Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

 

Serkan ERDOĞAN

 

BEN  ORADAYDIM

 Serkan ERDOĞAN

 Dersim 1937-38 trajedisinin baş aktörleri durumundaki Seyit Rıza, iki oğlu ve dört arkadaşını düzmece bir yargılamanın sonucunda darağacında noktalanan hayatlarının hemen sonraki anını canlı bir tanığın anlatımından yeniden doğru biçimde gündeme getirmeye çalıştım. Seyit Rıza ve altı yol arkadaşının boynuna ilmik geçirilip altındaki tabureler savrulduktan kısa bir zaman sonra onları gören ve dönemin kamuoyunun içerisinde bulunduğu düşünsel atmosferi gözlemleyerek belleğinde taşıyan Reşit Erdoğan(dedem)’ın anlatımı olayı çıplak bir göz ile anlatıyor. O, “Ergenliğe yeni girmiş bir gençtim; ve Dersim’in büyükleri asılıp halka teşhir edildiğinde ben oradaydım”  diyebilme cesaretini gösteren son kuşak insanlarımızdan biri...     

       S. E. : Kendinizi tanıtır mısınız ?

       R. E. : 1924 Yılında Tunceli’nin Mazgirt ilçesine bağlı Koman Köyü’ (sonradan değiştirilen adıyla Yaşaroğlu) 8 çocuklu, çiftçi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmişim. Mazgirt’in Muğundu (Darıkent) Nahiyesi’nde bulunan üç sınıflı ilkokulu bitirdikten sonra ortaokulu ve ardından lise öğrenimimi Elazığ Lisesi’nde 1945 yılında bitirdim. 1947 yılında İstanbul-Yassıveren’de askerliğimi yedek subay olarak yaptım. Sonrasında 7 yıl Mazgirt’de dava vekilliği ve sonrasında 7 yıl Nazmiye’de toprak iskan memurluğu görevinde bulundum. Daha sonrasında aynı görevle Sinop’ta 12 yıl daha bu görevi icra ettim. Nihayetinde Ankara’da Toprak İskan Genel Müdürlüğü’nden müşavir olarak 1980 yılında emekliye ayrıldım.

       S. E. : 1937 öncesi Dersim’de anımsayabildiğiniz kadarıyla devlet-halk ilişkileri nasıldı.

       R. E. : 37 olaylarının öncesinde Cemal Bardakçı Elazığ valisiydi; ve Dersim halkı ile iyi bir diyaloğu olan bir yetkiliydi. Hatta sonradan yazılanlara göre Dersim’in ileri gelenleri ile hükümet arasında arabuluculuğunu da üstlenmişti. Öyle ki Dersim halkı ile iyi ilişkilerine örnek olarak gösterebilecek  Cemal Bardakçı ile ilgili bir anılarını Nazmiyeli tanıdıklarım şöyle anlatırlardı: Cemal Bardakçı Dersim’in ileri gelenleriyle Dersim’e düzenlenen gezi esnasında, Nazmiye’nin Harik Köyü’nden geçerken kafiledekiler Karakoçan/Golan Köyü’nden Aziz (Okaygün) Ağa’ya “sen hazır cevapsın” söyle valiye bir övgü dediklerinde Aziz Ağa’nın ağzından şu sözcükler dökülmüş;

       Karşıdaki köyün adı Paş

       Önünden Peri Suyu akıyor yavaş yavaş

       Yarabbi sana şükür vali Cemal’de oldu Kızılbaş

       S. E. :  Elazığ’da asıldıkları bilinen Seyit Rıza ve arkadaşlarının hem yargılanma sürecinde hem de  mahkeme kararının uygulanması esnasında Elazığ’da öğrenci olduğunuz sonucu ortaya çıkıyor. Bu durumda her iki sürecin size nasıl yansıdığını ve nelere tanık olduğunuzu anlatabilir misiniz ?

       R. E. :  Ben o sıralar yani 1937 yılı başlarında Elazığ Ortaokulu’nda I. Sınıfı okuyordum. Bir gün okul yönetimi ve öğretmenlerimiz benim de içinde bulunduğum tüm okul öğrencilerini Elazığ İstasyonu’na geleceği bildirilen M. Kemal’i karşılamak için hazırlanmamızı istediler. Ancak M. Kemal’in Elazığ’a bu ziyareti gerçekleşmedi. Daha sonra alınan bir duyumla M. Kemal ve heyetinin Elazığ-Yolçatı’dan demiryolu ile Diyarbakır’a geçtiği öğrenilmişti. Bu ziyaretin geçekleşememe nedeninin, Elazığ ve çevresinde dolaşan bir rivayete göre -o sıralar Elazığ’da yargılanmakta olan Seyit Rıza ve arkadaşları için- M. Kemal’in söylediği “Onlar  asılmadan(Elazığ’a) gelmem” sözlerinin olduğu hep söylenirdi.

       Bu arada Seyit Rıza ve beraberindekiler yargılanırken, Kütahyalı ya da Afyonlu olması gereken “Hatemi” adındaki savcı, Seyit Rıza’nın yaşının küçültülerek idam edilme istemine tepki olarak görevinden istifa ettiğini söylemek istiyorum.

       Aynı yıl içerisinde belli bir zaman sonra Elazığ’da öğrenim hayatımı devam ettirmem dolayısıyla sabaha karşı Şire Meydanı’nda asılmış iki kişi olduğuna tanık oldum. Asılanlar arasında biri vardı ki bir ayakkabısı çıkmıştı; ve dikkatimi çekmişti. Sözkonusu kişiye Hüse Seyit(Hüseseyn) denildiğini iyi biliyorum. Bu kişinin asılma esnasında birkaç kere idam ipinin koptuğu söylenmekteydi. Bilinen kadarıyla Hüse Seyit’in Dersim’de ordu güçlerinin geçmesini engellemek için köprü yaktığı rivayet edilmekteydi. Aynı sabah Elazığ’ın Odun Meydanı’nda  farklı iki kişinin asılmış cansız bedenleriyle karşılaştım. Bu cansız bedenlerden bir tanesi Seyit Rıza’nın oğluna aitti. Aynı vakitlerde Elazığ Jandarma Karakolu’nun önünde bulunan meydanlıkta Seyit Rıza, bir diğer oğlu ve tanıyamadığım bir başka şahsı asılı vaziyette  görmem zor olmadı. Asılış sırası şöyleydi : Ortada Seyit Rıza, aşağısı tarafında oğlu, yukarı tarafında bilemediğim bir şahıs yer almaktaydı. Gördüğüm en önemli ayrıntı Seyit Rıza’nın oğlunun bir eli yaralı olduğundan kanlanmış bir mendille sarılıydı. Bu yüzden asılma esnasında kan yaradan çıkarak elini kanla doldurmuştu. Asılanlar toplam yedi kişiydi.

       S. E. : Anlaşıldığı kadarıyla Seyit Rıza ve kader arkadaşlarının asılması Elazığ meydanlarında halka teşhir edilmekteydi. Öyle mi ?

       R. E. :  Evet. Meydanlarda sabah ya da sabaha karşı asılan bu insanlar o gün boyunca “halk görsün” diye teşhir edilmişti. İnsanların vicdanları bu yolla esir alınmak istenmişti. Günümüzde bayramlarda kurban kesilirken ve hatta televizyonlarda sanal şiddetten çocukların uzak tutulması üzerine basa basa vurgulanırken,  o zamanki şartlarda bunu düşünmek bile abesti herhalde.

       S. E. : Asılmalar sonrasında  M. Kemal ve beraberindeki devlet erkanı Elazığ’a geldi mi ? Kendilerine yönelik bir karşılama merasimi oldu mu ?

       R. E. : Seyit Rıza ve kader arkadaşlarının asılmalarının ardından çok geçmeden okul yönetimi talimatıyla öğretmenlerimiz bizi toparlayarak Elazığ’ın İstasyon Caddesi’nde sıralı biçimde M. Kemal’i ve beraberindekileri karşılamaya götürdü. M. Kemal’in yürüyerek önümüzden bir heyetle geçtiğini gördüm. M. Kemal’in  hastalıklı, bitkin bir görüntüsü olduğunu anımsıyorum. Öyle ki yüzündeki en belirgin durumu alnının kırışıklarının gözünü kapatıyor olmasıydı.         

       S. E. : Son olarak ne söylemek istersiniz ?

       R. E. : Kuşkusuz tarih çok acı olaylarla dolu. Dersim’de bu acı olaylardan nasibini fazlasıyla aldı; ve almaya da devam ediyor. Burada önem kazanan durum Dersim 37-38’i doğru bilgiler ile anlamaya çalışmak ve olanları gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde aktarabilmek  olmalıdır.

 

 

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu