DERSİM'DE BİLİNMEYEN BİR EVLİYA:  " ÇORÎBORÎ"     

   Seyfi MUXÛNDÎ

Alevi Kürtlerde "Pir"ler önemli bir yer tutarken Dersim'de, yanısıra "Jarr/Jarre" (ziyaretler) de önemli bir yer tutar. Tarıq (ewliya/evliya)'ın, bu ziyaretler arasında önemli bir yeri vardır. "Tuba Ağacı"ndan olduğu söylenen Tarıq'ın boyunun genellikle yedi boğum uzunluğunda olduğu söylenmekte­dir. Tarıq'ın, dalının kökleri gökte, kendisi aşa­ğıda olduğu, Ali ile Kamber'in yolculuğu sıra-sınde elde edildiği rivayeti sık sık anlatılmakta­dır. Ancak, genellikle bütün Tarıq'ların (ewli-ya) "Tuba" ağacının dalından olmasına rağmen, bu özellikleri taşımayan, "Tuba" ağacından olmayan bazı evliyalara da rastlamaktayız. İşte bunlardan birisi de "Çorîborî" evliyasıdır. "Çorîborî", külahtır. Çorîborî törenine geçmeden önce, bu sözcük üzerinde durmak istedim.

 

Yöredeki bir Alevi Kürt'e, "Evvlîyayt Çorîborî çîye?" (Çorîborî'nin evliyası nedir?) diye sorduğumuzda, "Ewlîyaye Çorîborî kulike." (Çorîborî'nin evliyası külahtır.) karşılığını alırız. "Kulık" (külah) sözcüğünün açılımını yap­tığımızda karşımıza iki ayn anlam çıksa da, sonuçta aynı şeyi ifade etmekte birleşirler. "Ku­lık", Ku=kur (çocuk), Ku=kur (baş), ko=dağ,zirve, üst, tepe… lık=léke (giydir, bezetmek, dökmek), ku=lık (başa giy­dirmek veya başa koymak) anlamlarındadır. Diğer bir anlam da yine ilkiyle bir bakıma bü­tünleşmektedir. İnsanın zirvesi, doruk noktası başıdır. Kırmancki'de "Ko" (dağ) anlamındadır. Ku=ko (dağ, tepe), lık=giyme, "tepeye giydir­me" anlamındadır. Kofi kelimesi bu etimolojik temelde ortaya çıkmıştır.

 

Bir evliya adı olan "Çorîborî", kurmancki'de, "Çoribori" (zıkkım yiyin), (zıkkım ye) anlamındadır. Bu sözcük, Dersim'de, Kırmancki konuşan   bir yörede bir evliyaya isim olmuşken, Kırmancki konuşan başka yörede ise farklı bir anlamı nasıl kazanmıştır?

Dersim kültüründe ağaç, dağ vb. bazen karşımıza evliya olarak çıkabilmektedir. Ancak, bu evliyalardan Tarıq, genellikle Pirlerin, Seyyitlerin ocaklarında bulunur. Alışılmış kuralın dışında da bazı evliyalara rastlamaktayız. "Çorîborî" de bunlardan biridir. (Geniş bilgi için bkz- Dilek Güleryiizlü, Tunceli (Pülümür), Erzincan (Çayır­lı) Alevilerinde Evliya Kültü, Munzur Dergisi, Sayı:10.)

 

"Çorîborî Evliyası" ile ilgili araştırmayı, değişik kaynaklardan yaptıktan sonra, bu ziyaretin soyundan gelen kişilere başvurup onların anlatımlarını da alarak tamamladım. Bu soydan gelenlerden ilki İsmail Aydın, diğeri ise Aziz Aytaç'tır. İsmail Aydın, bugün Adana'da oturuyor. Uzun bir süredir köyünden uzak kalmış olmasına, son yıllarda yapılan törenlere kısmen katıl­mamasına rağmen, tarihini en iyi bi­lenlerden birisi... Aziz Aytaç ise hâlâ köyü olan Golan  ve Dep'de (Karakoçan'a bağlı) yaşamaktadır, dolayısıyla ziyaretle yakın bir ilişkisi vardır.

