Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

KÜRT KADINLARI

Mustafa Elveren – Em. Öğrt.

Gomanweb Sitesi yazarlarından Sayın Fikret Yaşar’ın 29.11.2008 günü yayınlanan ‘DTP VE KADIN KOTASI” başlıklı yazısında; Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Hakkari, Wan gibi il ve ilçelerinde, DTP’nin kadın belediye başkan adayı göstermesinin “şartlar henüz olgunlaşmamış” gerekçesiyle eleştirmektedir. Tanıdığım iki Kürt arkadaşımla konuyu kısaca tartışmaya çalıştım. Ancak, bu arkadaşların da Sayın Yaşar’ın düşüncelerini onaylar nitelikte olduklarını görünce, hayret ettim ve şaşkınlığımı gizleyemedim.

Bilindiği üzere, yine bu günlerde erkeklere çok eşlilik izni veren yasa oy çokluğu ile Kürdistan Parlamentosu tarafından kabul edildi. Buna karşı ilk tepkiyi DTP’li kadın milletvekilleri gösterdiler. Hatta, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır bir kısım partili arkadaşlarıyla birlikte konuyu araştırmak üzere, Sayın Barzani ile bir görüşme yaptılar. Ne kadar etkili  olduklarını bilmiyorum, ancak doğru bir girişim olduğunu söyleyebilirim.  

Kürt yerleşim birimlerinde kadınların belediye başkanı olmalarına “henüz şartlar olgunlaşmadı” gibi anlamsız bir gerekçeyle karşı çıkan zihniyet ile erkeklere çok eşlilik izni veren yasayı kabul eden zihniyetin aynı olduğu anlaşılmaktadır. Bu zihniyet gericiliktir, yobazlıktır. Eğer Kürt kadınlarının Newroz direnişleri olmasıydı, Kürtler bu günkü konsepti yakalayabilirler miydi? Dünya’da ulusal kurtuluşların hep kadınlarla birlikte kazanıldığını bilmiyorlar mı? Bu kadınlar savaşta ve direnişte var olduklarına göre, o halde belediye başkanı olmalarında da hiç bir sakınca olamayacağını bilmiyorlar mı? Bence biliyorlar, fakat, kişisel çıkarları nedeniyle işlerine gelmiyor.

Mehdi Zana “Kürdler islam’ı kabul etmekle kaybettiler” sözünü boşuna söylemedi. Öyle köhne bir zihniyet ki, İslam inancını benimseyen Kürdler, Arap Kültürüyle asimle edildiler. Neredeyse her günün 24 saatini Kur’an’a göre belirliyorlar. Bu kör zihniyeti değiştirmek elbetteki kolay değildir. Ancak, şartların olgunlaşmasını beklersek, daha çoooo…k bekleriz!

Kürt kadınlarının direniş simgesi haline gelmiş olan Sayın Leyla Zana’nın belediye başkanı olmasını bu çağ dışı zihniyet istemiyor. Çünkü, erkek egemenliği altındaki zeminin kayacağını biliyorlar. Neymiş! “Efendim, bölgenin yapısal ve sosyal konumu buna müsait değildir. Eğer DTP tarafından kadın aday gösterilirse, oyları Ak Parti’ye kaptırırız….” Gerekçesini ileri sürmektedirler.  Bu mantığı kabul etmek mümkün değildir. Böyle köhne zihniyetteki yüz tane erkek belediye başkanı çıkaracağına, Leyla Zana gibi cesur bir tane kadın belediye başkanını çıkarmak Kürtler için daha hayırlı olacağını düşünüyorum. Hangi gerekçelerle olursa olsun, DTP’nin kadınlara verdiği önemi şimdi daha iyi anlıyorum

Bu satırları okuyan bazılarının şunları dediklerini duyar gibiyim; “Senin gibi radikal komünist  kişiler kürt siyasetinden pek anlamazlar. Yeter ki, bize gölge etmeyin, sizden başka bir şey  istemiyoruz…“ diyebilirler. Benim hiç kimseye gölge etmek ya da herhangi bir inancı küçümsemek gibi bir niyetim kesinlikle yoktur. Nasıl ki, Sayın Fikret Yaşar arkadaşımızın hiç benimsemediğim düşüncelerini cesurca yazdığı gibi, benim de bu konuda görüşlerimi açıklama özgürlüğüm vardır. Ünlü düşünürün dediği gibi “Sizin düşüncelerinize hiç katılmıyorum, fakat düşüncelerinizi ifade edebilmeniz için gerekirse canımı bile veririm.” Benimki de o hesap.

Ben silahların gölgesinde değil, tam tersine tüm siyasi düşüncelerin demokratik zeminlerde özgürce tartışılmasından yanayım. Kimseyi kırmak, bir dini veya kültürü karalamak gibi bir niyetimin olamayacağını, beni tanıyanların bildiklerini sanıyorum.

Ben, Kürtler arasında eleştiri kültürünün geliştirilmesinden yanayım. Ancak, bu tartışmalar kürt ileri gelenleri ve liderleri arasında polemik yaratacak tarzda karalama ve hakaret içermemelidir. Çünkü, Kürtlerin önce kendi aralarında barışık olmaları gerekir ki, başka halklarla barış yapabilsinler. Bu temelde yapılacak tüm eleştiriler bence zenginlik olarak kabul edilmelidir.

14.12.2008

Mustafa Elveren

E-Posta: mustafaelveren@gmail.com

WEB: www.gomanweb.com

--------------------------------------------------------------------------------------

SAYIN FİKRET YAŞARIN KONUYLA İLGİLİ YAZISINI AŞAĞIDA OKUYABİLİRSİNİZ.

DTP ve KADIN  KOTASI

Fikret YAŞAR GEWERİ

Birkaç yazımda, siyaset üreten Kürt elitlerinin sistem, töre ve ümmet sarmalındaki halka -hassasiyetlerini dikkate almadan- politika dayattıklarını  vurguladım.

Egemenlik gücünü kadına devretmeye hazır olmayan erkek egemen toplumumuzda parti düzeyinde  kadın kotası uygulamasıyla kadını egemen hale getirme girişimi fayda sağlar elbette. Ama Kürt coğrafyası henüz kadın egemenliğine hazır değildir, diye düşünüyorum.

Sadece Kürt coğrafyası değil, ülke bile bu değişime kapalı olduğunu gösterdi!

Türbanlı kadını okula ve meclise sokmayan bir zihniyet  egemenliğini kadınla paylaşmaya hazır değildir.

Örneğin: Başbakan Erdoğan,  KA-DER  başkanına kadın kotasıyla ilgili talepleri için:” Raunda mı olmak istiyorsun, buyur ol ! diyerek tepki gösterdi.

Erkek egemen bir toplumun başbakanından beklenen tepki de böyle olmalıdır, zaten.

Raunda –orta Afrika ülkesi-. 2000 yılında yaptığı yeni anayasaya kadın kotasını koyarak, 2003 yılındaki seçimlerde meclisteki kadın oranını %48 ‘e yükselti .

2000 yılı öncesinde soykırım yaşayan ve sürekli  kabile çatışmasına sahne olan bu toplumda kadınlar için hayatın pek bir anlamı yoktu.

Geri kalmış erkek egemen Afrika toplumda kadının tek hakkı erkeğine ve çocuğuna hizmet üretmektir, yani evlilik hakkıdır sahip olduğu tek şey.

Ancak seçimlerden sonra kadın elinin deydiği pek çok şey değişti ve kadının toplum hayatında evlilikten başka, eğitimden adalete kadar her  alanda değişim yaşandı ve kadının ne kadar önemli bir faktör olduğu anlaşıldı.

Kısacası Raunda bir devrimi gerçekleştirdi.

Bizde de olur mu ?

Neden olmasın?

Öncelikle bu konudaki yanlış düşüncelerimizi değiştirmek gerekmektedir.  Şöyle ki; Kadını siyasal bir kategoriye sokarak, kotanın kadınların siyasal temsil sorununu çözeceğini düşünüyorsak yanlıştır.

Çünkü bu bir haktır.

Eğer demokraside ortak çıkarlar ortak katılımla belirleniyorsa, kadınların kendi sorunlarını kadın düşüncesi   ile değerlendirip ifade etmelerine fırsat verilmelidir. Bu, kadını siyasal yönden  kategorize etmek ya da temsil sorunu gibi görmekten  daha  çok insani bir haktır.

Ancak  kadına özgü kafamıza kazınan olumsuzluğu bertaraf etmemiz kolay gözükmüyor!

-Yeri gelince kadını dövüyor muyuz?

-Saçı uzun aklı kısa diyor muyuz?

-Kadının karnında sıpası, sırtında sopası eksik olmasın, diyor muyuz?

-Töre olayında erkeği pas edip kadını cezalandırıyor muyuz?

Görüldüğü gibi; Söz ve pratiğimizde kadının yeri pek hoş değildir!

