YÖREMİZDEN İKİ BÜYÜK

ABDULLAH BULUT (COŞİKLİ)

Sevgili okuyucular, birine kızdığımız anlarda, birini hatalı davranışında ya da aykırı hareketinde şu kelimeyi sarf ederiz. "Aiile terbiyesi yok" deriz.


Büyük şair Orhan veli kanık derki; bir yaşımda kurbağadan korktum, iki yaşımda gurbete çıktım... devam eder gider, hayatını anlatır. Ama, asılında burada aiile terbiyesine vurgu eder.


Ben çocukluğumda; babam sabah erkenden sobayı yakardı. Biz çocukları sıcacık yatağımızda keyf çatarken, o kendince dua ederdi. ALLAHIM herkese yardımcı ol, bize de türünden uzayıp giden bir üslüp. sigarasını da yakardı. kapalı yerde sigara içilmez kültürü yaygın değildi. gerçi şimdi de köylerimizde maalesef öyle. işte o sigara dumanı bizi de sigara tiryakisi yaptı.
 

Gelelim büyüklerimize; GULABİ AMCA (GOLI BEKI) her sözünde, her kelimesinde ayrı zerafet, ayrı anlam, öğretici-egitici bir insandı. Hatırlayanınız vardır. Ekinleri en sona kalırdı.
Ayrıca orakla degil, elle biçerdi. Yani o nimetin en küçük bir parcasını dahi bırakmak istemezdi.  Orakla bicerse yukarıdan kesmek zorunda kalırdı.


Babamla iyi dostu. Bir gün babamla kardeşim evine giderler. sonbahar dönemi iki yaşlı kavun keser, kavun yerlerken güzel bıçağını kardeşim gözüne kestirmiş, ne yapıp bu bıçağı alayım demiş. Bir fırsatta bıcağı dışarıya atar, kalkıp vedalaşmadan, sonra da dışarıdan alır ve götürür. iki yaşlıyı da kendince avutur. Bıçak yine lazım olunca, Gülabi Amca fark eder.
Arada bir kaç gün geçmiş, bizimki halen bıçağı saklamakta. Derken, Gülabi Amca çıkar gelir. Hal-hatır derken, babam dışarıda oturalım der. Ama arada bir kardeşimin gözlerine anlamlı bakmayı da ihmal etmez. İkisi de olayın farkındalar. Babam bilmiyor. "-Ali kürsüleri al, otur! Benim İlhan'la az bir işim var. Biz de geliriz." der. İlhan arada sıçrayıp dışarı gitmek istese de, "-Dur! Biz beraber gideriz" diyor.


"-İLHANIMIN, EMANETİKİ MIN CEMTE HEY. TO RINDIKİ DIDI, YANKI NADI." (Sende bir emanetim var. Güzelikle verecen mi, yoksa vermiyecen mi?) "-Ne emaneti? Ben almadım." der ve iyicene yakalanır. Buna elindeki deynekle iki tane destekli vurur. Tahta ranzanın altına kaçar, orda da yapıştırır. Bir kaç tane daha yapıştırınca, "-Tamam Amca, dur vereyim." der ve bıçağı sahibine teslim eder. Ama kurtuluş değil, dayak yemeye devam... "-sen bir de tövbe et." Bir daha böyle bir şey yapmayacağına sözunü de alır. ondan sonra öper beraber dişarıya babamın yanına gelirler.Kardeşim de odur budur izinsiz hiç bir şey almaz.


Bir de bizim Hıdır Amca var. Daha önceden bahs etmiştim (HIDİ ALİ SOFİ).


Zamanla malatyaya gündelikci giderlermiş, orada orak, cayır, tırpan, gibi işlerde çalışırlarmış. Hıdır amcanın berber olduğu bizim köy ve cevreden ekip olarak çalışıyorlarmış.
Dönüş yolundalarmış, ordan da elazığa, biraz da orada çalışacaklar. sonra da artık köyde ekin, orak ve ot zamanı gelince, bu defa da kendi hasatlarına gelecekler.


çalıştıklarını almışlar ama ekmek yok, yiyecek kıt, bakkal-satıcı yok. yolda aç kalmişlar. Bizim köyden biri kömurhan cıvarındaki izol köyünden evli imiş. şimdiki adı kale oldu köprüye varmadan bir köydür. baraj olmadan köyün bir kısımı da fıratın karşı tarafında kalırdı. o da izolulardandı. yani elazığ tarafı baskile bağlı idi. barajdan sonra birleşti. şimdiki adı da kale dir.


Bizimkiler buradan geçerlerken orada evli köylümüzün akrabasını gönderirler. git ekmek al diye, adam gider yufka ekmek yapar kadıncağız (NANİ HIŞKOVO) bir heybe dolusu yanında bir şeyler daha soğan gibi. ALLAH  ne verdiyse hesabı getirir, yolda karar değiştirir. "-ben bu ekmeği akrabamdan aldım. kimseye vermeyeyim. ançak bana yeter. yol boyunca." diye kendince karar alır.


"-Hıdır amca yapma, biz arkadaşız, paylaşalım" der. digerleri de aynı şeyi söylese de nafile, bizimki iyilikle vermemiş. bir süre yürümüşler, hıdır amca bir punduna getirmiş, heybeyi kaptığı gibi yuvarlak birbirine sarılı heybeyi sallamış, "-DIGO NANİ HİŞKEVO HEKİVİDA VEKİ CİRİT XLAS BUN" .heybeyi salladım ekmekler cirit gibi fırladı sağa sola digerleri toplamış bu ikisini boğuşmasında her ikisine de ekmek kalmamış. hıdır amca "-terbiyesizlik etmeyin, bizi de aç bırakmayın" demiş. dolayısı ile ekmek böylece paylaşılmış olmuş.

Hıdır amca için demiştik zaten kanun hırsızı, daha sonraları kısımlarda çalışırlarken de kazma kürek şirketlerde ne fırsat bulsa getirirmiş ve ne kendisi nede komşuları bu tür ihtiyaçlarına para vermezmiş. yani kazması küreği beli (mer) olmayan hıdır amcaya gidermiş.


 sonra yaşlanınca oğlu kemal amca parayla kürek almış ey vah demiş her kes benden alırdı bunları oğlum parayla alıyor diye de isyan etmiş.


burada kısımlar dediğimiz demir yolarının yapımıdır. cumhuriyet sonrası demir yolları elle yapılmış. her kesimde başka ekipler olduğundan kısımlar olarak söylenır.


Sevgili okuyucular, ben cumartesi günlerini çok severim. yaptığım iş itibari ile bir bahane uydurup arabayı alır çıkarım, firmadan gezer dolaşır. şehiri iyi bir kolaçan eder, dönünce de aradığımı bulamadım derim. çünkü cumartesi pazar esnaf burada tatil yapar. sadece pazar yerleri var, orada yoktu derim. kendİmce müdürü kandırırım. aslında o da biliyor ama haftanın stresinden, yorgunluğundan kaçtığımı, bunun için bir şey demez.


bu cumartesi kaçmadım. karınca kararınca Gomanweb'i açtığınızda, okuyacak bir şey olsun diye, saat farkından dolayı umarım size yetişir.


saygılarımla


ABDULLAH BULUT.

01/08/2009 / RUSYA

ADDULLAH BULUT (COŞİKLİ) ANASAYFASINA GİTMEK İÇİN BU LİNKİ TIKLAYINIZ >>>
 

01.08.2009 / Gomanweb