 

İlk olarak Aziz Aytaç'ın (55) anlatı­mını buraya alıyorum. Sonra, İsmail Aydınla yapılan röportajı aktaracağım. İki ayrı anlatım arasındaki fark bana ait değil, kaynak kişilerin verdiği bilgilerdir. Biz, sadece anlatılanları aktar­makla yetindik, görevimiz de buydu zaten... Anlatılanlar üzerine yorumlar, diğer evliyalarla benzer ya da ayrı özellikleri vs. başka bir makalenin ko­nusu olacaktır.

 

Aziz Aytaç'ın Anlatımıyla "Çorîborî Evliyası"nın Tarihi

"Çorîborî", Elazığ'ın Karakocan ilçesinin Dep köyünün güneybatısında bulunan Golan Kaplıcalarının da bulunduğu köy olan Golan Köyü'nde bulunmaktadır. Anlatımlara göre "Çorîborî"nin ilk sahibi Arap Ağa'dır. Arap Ağa'ya "Arap" denmesinin nedeni esmer olmasından dolayıdır. Ağalık unvanı ise, gerçek bir ağa olduğundan değil, hanedan (misafirperver) olduğundandır. Bugün ailenin unvanı "Ağay Awıs" diye geçer. Arap Ağa, Golan'a Paş1*"' köyünden gelir, yerleşir. Golan ağası, Arap Ağa'yı çok sevdiği için alıp yanına getirir. Zamanla Arap Ağa, çevrede önemli bir nüfuz sahibi olur. Geldiği yerde, kendi aşiretinden kimse olmayınca, kendi aşireti unutulur. Yerleştiği Golan'ın çevresindeki köyler "Hîzol" aşiretinden olduklarından, kendini Hîzol olarak görür, Hizol aşiretine tabi kılar.

 

Zamanla bulunduğu eski çevresinden 40 kişilik bir misafiri gelir. Gelen misafirler Kurmancki (Kırdaşki) değil.


 

(!*) Paş: Peri Nehri üzerinde, Baxîn Kaplıcalarından yukarıdadır. Paş, "arka" ve "yukarı" anlamındadır. Bir dönem Baxîn (Paxîn), başkent olması, Paş'ın da "Paşnta (arkada) olması önemlidir. Ayrıca, bazı anlatımlara göre Kurcs'in de ilk yerleştiği yerdir.

 

Kırmancki konuşanlardır. Akşam olur, misafirlere yemek hazırlanır. Hazırlanan yemek "Zırfet/Zırafet"tir. Lakin Zırfet çok küçük yapılmıştır. Görünüşte, ancak birkaç kişinin yiyip doyabile­ceği büyüklüktedir. Sofra hazırlanıp Zırfet ortaya konunca, ev sahibi misafir­leri sofraya buyur eder. Misafirler, bir­birlerinin yüzlerine bakarlar, biri "Çor borî" ("Zıkkım yiyelim" - Hani, bir şey yok, anlamında) der. Ama yine de yemek yenmeye başlanır. Kırk kişi zırfeti yerler fakat Zırfet bir türlü bitmez. Bu olay üzerine bu ocağın adı "Çorîborî" olarak kalır.

 

Sabah olunca misafirler yola çıkarlar. Çıkarken, misafirlerden biri, kapının önünde bulunan karasabanın demirini (gîsin) çalar ve hırkasının altına gizler. Yola çıkıp daha 100-150 metre gitmeden demiri (gîsin'i) çalan, olduğu yere yığılıp kalır. Ağzı eğilen, el ve ayaklan çarpık olan adam, arkadaşları tarafından Pamuklu'ya, Pir'e götürülür. Pir, okur üfler ama adam yine de iyileşmez. Bunun üzerine arkadaşları onu tekrardan "Çorîborî"ye getirirler. Arap Ağa, adamın ağzına mendilini sürer ve adam iyileşir. Bir söylenceye göre de başından "kulîk" (külah) çıkarıp adamın ağzına sürer. Bundan sonra, burası bir evliya ocağı olur. Mekânın adı "Çorîborî", köyün adı Golan olarak söylenmeye devam edilir. Golan, ismi­ni köyün aşağısından geçen Peri Nehri'nden alır. Peri, bu hizada oldukça durgun aktığından göl   görünümündedir. Çevredeki göllerin de bunda etkisi vardır.

 

Ağzı eğilenler, cinlere çarpılanlar, karasevdaya düşenler, sara olanlar, kekemeler iyileşmek amacı ile her Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan akşam buraya gelirler. O gece burada kalıp Cem törenine katılır, ertesi sabah Cuma günü evlerine dönerler. Ziyaretçiler gelirlerken, kendileri ile birlikte güçlerine göre niyaz, horoz, koyun vs. getirirler. Buraya, hem Kürtler hem Türkler, hem Aleviler hem de Sünniler de gelirler. Yörede, "Buraya herkes de Aleviler, Zazalar ve Türkler de gelirler".

Akşam olunca kurbanlar kesilir, yemekler hazırlanır. Yemekler yendikten, sofra kalktıktan sonra, ev sahibi töreni başlatır. Ev sahibi, dualar okuyarak evliyayı asılı yerden indirir, yeşil kefen­den çıkarmadan hastaların ağzına, yüzüne sürer, sürerken de bir yandan dualar okur. Olayın atmosferi ile ağlayan, bağıran, figan edenin çığlıkları adeta evi titretir. Külah, hastalara sürme töreni bittikten sonra, tekrardan kılıfa konup yerine asılır.

 

Cem töreninden önce, her cemde olduğu gibi mumlar yakılır. Tören bitince mumlar sır edilir. Dedeler dahil olmak üzere hiç kimsenin bu töreni yürütmeye yetkisi yoktur. Bu tören, ta­mamen ev halkına aittir. Oysa evliyası olan taliplerin, evliya törenini hanenin piri tarafından yürütülmektedir.

 

Ocağın sahibi olan Aziz Aytaç, "Bu yaşıma kadar (55) ne ben, ne de bir başkası 'Kulık'ı yeşil kefenin içinden çıkarıp bakmadım. Bir kere çıkarmayı düşündüm ama cesaret edemedim." dedi.

 

Öyle anlaşılıyor ki, şimdiye kadar kimse, kılıfından çıkarıp bakmamış. Yöre halkı da bunu doğruluyor. "Çorî borî”nin, görkemli dönemi 1970'lerin ortasına kadar devam etmiş. Bu dönem, İmam Hüseyin Aytaç'ın dönemidir. Bu dönemde ilgi çok yoğunmuş. İmam Hüseyin Aytaç ölünce, oğ­lu Ağa Aytaç ve Zeki Aytaç bakar. 12 Eylül'den sonra gerek çevredeki olaylar, gerek göçler ve köyde kurulan ka­rakol nedeniyle ilgi bir hayli azalır. Bugün Ağa Aytaç'ın hanımı Cemile Aytaç ile Aziz Aytaç bu töreni kısmi olarak yürütmeye çalışmaktadırlar.

 

İsmail Aydın in Anlatımı:

Not: Röportaj 2002 tarihinde yapılmıştır. Yer Adana Hacıbektaş derneği

 (İsmail Aydın, (Elazığ-Karakocan (Dep), Yoğıınağaç (Golan) Köyünden. Aile lakabı: Aliye Zure'dır. Soyunun Arap Ağa (Çorîborî) soyundan geldi­ğini söylemektedir. 1339 (1923) doğumludur)

 

Seyfi Muxundî: Sayın İsmail Ay­dın, Çorîborî Ziyareti'nin ilk kurucula­rı hakkında bir ön bilgi verir misiniz?

 

İsmail Aydın: Dedemize "Mehmet Ağa-ı Kal" denir. Mehmet Ağa-ı Kal, Abbasi hükümdarlığı döneminde Ehli­beyt taraftarı olması nedeni ile sürekli harcanmak istenen bir kişidir. Mehmet Ağa'nın oğlu Arap Ağa, Abbasi ordusunda "Milazim-i Sani" rütbesi ile bir askeri komutandır. Bu özelliğinden do­layı, kolay yoldan harcanamaz. Zor ve riski yüksek olan bir uç beyliğine gön­derilir. Ayrıca, Mehmet Ağa'nın "Har-zem Şah" soyundan olması, okları da­ha da çok üzerine çekmesine yetmiştir. Dönemin Abbasi Halifesi Harun Reşit, Arap Ağa'yı, Kızıl Kilise'yi fethetmesi için yollar. O güne kadar bu kale kolay zapt edilmemiş. Hatta gelenler de yeni­lerek geri dönmüşlerdir. Kızıl Kilise, o dönemde Pontus-Rum egemenliği al-tındaymış. Ayrıca Pers-Pontus ve Arap üçgenine yakın bir yerde olması, bir başka zorluğu teşkil ediyordu. Arap Ağa, bu zorluğa rağmen Kızıl Kilise'yi alır. Ölüme gönderilen Arap Ağa, Kızıl Kilise çevresini alıp Abbasi üzerine kayıt eder. O dönem, tapulama işlemleri Mitbulak (Bingöl)'ta yapılmaktadır. Tabii tapu işlemleri halife adına, komutana yapılırmış.

 

Seyfi Muxundî: Bingöl'ün adı "Çapakçur" değil miydi?

 

İsmail Aydın: Hayır. Çapakçur da­ha sonra. Zaten Mitbulak, Rumca "Mit"=bin, "bulak"=göl anlamındadır. Daha sonra adı değiştirilip Çapakçur oluyor. Hatta bir dönem "Abu Tahir" olmuş. Çok sonraları Bingöl ismini almıştır.

 

Seyfi Muxundî: Peki, Arap Ağa'nın yerleşmesi nasıl olur?

 

İsmail Aydın: Oraya geleceğim. Arap Ağa, Abbasi oyununun farkında olduğu için geri dönme yerine, o böl­geye yerleşmeyi tercih eder. Abbasi geleneğine göre bir komutan fethettiği bir bölgeyi devlet adına kendine mülk edinip yerleşebiliyordu. Abbasiler, ge­leneğe saygı mı, yoksa Arap Ağa'yı kendilerinden uzak olmasını istemele­rinden mi bilinmez, onun bu bölgeye yerleşmesini kabul ederler. Kale ko­mutanlığından ayrılır. Bölgenin vergi­lerini toplaması için görevlendirilir. Zaptettiği topraklardan, bugünkü "Paş" köyünü kendisine mekân seçip yerle­şir. Daha sonra babasını da buraya ge­tirir ve yerleşir. Dersim’li bir kızla evle­nir. İyi çalışması nedeniyle Palu Kalesi'nin komutanı, kendisine "Golan" kö­yüne yerleşmesini ve kendi bölgesinin vergisini de toplamasını ister. Arap Ağa, hayatta iken bu bölgenin bir kı­sım vergilerini toplar ama gelip Golan'a yerleşmek Arap Ağa'ya nasip olmaz. Gelip, Golan'a mekân kurmak, Arap Ağa'nın torunu Osman'ın çocuk­larına nasip olur.

 

Arap Ağa, "Paş"a yerleştikten sonra bir gün köyün yukarısında, orman için­de ateş yakıldığını görür. Kalkıp ateş yakanların yanına varır. Ateş yakanla­rın üç yabancı olduklarını görür. Otu­rur onlarla konuşur. Konuşmalarından, onların birer "Er" olduklarını, boş in­san olmadıklarını kıvş-keramet sahibi kişiler olduklarını anlar. Bu üç kişinin birisi Seyit Mahmut Kal'dır. Onu, bu günkü Mazgirt'in "Sey Mamudan" kö­yüne yerleştirir. İkincisi, "Seyit Mah­mut Hayrani"dir. O, batıya gider. Üçüncüsünün kim olduğunu bilmiyo­rum ama o da Malatya'ya gider ve oraya yerleşir. Arap Ağa, bir yandan da at yetiştiriciliği yapar. Bölgede büyük bir harası vardır. Bu nedenden dolayı Arap Ağa'nın bir adı da "Arap Ağa-ı Zengî-Zerin'dir (Eyeri altın Arap Ağa)... İşte "Çorîborî" olayı da bu dö­nemde ortaya çıkar.

 

Seyfi Muxundî: Çorîborî olayı, Golan'da olan bir oluşum değil mi?

 

İsmail Aydın: Hayır, hayır... Bu daha Paş'tayken olmuştur. Bir gün akşam yemeğine yakın bir zamanda, Der­sim tarafından 40 kişilik bir kafile gelir. Kafilenin amacı, o gece orada kalıp gece yarısı kalkıp evi soymakmış. Hırsızlar kendi aralarında konuşurken evin hanımı, konuşulanları, Dersimli olduğu için anlar. Arap Ağa, misafirler için yemek hazırlanmasını ister. Oysa akşam için sadece ev halkına yetecek yedi kişilik yemek yapılmıştır. Arap Ağa, yemek hazırlanmasını yenileyin­ce, hanım "Çorî borî" (Zıkkım yesinler) der. Yemek hazırlanmaz. Misafir­ler, ev hanımının bu sözü üzerine bir­birlerinin yüzüne bakarlar. Biraz sıkı­lırlar ama çok da memnun olurlar. "Evi soymak için iyi bir bahane" gözü ile bakarlar. Yemek vakti gelir. Sofraya yedi kişilik "zırfet" (kömbe) konur. Yemek yenir ama hiç eksilmez. Olduğu gibi kalır. Bu olay karşısında hırsız­lar korkuya kapılırlar.   Doymuşlardır ama hiç eksilme olmamıştır. O gece orada kalırlar. Evi soymaktan da vaz­geçerler. Sabah yola çıkarlar. İçlerinden iki kişi, bu olaydan ders almazlar. Çıkarken biri karasaban demirini (gîsîn), diğeri de kıl yastık doldurulmamış- (balîf) çalarlar. Daha suyun kena­rına varmadan ikisi de korkudan düşerler ve ağızları eğilir. Bu olay üzerine arkadaşları "Xarîk"e gidip bir kurban alırlar. Kurbanlık koç ile birlikte arkadaşlarını da alıp Arap Ağa'nın huzuru­na çıkarlar. Yalvarır yakarırlar, af di­lerler. Arap Ağa, başındaki külahı çıkarır birinin ağzına sürer, ayağındaki çizmeyi de diğerinin ağzına sürer. îkisi de iyileşir. Daha sonra külah Golan'a, çizme de Bingöl ile Kiğı arasında bulunan "Lek" köyüne taşınan Arap Ağa'nın torunları tarafından götürülür. Lek'e gidenlerin bir süre sonra Sünnileşmesiyle hem geleneği hem de kendisi kaybolur. Hâlâ, Lek köyündeki insanlar. "Biz Paş'tan geldik. Arap Ağa'nın torunlarıyız." demektedirler.

 

Seyfi Muxundî: Peki külah ve Çorîborî ziyareti Golan köyüne nasıl gelir.

 

İsmail Aydın: Anlatayım. Bizim yöremizde, siz de bilirsiniz, henüz bu kadar bilim gelişmediği bir dönemde, kışın oturup sohbet etmek, kişilerin aile tarihlerini dilden dile aktarılması yaygındı. Bizim Kürt toplumu da böyle an­latımları onurla anlatır. Unutulmaması­nı sağlarlardı. İşte bu tür anlatımın yaygın olduğu dönemlerde yetiştim. Bizim bir amcamız vardı. Adı, İbrahim idi. İb­rahim Laçin, kendisi Arap Ağa'nın to­runlarından Hasan Ağa kolundan. Biz, taşınır?yani ben de Osman Ağa kolundanım. Sonuçta hepimiz aynı soydanız. 1950 yılında öldüğü zaman 90 yaşın üstündeydi. Çorîborî zayiretinin Golan'a na­sıl taşındığının en iyi anlatanıydı. Onun anlatımına göre, "Her ne kadar Palu Beyi, Arap Ağa'ya, Golan'a yerleşmeyi teklif etmişse de, Arap Ağa'ya nasip olmamış. Golan'a ilk ev yapmayı Arap Ağa'nın oğlu Mehmet, Mehmet'in oğlu Osman, Osman'ın dört oğlu tarafından kurulur. Dört kardeş: Mustafa, İsmail, Hasan ve Sadık'tır. Bu dört kardeş, ev yapınca Golan köyü kurulur. Ama "Kulîk" (külah) ve ziyaret hâlâ Paş köyündedir. Sebebi ise Osman'ın kardeşlerin­den Seyithan, amaldir (kör). Külahın kullanılması yetkisi ona aittir. Bu durumu bilen dört kardeş, Golan'a ziyaret evi yaparlar. Amcaları Seyithan'ı ve küllahı alıp Golan'a getirirler."

 

O günden beri Çorîborî ziyaretgâhı Golan köyündedir. Külahın kullanımında, bir tereddüt ve çekişme kavgası asla olmamıştır. Vasiyetle yetki kime bırakılmışsa o töreni yürütmekle mükellef olmuştur. Töreni yürüten bir ahlaki değer ve takdir içinde yürütür. Çevrede hemen hemen herkes gelir. Türk, Kürt, Alevi, Sünni; herkesin uğrak yeridir. Elimde dilden dile gelen bir aile soy şeceremi çıkardım. Yalnız bu arada bazı babalar unutulduğu için 300-400 yıllık gibi görülür. Bu şecerede, bu sayısı ile Abbasiler'e kadar varmaz. İlk babalar Golan'a kadar net yanlışsızdır, sondakiler de kesin, aradakilerinse bir şey diyemem. Arada unutulan ve yazılmayan var tabi.

 

Seyfi Muxundî: Dört kardeş buraya mekân kurduktan sonra, bu köyün adını Golan olarak vermişler. Peri Su-yu'nun bu mevkide durgun akıp göl halinde görünmesi ile bir ilgisi var mı?

 

İsmail Aydın: Değil... Irmak dışın­da burada beş tane göl var.

Birincisi: Gol'a Za (Kuru Göl).

İkincisi: Gol'a Zîl (Kamış Gölü).

Üçüncüsü: Gol'a Sosan (Sason aile­sinin gölü).

Dördüncüsü: Gol'a Kûlî (Çekirge Gölü).

Beşincisi: Gol'a Şilûre (Koruk Gö­lü).

Köy, ismini bu göllerden alır. Köy kurulduktan sonra büyük bir kesim Golan'a gelir. Az bir kesim de "Paş"ta kalır. Paş'ı Kureşanlılar'a bırakırlar. Daha sonraları Paş'a başkaları da yerleşir. Golan'a da daha sonraları başka kişiler yerleri. Bize göre önemli iki aile yerleşir. Gelen iki ailenin ikisi de seyittir. Biri Bava Mansurlu Mala Seyitxan (Seyithan) ailesi, diğeri de Ağu-çanlı Seyit Xıdır (Seyit Hıdır) ailesidir.

 

Seyfi Muxundî: Biraz da yapılan törenden söz eder misiniz?

 

İsmail Aydın: Hay hay... Külah, yeşil renklidir. O da yeşil bir bezin içindedir. Biz bu beze "kefen" diyoruz. Tören sırasında külah bezin içinden çıkarılmaz. Hatta arkada bir tutaç yeri var, oradan tutarız. Dış kefeni ile birlikte tören yapılır. Tören genelde Perşem­be akşamları yapılır. Kurbanlar, gündüzden kesilir. Akşam yemek yenir. Yemekten sonra "duazlar" okunur. Dua edilir. Evliya getirilir. Kimileri niyaz olur, kimileri, ağrıyan yerlerine sürer. Kimi alnına sürer. Genelde de başa ve sırta sürülür. Böylece tören sürer. Bitimde, evliya yerine kaldırılır. Köyün diğer üyeleri, gelen misafirleri evlerine götürürler. Tören sırasında bir "Pir" dahi olsa, töreni yürütme yetkisi hane sahibine aittir. 1970'lere kadar İmam Hüseyin Aytaç, bu işi yürütürdü. Ben de kendisine yardımcı olurdum. İmam Hüseyin Aytaç'ın dönemi en görkemli dönem olarak anılır. Bundan sonra gittikçe ilgi zayıfladı.

 

Seyfi Muxundî: Verdiğiniz bilgi için teşekkür ederim.

 

İsmail Aydın: Bu tanıtımı sağladığınız için ben teşekkür ederim.

 

***

Şimdi, "Çorîborî" efsanesinin önemli ve ilgili bazı özelliklerine dikkat çekmek istiyorum.

1. Yemek olayı: "Bitmeyen sofra", Mezopotamya'nın farklı bölge ve inançlarında (İslam. Ezidî, Manheizm, Zerdüşt...) inançlarında küçük farklılıklarla karşımıza çıkmaktadır.

2. Arap Ağa'nın Abbasi döneminde "Paş"a gelmesi, Dersimli bir kızla evlenmesi doğru ise, bu anlatım, bazı şoven tarihçilerin bu dili "Orta Asya'dan getirme" savlarına ters düşmektedir.

3.Yine Arap Ağa'nın Abbasi zama­nında gelmesi doğru ise, yöreye gelen üç er olayı, bir hayli düşündürücüdür. Bu gibi erlerin, sadece Ahmet Yesevi müridi olma teorisine ters düşmektedir.

4.Ehlibeyt taraftarı olmasına rağmen çocuklarından birinin adının Osman olması ve ziyarete her inanç kesi­minden kişilerin uğraması. Karakocan (Dep) bölgesinin önemli bir konumunu pekiştirmektedir. Çünkü Alevi-Sünni çatışmalarının en az yaşandığı, daya­nışmanın en fazla olduğu bölge burasıdır. Yöre halkı çok iyi bilir. Karakocan (Dep) bölgesi, bu tür çatışmaları ağır bir bedelle değil, hafif olaylarla atlatmıştır.

5) Palu, Pertek, Peri ve Bağin (Pa-xîn) tarihi ile ilgili yazılara baktığımızda, bu konuyla ilgili detaylı ve bize net bir bilgi veren herhangi bir kaynağa rastlayamıyoruz. Ancak Şeref Han'ın "Şerefname" adlı eserinde Palu Beylerinin soyunun belirli ölçüde Arap kökene dayandığını görürüz: "Palu hükümdarlarının soyu Emir Timurtaş bin Emir Muhammed bin Emir İbrahim bin Emir Buldak'a ulaşmaktadır." (abç, s.150)

Emir ve Bin (oğlu) kavramları Arap gelenekli bir tanımlamadır.

Çimşit Bey, Emir Timurtaş'ın yeğenidir. Ölünce oğlu olmadığı için yeğeni Çimşit, Palo(Palu) beyi olur. (agy. s.151). "İran Kızılbaşlarına karşı Osmanlı hükümdarlarının yanında yer alır... Palo, o dönemde Kızılbaşlar tarafından tayin edilen o zamanki yöneticisi ise Türkmen Arabşah adında birisidir... Çimşit Bey, bir Türkmen askerinin kılıç darbesi ile kafatasındaki (üst kemik) bir kısmını alıp götürdü, beyni açıkta kalarak göründü. Cerrahlar bu kemiği yerine koyup diktiler ve yara birkaç gün sonra iyileşti..." (abç, s.151)

Arabşah adındaki kişinin Arap Ağa olup olmadığını bilemeyiz. Doğru ise, bunun Osmanlı dönemine ait bir olay olduğunu hatırlatmakta yarar var. "Cerrah" konusuna değinmemin nedeni ise, bugün hâlâ Karakocan bölgesinde halk arasında kırık-çıkık gibi kemik işleriyle uğraşan halk doktorlarına denir. Bu konuda efsaneleşen ve son derece becerikli olan bir soy vardır: "Mala Çeley" (Çelı Ailesi). Bu ailenin gü­nümüzde yaşayan efsanesi ise Heséy Çeléy'dır. Onun çocuklarının da bu mesleği sürdürdüklerini belirteyim.

                                              Seyfi MUXUNDİ  

 

 

Bağın Kalesi,

Bağın Köyü,Peri Suyu Bu fotoğraf1968 yüında çekilmiştir.Fot:

İsmail Aydın

 

Eski adı "Golan", yeni adı "Yoğunağaç" oları köy. Karakocan merkez köyüdür.

İlk kurucusu. Arap Ağa'nın torunu Sadık olduğu için. "Golana Sade" diye bilinir.

Golan Kaplıcaları ve çevresinden bir görüntü.

Fot: İsmail Aydın. 18.8.2001

3).

İşbu Soy Kütüğü: Selim oğlu, Kekik'ten doğma, 1339 rumi, 1923 miladi, Mazgirt

doğumlu, Karakoçan'ın GOLAN "Yoğunağaç" Köyünden,

...İsmail AYDIN'a aittir. 7/9/1998"

1) Gözleri "ama". Paş'tan Golan'a ocağı taşıyan kişi. 2) İbrahim Laçin'in dedesi.

3) Golan Köyü'nü kuran dört kardeş.

 

yasin bayanay  -  Aslimiz Kürd dilimiz Kürtcedir

"DERSIM'DE BILINMIYEN EVLIYA COROBORI" Akrabamız olan Çoribori ailesinin yorumlarindan bir değerlendirme yaparsak farkliliklar hemen göze çarpar. Aziz Aytaç´ın  verdiği bilgilere dayanarak Sayin Seyfi Muxundi´in yaptiğı yorum: Arap Ağa,  çevrede önemli bir nüfuz sahibi olur.  Geldiği yerde, kendi aşiretinden kimse olmayınca, kendi aşireti unutulur. Yerleştiği Golan'ın çevresindeki köyler "Hîzol" aşiretinden olduklarından, kendini Hîzol olarak görür, Hizol aşiretine tabi kılar.  Yasin: Ben diyorumki Çoriborinin kabilesi beli, Çoribori bir aşirete mensup deyil, bir ırk´i belirleyen büyük bir kabilenin kolarındandir, Hizollarlan mezhebi bir ilişki içerisine girmiş olabilirler, buda evliliklerden ileri gelmiştir, şayet Çoribori ailesi akrabalariyla ilişkileri kesilseydi benim lek köyünde yaşadigim ve hiç golana gitmediğim halde Sayin Aziz Aytaç´ı  babasi Ağa, amcasi Zeki ve dedesi Imam hüseyini soyadlarıyla 1970 li yılarda biliyordum ve her Lek´li bunu biliyor, bu akrabalar Bingölde kıği´de Lek´te golan´da ve Karacadağ´da yaşayan Abbasi döneminde Bermek ailesinden Vezir bir aileden geldikleri,tarihte kayitli olduğu gibi yöre halkı bile detaylarıyla biliyor  Devamı