılmasını bir çeşit seksüel fonksiyon kaybı olarak görmekte ve bunu tıbbi bir problem olarak ele almaktadır. Örneğin, libidonun azalışını, erkekte testesteron ve kadında östrojen hormonunun üretiminin azalmasına bağlarlar. Hormon yetersizliği hormon tedavileriyle düzenlenebilir.

Birçok tıbbi durum altında libido azalabilir. Ameliyat, aşırı yorgunluk, bitkinlik, psikiyatrik sorunlar(depresyon, kaygı) gibi. Bazı ilaçların da libido düşüşünde yan etkileri söz konusu olabilir.


sanal iletişim

      Son yıllarda sanal iletişimde bir patlama yaşanıyor. Teknolojik gelişmeler kadar günümüz insanının kendini arayış çabası ve gittikçe yalnızlaşması da sanal iletişimin artmasını kolaylaştırıyor. Eskiye göre daha çok şeyimiz var ama daha yalnızız. İşte bu yalnızlık kişileri sanal dünyada, mutluluk arayışına itiyor. Çok az da olsa netten tanışıp mutlu olan çiftler ya da bu yolla evlenenler var. Azınlıkta olan bu kişilerin, sanal iletişime bakışları da tabiî ki olumlu olacaktır. Aslında tanışma şekli değil ilişkinin nasıl yürütüldüğüdür önemli olan. Bu yazıda ben sanal aşklara dokunmak istiyorum.

Bugün, chat yapmak büyük bir iletişim ihtiyacını karşılıyor. Gerçek dünyada “dile gelmeyenler”,”olunamayanlar” cümleden yoksun, sesli harfleri olmayan kelimelerle, ekran yazılarında yaşanıyor. Yaratılan sanal kimlikler çoğunlukla kişilerin ulaşmak istediği ideal kimlikler oluyor. Halbuki gerçek yaşamda bulunmayan bir şey,sanal da aranmaya çalışılıyor.

Tüketim kültürünün bir parçası olarak chatleşme hızlı aşklara da yelken açılmasını sağlıyor. Sanal alemin verdiği sanal mutluluk, gerçek yaşamdaki ilişkilerin yerini tutmaya başladı. Varolmanın dayanılmaz sancısını fark etmeden yaşayan insanlar, sanal dünyanın hafifliğinde rahatlıyorlar. Yaşanılan geçici doyum gerçek ilişkilerini yönetemeyen, yürütemeyenler için kolaylık sağlıyor. Tıpkı madde kullanımı gibi. Sanal dünyadaki iletişim iyi geliyor ama bağımlılık yapıyor. Bilgisayar başında geçen süre artarken, gerçek dünyayla bir kopuş yaşanıyor. Yapay ilişki ağı, gerçek dünyayla ilişkileri zayıflatıyor. Zaten yalnız olanlar, sanal dünyada kalabilmek için daha da yalnızlılaşıyorlar. İşten gelir gelmez bilgisayarını açanlar, odasından hiç çıkmayıp sürekli nette takılanlar çoğalmış durumda.

Üstelik topumun her kesine sıçramış durumda. Sadece bekarlar için değil evliler içinde sığınılacak bir liman. Karbon kopya kimliklerin çekiciliği herkesi cezbediyor. Her insanda bastırılmış olan saldırganlık, cinsellik gibi dürtüler için sanal dünyada kendine yeni bir kanal bulmuş oluyor. Görünmemenin ve kelimelerin verdiği esneklikle, gerçek hayatta ezilen olan biri yazışırken ezene dönüşebiliyor. Dilsel bir şiddeti her boyutuyla kullanabiliyor. Bazen de seçeneksizlik insanları sanal dünyaya itiyor. Bu kadar çok çalışıp bu kadar hızlı tüketirken reel dünyada birini bulma olasılığı da azalıyor.

Bir de sanal dünyada daha rahat olduklarını düşünenler var. Bu kişilerin iddiası reel dünyada olamadıkları kadar kendileri oldukları yönünde. Bir bakıma haklılar, gerçek dünyada sürekli maskesiyle gezen kişiler için sanal dünya bir ferahlama alanı sunuyor. Çünkü o kişiler için gerçek kimliklerini gösterebilecekleri tek yer bu gizli saklı dünya. Yine de gerçek dünyada “ben” olmak yerine sanal dünyada “biri” olmayı tercih etmeleri, onları iyice izolasyona sürüklemiş oluyor. Her ne kadar gerçek dünyanın bir simülasyonu olsa da, “beğenmezsen engelle” tarzı ilişkiler ve chatleşme kendini arama ve bulma ya da yalnızlığı gidermeye çare olamıyor.

Sanal iletişim asla olumlu bir benlik saygısı yaratmaz ama yaratıyor görünür. Gerçek bir iletişimin yerini tutmaz. Sanal iletişim çeşitlidir ama lezzetsizdir. Hayatta kendi yaşamına hikayesini yazmayı başaramamış olanlar sanal dünyada seçtikleri nickin hikayesini yazarlar. Sanalda aşk da olmaz bu tamamen bir duymak istediğimiz bir senaryodur.Eksik kalan duyguların tamamlanma istediğidir. Sanal yolla iletişim bir an için hayatımızdaki boşlukları doldurabilir ama yeni boşluklar açarak.

Bizim ülkemiz açısından bakıldığında korku kültüründe büyümüş, aidiyetlik içinde boğulmaktan birey olamamış, kendini ifade etmesi öğretilmemiş, öğrendiğinde de izin verilmemiş, sevmemiş, sevilmemiş, iş dünyasının çarkları altında kalmış, önce ailesi ve okul sonra iş ve evlilik tarafından ezilmiş, kendi hayatının lideri olmak yerine hep bir lider peşinden gitmiş kişiler açısından düşündüğümüzde sanal iletişimin neden bu kadar arttığını anlamak zor değil.

Gittikçe sanal dünyaya teslim oluyoruz, belki de Prof. Nalbantoğlunun dediği gibi “değişik kimliklere girip de, kendini başka türlü sunmanın sanal alemde yapılması kollektif bir şizofreni¬nin göstergesidir." Bu noktada Andy Warhol’un kulaklarını çınlatacağım. “Bir gün herkes 15 dakikalığına şöhret olacak” demişti. Öngörüsü doğru çıktı. Ben de şunu ekleyeceğim:”Bir gün herkes 15 dakikalığına sevgili olacak……”

HABERİ İLETEN: İSMAİL POLAT  (Temanlı)

22.09.2009 / Gomanweb

ÖNCEKİ YAZILARI

 

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu