KALO GAĞAND

Seyfi MUXÛNDΠ

Hem bir gelenek hem de bir inanç olgusu olan Kalo Gağandi'nin (Kalé Gağandı), Dersim inacında ayrı bir yeri vardır. Geleneğin en önemli özelliği dayanışmayı, dostluğu ve sevgiyi ifade eden motifleri içinde taşımasıdır. Bir arada olmayı esas alan bu gelenek muhtemelen, ilkel dönemin son aşaması ile köleci topluma geçişin ilk döneminden kalmadır. Çünkü yemek vermek, yemek şölenleri düzenlemek genellikle bu dönemlerin ürünüdür. Üretimin belirli sınıfların elinde olması ve köleliğin, "karın tokluğunu çalışmayı" esas almasından dolayı, insanlar yeterince beslenememekteydiler. Onun içindir ki insanlar, bu tür gelenekleri yaratarak bir bakıma kendi içlerinde dayanışmayı sağlamışlardır. Zamanla bu dayanışmalar, belli inançlar oluşturmuş, kutsallık kazanmış, efsanelere dönüşmüş, mistizmin bir parçası olup çıkmışlardır. Cenazelerde yemek vermek, örneğin, Yedisi Yemeği, Kırk Yemeği, Elli iki Yemeği, Sersal (Yıldönümü Yemeği) vermek, genelde bu yaşam tarzının yarattığı geleneklerin bir sonucudur. Bu tür gelenekler, insanlar tarafından çabuk benimsenmiş, süreç içinde bazı değişikliklere uğrayarak günümüze kadar gelmişlerdir. Bugün, gerek "ölü yemekleri", gerekse "düğün yemekleri" eskisi gibi ilgi görmü­yor. Bu tür geleneklere ihtiyaç kalmamış gibi gözüküyor. Karın doyurma, cazip değil. En fakiri dahi bunu karşılamada zorlanmadığını söylemekte. "Bu yemek işini kaldırın" sitemini sık sık duyuyoruz.

 

Bu sitemler yüzünden gelenekler birer ikişer yok olmayla yüz yüze geldi. Birçoğu yok oldu da... Kimileri de sembolik olarak hâlâ varlığını ismen sürdürüyorlar. Şanslı olan bu gelenekler, genellikle inanç sembolü haline geldiği için kendi varlığını sürdürmekteler.

Ölüler için verilen bir yemek olan "ölü hayırı", az çok devam edenlerden. Ama insanlar bundan da kurtulmaya çalışıyorlar. Çevreye karşı ayıp olmasın ya da "Bir hayır bile vermedi" denmesinden korktukları için istemeye istemeye bu geleneği devam ettiriyorlar.

Modern dünyanın oluşumuyla birlikte bazı gelenekler revizyona uğrada. Yemek­ler düğün salonlarında ya da lüks içkili ve ne söylediği bilinmez sanatçıların bulunduğu lokantalarda verilmeye, yenmeye başladı. Ne kadar ilginçtir ki, Alevilerin ve Mevlevilerin inanç ibadeti olan sema artık bu tür yerlere taşındı, sıradan bir halk oyuna haline geldi

 

Kelimenin Tarihsel Anlamı ve Kökeni

"Kalo Gağand" ya da "Kalé Gağandı", ilk bakışta sıradan bir anlam gibi görünür. Ama aslında, gerek anlam, gerekse özellik bakımından Hızır veya Noel Baha'dan ayrı olmayan bir kişiliktir.

Kal/=ihtiyar, lo=erkek: Erkek ihtiyar (ihtiyar erkek), ilk göze çarpan anlamıdır. Yaşamın durduğu Ocak ayında, genç bir delikanlının gelmesini beklemek mantıksızdır. Böyle bir durumda olgun, ihtiyar, gün görmüş ak sakallı birinin gelmesini beklemek bir onurdur. Tıpkı Noel Baba gibi. Derviş Gcwr gibi ya da ak sakallı Hı­zır gibi.

 

Bu evliyalar farklı kişiler bile olsalar, üstlendikleri misyon aşağı yukarı aynıdır. Sadece bunlardan Xızır (Hızır) her zaman çıkıp gelebilir, darda kalanın yardımına koşabilir. Noel Baba ile Kalo Gağand. Ocak ayının ilk günlerinde evimizin ko­nuklarıdırlar. Noel sözcüğü her ne kadar Batı terimi olarak görünse de, No=nu=yeni, e/=tanrı. Enli, Oli-Ea'dan kaynaklanmış. Yeni gün, yeni yıl ya da Tanrının kendisini yenile­mesi, Tanrı Güneş'in kendini yenilemesi, Noelleşmesi, Noel'in anlamını ortaya koymaktadır. Tıpkı jînekolog'un "jin" ön eki­ni taşımasına benzer. Eggs (eg-İngilizce)=hek (yumurta), brather (bıradır-İngilizce)=bıra (kardeş) anlamdaşlığı gibi. iş­te, kışın acımasız uzun gecelerinde gelen misafirin en onur vericisi kâmil olanıdır. Kâmil olan ise Xızır, Kalo Gağand veya Noel olur.

 

Gağand:

"Ga " sözcüğünü daha önceki yazımda açıklamıştım. Bu yüzden bu sözcük üze­rinde durmayacağım, "ğand" son eki. bastırmak, susturmak, boğmak anlamına gelir. Deyim anlamını taşıdığı gibi mecaz özellikli sesteş bir sözcüktür. "Ğand" (xendigand)=boğmak anlamı, üretken Tanrı "Ga"y\ içeriye kapatıp dış dünya ile ilişkisini kesmek, dinlenmeye bırakmaktır. "Altı ay boyunca bize hizmet etti. simdi ona içerde hizmet etme sırası bize düşer."

"Ğand" ekinin diğer bir özelliği de, tipinin yoğun olduğu bir dönemde insanı "xendtğand" (boğma) derecesine getirmesidir. "Çile" anlamında bir olmasıdır.

Yeri gelmişken, (Kalé Gağand ile Hızır Orucu'nun birbirine yakın tarihlerde olum sı sebebi ile) Xızır adı üzerinde gözden kaçırılan bir özellik üzerinde duracağım. Aynı zamanda her iki anlamın yakınlığını açıklayacağım.  Hızır Orucu veya Hıdır- Ilyas Orucuna, Dersimliler, "Xıderlez" derler. Halkın kendi yaşantısına ve inancı­na yakın bir yakıştırmasıdır bu.

Xı-der-lez, xı=hu (Tanrı veya Xızır), der=dışarı, açıkta kalma), lez=çabuk anlamlarına gelir. Toparlayacak olursak "Hu"nun "der"de (dışarıda kalana) "lez" (çabuk) yetişmesi... "Hu'nun dar günde yetişmesi", Xı-der-lez (Xıderlez) anlamıyla bütünleşmiştir. Dersimli. Xızır'a kendine göre kış aylarında başlı başına bir anlam kazandırmıştır. Kış mevsimi dışında da Xızır'ı, yine Xızır" olarak adlandırmaya de­vam eder. Xı=hu, zı=ışık, ra=Tanrı... Kısaca Xızır, aynı zamanda Şah u Şah, Za u Za (Işıkların Işığı) ile anlamdaştır.

 

Kalo Gağand (Kali Gağandı) Uygulaması

Dersim bölgesinde, Kalo Gağand günü kimi eğlenceler düzenlenir. Çocuklar ve gençler, o gece sakal takıp, yüzlerine un veya is sürerek çeşidi kıyafetler giyerler. Hatta bir erkek çocuk, beyaz sakal takıp (Kalo) kılığına girerken, diğer bir erkek çocuk da kadın (Fato) kılığına girerdi. Ço­cukların ve gençlerin oluşturduğu bu grubun liderleri Kalo ile Fato'dur. Dolaştıkları evlerden yiyecek toplarlar, halay çekerler ve "başkan" (çiftetelli) oynarlardı. "Kalo" ve "Fato" tiplemesine kimi yörelerde "Kalık" ve "Fatık" denirdi. Toplanan yiyeceklerin bir evde yemek olarak hazırlanmasıyla beraber bu evde çeşitli eğlenceler düzenlenir, maniler söylenirdi. Gençler burada birbirlerine karşılıklı olarak bilmeceler sorarlar, bu bilmeceler de "tiştik" diye adlandırılırdı. "Tiştik" sorulan, bir tekerleme gibi veya masalların ön cümleleri gibi genel bir tekerleme ile baş­lardı.

 

Gençlerin ve çocukların hazırladığı yemekten bir lokma almak, büyük bir sevap sayılırdı. Bu yemeği yetişenlere sunmak çocuklar için de bir onurdur.

Yılbaşı günü akşamı zırfet (zıre fet) pi­şirilir. Kalo Gağand'da yapılan zırefet'in, diğer günlerde yapılan zırefet'ten farkı, sadece kutsal bir güne izafeten yapılmasıdır.

Feth (fettır), Dersim Zazacasında "mayasız hamur" demektir. Yemek, kalın mayasız hamurun sacın altında pişirildikten sonra tepsi şeklinde açılıp, içi oyulur. Ortasındaki ekmekler ufalanıp tekrar kendi içinde önce "çortan" (kurut) ayranı ile ıslatmak; sonra da kızgın tereyağı üzerine dökerek yemeğe hazır hale getirilmesidir. Buraya kadar yemekte olağanüstü bir değişiklik görülmüyor.

Kutsal güne izafeten yapılan zırefet'in, diğer günlerde yapılan zırefet'ten farkı şu:

Yemek, "kewaniye" (bayan aşçı) tara­fından hazırlandıktan sonra içine üç tane çubuk parçası konur. 4-5 cm. uzunluğunda olan bu çubukların 3 tane olması başlı başına bir anlam taşır. Yemeğin içine konan çubukların her biri ayrı bir anlam taşır. Bu çubuklardan biri "devlet" (buradaki anlamı sisteme bağlılık anlamında değil, "lider" olmak, "zengin" olmak anlamındadır. Dersim'de çok zengin olanlara "dewletli" (devletli denir.), ikincisi "cot-gar/cıtkar" (çiftçi), üçüncüsü "qısmet" (kısmet) diye adlandırılır. Hazırlanan çubukların bir meyve ağacından olması da önemli bir özelliktir. Erik, kayısı veya badem ağacından olmasına özen gösterilirdi. Çubuklar, genel olarak "nesiw", "neşiv" (nasip) olarak adlandırılır. Bu, bir bakıma günümüzde çekilen milli piyango olayına benzer. İnsanlar, böyle bir sistem geliştirerek, yeni yılda şansının olup olmadığını, yeni yıla nasıl gireceğini, nasıl yaşayacağını anlamak istemişlerdir. "Devlet" anlamına gelen çubuğu bulmak, en büyük ikramiyedir. "Qısmet" (kısmet) ise yabana atılmayacak bir ikramiyedir. "Cotkar/cıt­kar" ise, üzülmesi gerekilen bir durumdur. Bu nasip, çileli bir yaşam sürmenin ifadesidir.

 

Zırcfet'in içine konan bu çubukları bu­lan kişi o yıl nasibinin, o doğrultuda olacağına inanır. Yaptığım araştırmalarda değişik yörelerde, yemek içindeki üç ağacın farklı anlamlar taşıdığını gördüm. Şöyle ki: Qısmet ve Devlet adlı çubukları birleştirip, "devlet" adlı çubuğun içine konur. Buna "devlet" denir. Cotkar/cıtkar (çiftçi) çubuğu yine karasaban biçimindedir.

Üçüncü çubuk olarak "şiwan" (çoban) adlı bir çu­buk hazırlanırdı. Şiwan adlı çubuk çoban kepeneğine benzer. Bu sembollerin benzerine, George İfran'ın "Çakıl Taşlarından Babil Kulesi" adlı eserinde rastlamıştım.

 

Gece yarısından sonra, evin kadınları, ellerinde su stilleriyle çeşmeye koşarlar. Yeni yıl ile birlikte, yeni suyun kendilerine bereket getireceğine inanırlardı. Çeş­meden getirdikleri suyu odalara, mutfak diye tabir edilen ev damına, un ve buğday ambarlarının etrafına, ahıra, samanlığa serperlerdi. Tüm bu serpme işlemi yapılmadan önce, getirilen su herkes tarafından birer tas içilirdi. Aynı zamanda evde kalan hayvanlara da verilirdi. Bu suya "awa sersala nuw" denirdi. Kimi evlerde, su içmeden önce dua verildiği anlatılırdı. Bazı evlerde su taşıma işi sabaha kadar yapılırdı. O gece "Kudret Suyu" (Zemzem) akacağına inanılırdı.

 

Zırefât, kimi yörelerde "Zırafet" olarak söylenir. Bu söyleyişin morfolojik açılımını yaptığımızda ilginç bir durumla kar­şılaşıyoruz. Zı=ışık, ra=tanrı (Tanrı ışığı), fct/fetır=mayasız ekmek anlamına gelir. Bir bütün olarak ele aldığımızda, "Işık Tanrısı'nın mayasız ekmeği (nimeti)"dir. Yaşlılarımız, sabahlan kalktığında o günün onuruna, ellerini güneşe doğru aç­madan önce işaret parmağını öpüp alınla­rına götürürlerdi. Ardından da güneşe dönerek, ellerini açıp, "Ya dhvanu seri sibe tu  me ji qedan û belan bıparizînî" (Ya sabahın ilk ışıklarıyla kurulan Divan, sen bizi kadalardan ve belalardan koruyasın) derlerdi. Yeri gelmişken, "qedu" ve "bı­parizînî" sözcükleri üzerinde durmak istiyorum. "Qeda", genellikle hastalık anlamında kullanılır. Ama cin çarpma, kafayı oynatma, bunalım anlamlarında da kullanılmakladır. İnsanın bu tür durumlara düşmesi, kendinden değil, üstün gücün o in­sanı cezalandırmasıdır. Qe=olağanüstü güç, şeytan, cin veya Tamı, da=verdi anlamına gelir.

 

"Parîzînî" sözcüğünün açılımını da şöyle yapabiliriz. Pa=paş, rı=re=ra=tanrı, ze=ışık. Bir bütün olarak ele aldığımızda "Tanrı'nın ışığından alıkoymayasın" anlamına gelir.

Ninem ve annem, "Bas Gağandi si ron (rojan) îş nedikirm" (Gağand'dan sonra üç gün iş yapılmazdı) derlerdi.

 

Unutulmamalı ki, Xızır Orucu da, Ka-lo Gağand gibi üç gündür.

Kurcş ve Duzgın'a yoldaş olan "Kala Sıpe", kimdir? Acaba Xızır mıdır? Bu kesin değildir. "Kalo Sıpe"nin "Dewres Gewr" olduğunu söyleyen yaşlılarımız da var. Aynı şey, "Kalo Gağand" için de geçerlidir. Ancak her ne olursa olsun, Kalo Gağand, Dersim'de vazgeçilmez bir külttür. Diğer evliyalar gibi, bir köşe taşı ola­rak durmakladır.

 

Evet, Dersim'de "Gağand" kutlaması, geçmişte önemli bir gelenekti. Şimdi birçok özelliğini yitirerek yine de yaşıyor. Ancak bu gelenek, başka yörelerde, başka toplumlarda da var. Örneğin, Gağand. Trabzon Rumlarında da yakın bir isim benzerliğiyle anılmaktadır. Gağand'ın Rumca karşılığı "Galandar"dır. Galandar kutlaması, çocuklar ve gençler arasında Dersim'de kinden farklı olmaksızın uygulanmıştır. Bir başka benzerlik de. Galandar'ın da tıpkı Dersim'de kutlanan Gağand gibi Ocak ayında kullanmasıdır. Yaptığım bir röportajda bu gelenek Alevilerle Ermeniler ortak kutluyorlardı “Gağ ermeni adıdır diye değişik bir youm getirmişti(2002 yılında 82 yaşıda Mehmet Solmaz röportaj kaseti mevcuttur.)

 

Trabzon'un Çaykara ilçesinin Karaçam beldesinden (Karaçam'm eski ismi "Ogena’dır”) görüştüğüm bir yaşlıdan derlediğim bilgilere göre. Ogene'de yapılan kutlamalarla Dersim'deki kutlamalar birbirine benzerdir.

 

Galandar günü, çocuklar çeşitli kılıklara girerek, sırtlarına almış oldukları torbalarla sabahın erken saatlerinde evleri tek tek dolaşırlarmış. Kapıyı çalan çocuk, ev sahibi tarafından ilgi ile karşılanır. Çünkü evinin kapısını ilk çalan kişi o eve ya uğur getirir ya da uğursuzluk. O yıl işler düzgün giderse, evin kapısını çalan o ilk kişiye uğurlu insan gözü ile bakılır. İşler ters gittiğinde ise ev sahibi, o yıl. o çocuğun uğursuzluk getirdiğine inanırmış. Kadınların sabaha kadar su taşımaları, çocukların ziyafetlerinden bir lokma nasiplenmek orada da var.

Bu benzerlikler şimdilik bizim bildiklerimiz. Ama kim bilir, nerede, hangi toplumda benzer ne kadar kültürel mirasımız var?

 

--------------3 veya 4cm----------------------------

 

 

 

"Cotkar/cıtkar" (çiftçi), karasabana benzer.

"Çiftçi" çubuğunun sekli

--------------3 veya 4cm----------------------------

 

 

 

--------------3 veya 4cm---------------------------

"Devlet" (zenginlik) anlamına gelen çubuğun başın taç şeklindedirlindedir.

 

 

 

 

--------------3 veya 4cm----------------------------

 

'■ Kısmen temsil  eden çubuğun şekli

      "Qısmet” (kısmet),sadece düz, ucu sivri çubuktur.   Bununanlamı, düz ve pürüzsüz bir kısmet istemek.

 

 

--------------3 veya 4cm----------------------------

 

 

 

“ Çoban” aamıdadır. Kepeneğe benzer.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekleme Tarihi: 01.01.2008 / omanweb