AK PARTİ’NİN SAMİMİYETİ VE ALTAN KARDEŞLER

Mustafa Elveren – Em.Öğrt.

Bu Hükümet’in “Başörtüsü” üzerinden siyasi rant sağladığını ve hala sağlamaya çalıştığını hep beraber yaşayarak gördük. Ak Parti’nin vaat ettiği hak ve özgürlükler konusunda samimi olmadığını da, defalarca yazdım.  Belli ki, Ak Parti Hükümeti’nin amacı “Başörtüsü” sorununu çözmek değil, tam tersine derinleştirmek istiyor. Çünkü, “Başörtüsü” meselesi derinleştikçe, partisinin oylarını  artıracağını hesaplamaktadırlar. Bu güne kadar  Hükümet’e isteyerek veya istemeyerek de olsa destek veren başta Altan Kardeşler olmak üzere, bir kısım aydın ve yazarın desteğini çekmeleri, Ak Parti’nin samimiyetsizliğini kanıtlamaktadır.

Eğer Ak Parti Hükümeti samimi olsaydı, özgürlükleri bir bütün olarak ele alması gerekirdi.  "Türkiye, tek mönülü fakir bir lokantaya döndü. Varsa yoksa türban... Madem özgürlükleri savunuyorsunuz, önce YÖK'ü kaldırın, üniversiteyi özgürleştirin. 301. maddeyi neden değiştirmiyorsunuz? Üstelik bunları yapmak, türban sorununu çözmekten daha kolayken..." (18-02-2008/M.Altan /eflatunyarim.com) “Laikliği bir darbe vesilesi yapmaya çalışan Kemalistlere, ulusalcılara, darbecilere karşı olmamızın, türban dışındaki özgürlük taleplerinin “kendilerini doğrudan ilgilendirmediğini” düşünen AKP’lilerle aramızda hiç tartışmasız “ortaklıklar” yaratacağını mı zannediyorsunuz siz?” (19.02.2008/A.Altan/Taraf). Anlaşıldığı üzere, Atlan Kardeşlerin tavrı nettir.  

Irkçı-Ulusalcı- Sahte Kemalistlerin yanında, kendisini solcu hatta devrimci diye niteleyen bazı aydın ve yazar çevresi Atlan Kardeşlere saldırıyorlar.  Halbu ki, Çetin Altan ve çocukları bu ülkenin yüz akıdırlar. Sizler daha sol sözcüğü telefuz etmediğiniz yaşlarda iken,  onlar sol ve sosyalizm savunuculuğunu yapıyorladı. AKP'yi isteyerek hiç bir demokrat desteklemez. Ancak, sahte kemalistler solculuk adı altında bayrak,millet,vatan, sakarya edebiyatıyla uğraşırken, ortaya da alternatifsiz bir siyaset oluşturdular. AKP'ye bir defa aferin dediler diye, bu değerlerimizi "tosunculuk"la suçlamak, çok büyük haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Dokunmak istemedikleri CHP’nin tosuncukları,  AKP'nin ve MHP'nin tosuncuklarından  da beterdirler. Amacım Çetin Altan’ı ve çocuklarını savunmak değildir. Zaten onların böyle bir savunmaya ihtiyaçları da yoktur. Ancak, En kötü sivil yönetim, askeri darbelerden daha iyidir. Her ne kadar Sayın Mehmet Metiner tarafından “liberallik kisvesi altında "beyaz ideoloji" üretilmek isteniyor” denilse de, ben Dersimli bir Kürt-Kızılbaş-Komünist olarak Altan kardeşlerin bazı düşüncelerine katılmamakla birlikte, onları takdir ediyor ve cesaretlerine hayranım.

Sayın Mehmet Metiner’in de bir çok düşüncesine katılmıyorum. Fakat, bazı doğrularını görmezlikten gelmek, benim için doğru bir demokrat duruş olmaz. “Yiğidi öldür, hakkını yeme”mek lazımdır. İşte Sayın Mehmet Metiner’den bir alıntı. “Başörtüsü yasağını kaldırmak özgürlükçülük adına ne kadar doğru bir tavır ise Kürt sorununun demokratik çözümü için adımlar atmak da bir o kadar özgürlükçü bir tavırdır. Alevilik konusunda yapılacak açılımlar da bu cümledendir” (18.02.2008 - M.Metiner / Bugün)  Bu cümleler hala Ak Parti’ye desteğini sürdüren Sayın Mehmet Metiner’e  aittir. Metiner’in bu tespitine yürekten katılıyorum. Ancak, “Kazın ayağı öyle değil”dir.  Eğer, Hükümet başta Kürt sorunu olmak üzere, tüm özgürlükleri bir paket içinde ele almış olsaydı, bu gün bu belirsizlikleri yaşamayacaktık. Fakat, özgürlükleri bir bütün olarak ele alıp çözmek, Ak Parti’nin işine gelmez. Çünkü, samimi değildir. (Bazı okuyucular Ak Parti yerine AKP olarak yazmamı söyleseler de, ben PeKeKe’nin PeKaKa olarak yazılmasına ne kadar karşıysam, AK Partinin AKP olarak yazılmasına da o kadar karşıyımdır. Çünkü, Türkçe’de yazılışının böyle olduğunu öğrenmiştim ve öğretmiştim. Ne yazık ki, ben de zaman zaman bu hataya  düşmekteyim. Sayın Mehmet Metiner de eski bir Edebiyat öğretmenidir. Bunu benden daha cok iyi bildiğini sanıyorum. Ne hikmetse, PeKeKe’nin yerine hep PeKaKa’yı kullanıyor. Yine de Sayın Metiner’in kendi takdiridir, saygı duyarım.) 

Cesaretine hayran olduğum bir başka aydının şu sözlerini aktarmak istiyorum. “rejim oldum olası dozunu kendi ayarladığı bir “dinci gericiliğe” ihtiyaç duydu. Hem din işe karıştırıldı hem de dinin etkinliği artınca irtica hortladı söylemi dillendirildi. Dini işe karıştıranlarla  ‘irticadan’ şikayet edenler aynı odaklardı… ... siyasal islam islami elbise giydirilmiş kapitalizmdir    Siyasal İslamcı AKP beş-altı yıldır IMF proğramını tam bir bağnazlıkla uygulamıyor mu? Öyleyse İslam bunun neresinde? … Siyasal İslam özgürleşmeyi [emansipasyonu]  değil, itaati öneren bir cemaatçiliktir...   Eğer üniversiteler gerçekten üniversite olsalardı, sivil elbiseyle askerlik yapılan kışlalar olmasalardı, bu tür saçma tartışmalarla zaman kaybedilmezdi.”  (12.02.2008 / F.Başkaya / Gomanweb) Sevgili Hocam Fikret Başkaya’nın bu analizini okuyucuların takdirine bırakıyorum.

Peki şu benzetmeye ne demeli? “Erdoğan-Büyükanıt ilişkisi Tansu Çiller-Doğan Güreş ilişkisine benziyor” dedi. Aydar, “Kürtler bu ülkede başbakan bile oluyor” diyen Erdoğan’a,“Kürtlere kendi kimliği ile bir tek cezaevinin kapısı açık” şeklinde yanıt verdi - (19.01.2008 - ANF NEWS AGENCY).  Bu sözlerde hiç mi gerçek payı yok?

Yukarıda aktardığım veriler, Ak Parti’nin ne kadar samimi olduğunu ortaya koymaktadır. Buradan hareketle bir tahmin yapmak istiyorum. Buna komplo teorisi de diyebilirsiniz. Ak Parti Türban veya Başörtüsü Konusu ile ilgili  Anayasa’nın iki maddesini Meclisten çoğunluğu sağlayarak değiştirip (şu anda bu fasıl gerçekleşti), Cumhurbaşkanlığı tarafından da süresi içinde çok büyük ihtimalle onaylandıktan sonra, CHP’nin meseleyi Anayasa Mahkemesine götüreceğini, Hükümet tarafından iyi biliniyor. Anayasa Mahkemesi de yine çok büyük bir ihtimalle bozma kararını verecektir. Tüm bu aşamalardan sonra,  Ak Parti ve Başbakan, bürokratik çevrelerle kavgalıymış gibi davranarak, yani danışıklı bir dövüş çerçevesinde “Başörtüsü” meselesini çözmek istiyormuş görüntüsü altında, ilgili olan çevrelere şu mesajı vermek istiyor ”bakın, görüyorsunuz işte! Biz elimizde geleni yaptık, fakat bürokrasi önümüzü kesti. Siz merak etmeyin, bu meseleyi bir gün mutlaka çözeceğiz”. Diyecektir.  Seçmen kitlesine bunları söyleyeceğini şimdiden duyar gibiyim.

Kamuoyunu bu tür “Kefen”-“türban” gibi bez parçalarıyla oyalayarak, Yaklaşık bir yıl sonra yapılacak olan yerel seçimleri öne alarak, baskın bir seçimle tüm yerel yönetimleri alacağını hesaplamaktadır. “Bir taşla iki kuş vurmak”  istiyor.

Çok mu abarttım? Benim ön sezgilerim biraz güçlüdür. Çünkü, doğrulardan ve mazlumlardan yana olduğumu sanıyorum. Zaten Mazlumların Diyarı’ndan geldim, yine bir gün aynı yere geri döneceğim. En doğrusunu, önümüzdeki süreci hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

20.02.2008

Mustafa Elveren – Em.Öğrt.

E-Posta: mustafaelveren@gmail.com 

Web: www.gomanweb.com

ANMA:  21 Şubat 1993 tarihinde kontrgerilla tarafından  kaçırılarak. beş gün sonra, yani, 26 Şubat 1993 günü işkence ile katledildikten sonra, cesedi Dinar Köprüsü (Tunceli) yakınına bırakılan Elazığ İHD kurucusu ve Başkanı Avukat Metin CAN ile Doktor Hasan Kaya’yı anıyor, hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum. 24 Şubat Pazar Günü Elazığ’da mezarları başında bir anma töreni yapılacaktır. Anma etkinliğine katılacak kişi ve kuruluşları şimdiden selamlıyorum. / M.Elveren

 

Mustafa Elveren'in Tüm Yazılarını okumak için tıklayınnız >>