Ama bu sadece bize özgü bir durum değil.

Tevrat, İncil ve Kuranda da kadının mağdur edildiğini duyuyoruz.

Kutsal kitapları tefsir eden erkekler, kendi egemenliklerini pekiştirmek için bu kutsal kitapları bile kullanmışlardır, diyebiliriz.

Anlaşılan o ki, geçmişimizden gelen yanlışları terk etmeden kadına hak ettiği rolü veremeyiz.

Aslında sadece kadın değildir değersiz kılınan !

Üretime katılmayan, yani üretmeyen  erkek de değersizdir  toplumda!

O halde kadın üretim ve yönetim  dengelerinde yerini bulmalı ki değer bulsun ve topluma yön versin.

Nitekim pek çok yetenekli kadın her türlü toplumsal koşullandırmaya  ve geleneksel rollere  rağmen  doktor, avukat yönetici hatta vekil bile olabiliyor ama, erkeklerin oluşturduğu siyasi kulislerin içinde yer almadığı için, siyasal  hayatta belirleyici rol oynayamıyorlar.

Sonuç: kadın pasif bir rol seçince, erkek egemenliğini dayatıyor.

Neyse sadede gelelim: Önümüzdeki yerel seçimlerde  kadın kotasına yönelen DTP’NİN uygulaması iyi sonuçlar doğurursa, yani kotayla seçilen kadınlar toplumsal dönüşümü sağlayabilir ve önemli uygulamalara imza atarlarsa eğer, kotaya gereksinim haklı bulunur ve diğer partilerde de bu uygulama kabul görür.

Kim bilir,  bakarsınız kadın eliyle Kürdisan  belediyeleri bir devrim yaratarak siyasi ve fiziki kalkınma ile bu ülke değişime zorlanır.

Ancak şu gerçeği de göz ardı etmemeliyiz!

Kürt kadını henüz  yönetim düzeyinde deneyim kazanmadığı gibi, Kürt coğrafyasında kadın yöneticiye erkeğin bakış açısı da henüz olumlulaşmadı.

Salt siyasi bir simge olarak kategorize ediliyor ve sunuluyorsa eğer, zamanlama  hatası yapılıyor diyeceğim.

Nitekim seçilenlerin düş kırıklığı yaratması ve beklentileri karşılayacak aktif siyasi reaksiyonu gösterememesi  bu endişeleri doğrular niteliktedir.

Erkeklik iç güdüsü müdür bilmiyorum ama, içimden hala bu konuda eksiğimiz var, ya da erkendir diyorum! Yetişmiş eleman konusunda endişeliyim.

Çünkü, milletvekili olmakla belediye başkanı olmak arasında bir fark vardır ve bu fark sorumluluklardan kaynaklanmaktadır.

Siz milletvekili koltuğunda oturup edilgen bir duruşla genel siyaset şemsiyesi altında kaybolabilirsiniz  ama belediye başkanlığı makamı edilgenliği kabul etmez..

Dolayısıyla belediye başkanlığına  yetişmiş, deneyimi, projesi ve cesareti olanların seçilmesi önem kazanmaktadır.

Kurdistan-post yazarlarından sayın Hasan Bildirici  bir yazısında Diyarbakır’a  Leyla Zana Belediye başkanı olmalı diyordu. Gerekçesi ise; Leyla Zana’nın Kürt gerçeğini meclise taşıdığını, korkmadan “Kürdistan” diyebileceğini ve bu süreçte bize Zana gibi korkusuz siyasilerin gerektiği yönündeydi.

Eğer hizmeti ikinci plana alıp, kadını kategorize ederek sırf siyaset diyorsak, elbette bu kriter öncelikli olmalıdır. Zaten Kürt açılımıyla ilgili ülke koşulları göz önüne alındığında Hasan Bildiriciye hak vermemek elde değildir. Ancak seçtiğimiz kadın vekillerden ya da kadın belediye başkanlarından kaçı bu yönde tepki geliştirebildi ki…

Sözün kısası Kürt coğrafyası kadın milletvekillerinden umduğunu bulamadığı için, kadın belediye başkanına fazla iltifat etmez.

Mevcutların koltukta oturuyor olması bir şey değiştirmiyor.

İstanbul, İzmir veya Mersin gibi metropollerde  kadın belediye başkanına kimse itiraz etmez. Hatta oralarda çok daha iyi sonuçlar doğduracaktır. Ama, Gever (Yüksekova) gibi benzer yerlerde bu uygulama risk faktörü taşır.

Özellikle cemaatler,  sistem partileri ve yerli işbirlikçi feodaller DTP’ ye karşı güç birliği yapıyorsa…!

Meydanlardaki kalabalıklara aldanıp “ odun koyarsak kazanırız” yanıltmasın yine!!!

Mevcutlar başarılı ise devam edilmelidir.

Fikret YAŞAR / 29.11.2008 / Gomanweb

14.12.2008 / Gomanweb


YORUMLAR


Kişisel menfaatim olmadığını siz çok iyi biliyorsunuz. Bazı zihniyetleri kaldırmak öyle kolay değil,mücadele etmek lazım diye düşüyorum. Afganistan’da Ruslar denedi ama başaramadılar. Irak’ta ABD nin denemesi gibi.  Bilirsin çatı partisine de karşıyım.  Bazı şeyleri kabul etmesen de gerçekler değişmez. Bugün kurtlerin çoğunun  dinin etkisinde olduklarını kabul etmek zorundayız.  M.B bunlar olmadığını söylemek zorundayım. Kürdistan’da bu kadar kadın boşuna ölmiyor. sadece düşünmekle olmuyor.  Ne yazık ki, 1ooo lira için adam oldururler  4000 liraya yemek yerler biliyorsun. bu kişilerde nasıl ilericilik beklenir. bu konuda sanki yeniymişsin gibi yazıyorsunuz. belki bazıları siyaset yapabilir, dini kullanabilir. onlar gerçekleri değiştirmez

 

Hayri Demirel / Hayri_demirel@hotmail.com


"Değerli Hemşerim,

Yazımı bir daha okumanızı isterim !
Makalemde taraf olmaktan çok durum değerlendirmesi yapmış, seçilenlerin bekleneni verememesi ve mevcut Kürt kadınının yeterince yetişmemiş olması ile beaber, sosyolojik gerçekleimizden kaynaklardan sebeplerden dolayı  %40 gibi bir kotanın uygulanmasının fayda yerine zarar verecğini anlatmaya çalıştım. Yoksa yazımda  belirttiğim gibi kadının Ruanda da olduğu gibi bizde de değişime neden olabileceğini vurguladım.

Ancak,  yazıma dair eleştirileri yukardaki yazıya gelen yorumlarla karşılaştırın, kendi toplumumuzu ne kadar doğru analiz ettiğim anlaşılır. yoksa bana kalırsa bunu konuşmak bile abesle iştigaldir. Benim demek istediğim; erkek egemen olan toplumumuzun  kadına yetki göçertilmesine henüz hazır olmadığıdır. buradaki yazıya gelen yorumları okumanızı dilerim. http://www.yuksekovahaber.com/news_detail.php?id=10645

Saygılarımla

Fikret Yaşar


Doğrusu kadın kotası hakkında bazı kimselerin dayanaksız bir şekilde DTP yi ve tabiki genelde de Kürtlere bakışı anlaşılır değil. Ne yani şartlar olgunlaşmamış da ne demek? Şartları erkek egemen sistem mi olgunlaştıracak? Yoksa iktidar merkezli erkekler mi bu şartların ne olacağına karar verecek? Bence akıldan çıkarılmaması gereken en önemli husus bu kararın çıkmasında belirleyici olan Kürt kadınıdır. Ve tabiki kendini de buna göre donatıp yetiştirmiştir. Ama hayır "Kadın bu konularda yetersizdir" diyorsanız o zaman şu soruya cevabınızı da merak ediyorum. 5000 yıldır yönetme tecrübe ve deneyimini elinde tutan erkek egemen zihniyetin yetersizliğini ve tabiki de yeteneksizliğini nasıl açıklayacaksınız? Öyle bir yeteneksizlik ki savaşlar, yıkımlar ve tabiki işsizlik bu yeteneksizliğin ürünü değil mi? Günümüz ekonomik krizi kadının eseri mi? Soruları çoğaltmadan cevap verebilirlerse sevinirim..

Ziya Yörük /  ziyayuruk@msn.com


  Sevgili hacam yazinizi okudum, Bu konuda cok haklisiniz.EGER bu yuzyilda halen bu bicimde düsünen zihniyet varsa,ki var. vay halimize. Ata Erkil yapi hakimiyetini sürdürüyor demektir. Öbür taraftada sunu söylüyorüz. Atasözü  " SER , SERE:. CE JENE CE MIRE."  Dünyanin sekizinci harikasi kürtlerdir. Bosa dememisler. Bize.

  selamlar- S .Dogan / firhatdogan@freenet.de

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu