KÖYÜMDEN ESİNTİLER-1-

 

SÜLEYMAN DOĞAN (TEMAN-SEYİDAN)

 

GOMAN, SEYDAN VE TEMANLILARIN KAVGALARI


        Goman köyü dağınık bir şekilde iskan edilmiş. Yani biri birinden uzak mahallelerden oluşmaktadır. Bunların başında köyün asıl ismini aldığı Goman, burası merkez, en fazla yerleşim buradadır. Goman'a bağlı mahalleler şöyle: Seydan, Gultan, Teman, Gomik. Gomik aslında goman’dan ayrılmış bir yer.
         Her köyde olduğu gibi, bizim köyde de münakaşalar olurdu. Fakat bu münakaşalar sonunda hep Tatlıya bağlanırdı. Tam da bu münakaşalar olduğu zaman biri birlerine söyleyecekleri laflar vardı.
          Gomanlılarla Seydanlılar münakaşa ettikleri zaman, Gomanlılar  Seydanlılara "MAL GEROK" (Ev Dolaşan) derdi. Çünkü bunlar pir, rayber. Dolayısıyla evleri dolaşıyorlar. Taliplerine, çıralık toplamaya giderler. Meslekleri bu.
          Temanlılarla Seydanlıların münakaşasında yine Temalılar tarafından  "MAL GEROK" denilirdi.
Gomanlılar ve Temanlılar arasında yapılan münakaşalarda, Gomanlılar Temanlılara "PÎLAV XUR " (pilav yiyiciler) derdi. Temanlılar da Gomanlılara "PIVAZ XUR" (soğan yiyiciler) derdi. Seydanlılar da Gomanlılara "KÊRGU XUR" (tavşan yiyiciler) derdi. Temanlılara da "PÎLAV XUR" denilirdi.  Mesele böylelikle halledilmiş olunurdu. Onun için köyümüzde, öyle büyük olaylar olmazdı.
           Hatta biz okulda kartopu oynarken ikiye  ayrılırdık. Gomanlılar bir tarafa ayrılıyordu geri kalan mahalleler de bir tarafa (Teman, Seydan, Gultan, Gomik) karşılıklı kartopu oynuyorduk. Hatta kavga yaparken de yine beraberce Gomanlılarla kavga ederdik. Demokratik bir tavır ve aynı zamanda birlik var, güç birliği var. Böylelikle dengeleme, güç dengesi ortaya çıkmış olurdu.
          Fakat köyde herhangi bir ölüm, düğün veya  doğum v.s (bunların hepsine Kürtçe’de GİD denir.)  Herhangi bir gid olduğunda hemen koşarlardı. Biri birleriyle konuşmasalar bile. Zaten küsülüler de onu vesile edip barışırlardı. İnsanların öyle uzun süre birebirleriyle küs kaldıklarını pek hatırlamıyorum. Öbür yandan yardımlaşma vardı. Örneğin ilkbahar aylarında bazı kimselerin unu biterdi. Un temel malzemelerdendir. Ayrıca her evde 7 veya 8 çocuk olunca unun ve samanın bitişi felaket demekti. Olmayan, hemen olanın kapısına dayanır. Durumunu izah eder  ve iki üç ölçek buğday alır öğütür, hâsılat kaldırımında tekrar geri verilirdi. Saman da aynı yöntemle verilirdi.
          Bu demek oluyor ki köylerde her türlü geri kalmışlığa rağmen sosyal  yardımlaşma mükemmel işliyor. Sosyal ve yaşamsal dayanışma kültürü böyle yapılanmıştı. Yan yana geldiklerinde, daha önce yaptıkları münakaşaları konuşur gülerlerdi. Haklılık iddiaları ile haksızlık ithamları espri ve kahkaha rüzgârlarına karışıp barışla sonuçlanıyordu.                     

İnsanlar çok fakirdi fakat insanca yaşamanın koşullarını ve hukukunu yaratmışlardı. Gerçekten çok mükemmel hukukları vardı.
         Sofraların karıncalarla paylaşıldığı bu yaşamın tılsımını daha kitaplar yazmadı. Bu erdemli yaşamın kaç yüzyılda şekillendiği meçhul. Kendi dilleriyle söylenen şarkılarla, ninnilerle büyüyen esmer çocukların köyünü özlüyorum. ONLARIN O BÜYÜK ERDEMLİLİKLERİNİ SELAMLIYORUM. Ölenlerin toprağı bol olsun, yaşayanlara üzün ömürler diliyorum.
          Ben bundan böyle köyümün o güzel insanlarını dilim döndükçe anlatmaya çalışacağım. Zamanım oldukça, onların o güzelliklerini espritüel konuşmaları ve erdemliliklerini sizlere belli aralıklarla yazacağım.

   "BEYLER DİK OLALIM!"
 (Sey Gazi ile Rizê Zilfî'nin hikayesi)


          Sey Gazi benim rahmetli babam ile bizim  yeğenimiz Rizê Zilfî, yani Rıza Hasdemir kavga etmişler. Biri birleriyle küsülü. Bizim köyden Demirkıranlardan Ali amca diye bir bey vardı. Bu amcamız zamanında gidip Bursa`ya yerleşmiş. Sonbaharlarda köye gelip, bir ayını köyde geçirirdi.
          Ali amca ehl-i keyf bir adam, aynı zamanda köylülerin bursa`ya gidip yanında çalıştığı bir bey amca. Sevilen ve sayılan bir amcamız.  O köye geldiğinde her kes teklif eder ve Ali dayı`ya rakı alınir, ya gidik ya horuz kesilir.  O gece kime misafirse orada yenilir, içilir, eğlenilir. Köylülerin hepsi davet edilir. Aynen bir düğün gibi şen ve neşeli geçer.
          Yine böyle bir gece İmam, Cahit abi`ler, Ali amcayı teklif etmiş. Diğer köylüleri de davet etmişler. Aksilik ya(!) biri birleriyle küsülü olan babamla Rıza amca da oradalar. Bunlar yemekleri yiyorlar, rakıları da çekince kafaları çakırlaşıyor. Abê Keko (Kekê Koçê) çongirini eline alıyor ve çalmaya başlıyor.  Odada bulunanlar halaya duruyorlar. Rahmetli babam da iyi  halay çekiyordu.  Babama "sen de kalk" diyorlar. Babam kalkıp halayın başına geçerken, küsülü olduğu Rıza amcanın şapkasını başından bir hamlede kapıyor ve halayın başına geçiyor.
          Dik hava oynuyorlar. Babam elindeki Rıza amcanın şapkasını sallıyor.  Üç adım ileri gidince doğal olarak öne doğru eğilmeleri gerek. Her öne eğilirken, babam Rıza amcanın şapkasını yere sürüyor. Halayda olan Rıza amca da bunu görür dayısıyla konuşmadığı için  ikide bir " BEYLER DİK OLALIM!", "BEYLER DİK OYNAYALIM!" der. Çünkü halayda her eğildiğinde Rıza amcanın şapkası yere sürtülürmüş.
          Bu hikaye artık köye dağılmıştı. Birbirlerine "BEYLER DİK OLALIM!" deyip gülüyorlardı. Tabi iki rahmetli orda barışırlar. İkisinin de toprağı bol olsun. Bu güzellikleri ve erdemlilikleri unutmak mümkün değil. Yeni bir "Köyümden Esintiler" de buluşmak üzere.
                                 

           Süleyman Doğan.
 

02.03.2010 / Gomanweb.com


SÜLEYMAN DOĞAN'IN TÜM YAZILARINA BU LİNKİ TIKLAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ >>>