Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

Şenay Elveren (Şiirler)

Bütün kentler birbirine benzer uykudayken ve ışıklar yanarken;bizim memleket başkadır kayıp coğrafyalar da zamana direnen, bahar sabahlarını asma bahçelerde seyreden umuda salınmış bir selam, yarınlara doğacak bir gülüştür. Yani sesiz çığlık yani loş coğrafyanın aydınlık yüzü...  Selam olsun tüm aydınlık yüzlere

Paradoks

Bu yola sizin için başlamıştım
Umut devşirmeye çalışan acemi kardeşlerdik
mirası böldük, yollarımızı ayırdık
Güzel başlamış sonuca ulaştırılmamış yolculuk da
Aklınızdan geçer gibi, geçtim aranızdan

o yerlerde şimdi esmer bil yel eser
Sesim bir türküden nakarat
Saçlarım yel yel Dersim
Yüreğimde gizli bir sevda
Gözlerimde yalnızlık imgesi
düşlerim Munzur kadar
Ama titrek bedenim, içimde dilsiz acılar

Renklerin en güzel tonlarında soluklanmışız
Birde ufku geniş tutulmuş hayallere dalmışız

kendi derinliğinde mühürlenmiş sözcükler
Az önce başka bir takvimde
Tarihe karışmış bir haritayı anlatmakta
Uzun bir savaşın ilk yenilgileri bu
Şah damarı kesilmiş bir savaşçının
Sarsılmaz onurunu sunuyorum

Sürgit yalnızlıklarım
Gölgemi alıp hüznümden
Ovalar, dağlar arşınlamışım
Ellerim eskiden yazılmış bir yazı
Yüreğimde gizli kalmış bir devrim neşesi

Bir sürüklenişe
en dayanılmaz yardım istemiyle
Kokusu yağmur sonrasında hissedilen
Bir korkudur yanılsamalar
Özgür kıl yüreklerimizi ey aşk....

Şenay Elveren

Yitik Düşlerin Hücresinden

Masumluklarıyla geceyi yaşamamışlar gibi
Zamanı kısa çiğ düşmemiş şu erik çiçeklerinin
Kuşlar bile konmaya kıyamaz hani
Pay çıkarma kendine
Sen çoktan kanatlanıp yellere savurdun yüreğini
Aslında ben de bu duru ömrümü akıtmalıyım
Kimbilir hangi çiçeklerin tohumu bu
Gözlerinde açmayı bekleyen turkuaz rengi
Gün biter erik çiçekleri solar

Vurulmuş kelebeklerin mevsimidir yaralanmış sabahlar
Hücremde eskimiş bir anı
Buğulu gözlerimde akdenizi hatırlatan maviliğin döl tutmuş sevdası
Düş denizi kasırgalıdır
Çarpar kafese kapalı yüreğime
Bozkırların kokusu sinerdi saçlarımıza
Şimdi sis çökmüş pencereme
Ve sonbahar karaya oturmuş bir yelken

Aklım giderdi başımdan
Avuçlarım da soluğunu tutuğumu düşündüğüm an
Zindan parmaklıklarında siyah bezler büyüttüm
dilek ağaçlarına inat

Ben kayıp bir insanım hücremde
Hangi duvara baksam bir başka insanın kokusu
Ve yiterdi kırlangıç kanadında düşler
Parmaklıklar arasında bir ölüm bekleyişidir umut
Ve hiç bitmeyen bir tarihtir özgürlük
sana sunamadığım düşlerimden

Şenay Elveren

Yol

Kederlerin toplandığı noktaydım sanki
Ne aşklrı anlatabildim
Ne korkuları
Ve destansı ömrümüzün hikayelerini
Bir kapalı tüneldim belkide
O büyük serüvenlerin geçitsiz yolu

Umut muhteşem bir yoldur biliyorsun
Bağlandıkça uzar dudaklarından
dudakların ki solgun şiirlerin heceleri
Terk edilen kentler gibi

Başkalarının menzillerinde ağlaşırız kulilka,
her aynadan bir yansıma çalmışız
Bizi bizden alıp götüren akşamın soğukluğumu
Yoksa yeniden başlamakta olan hazan gecelerimi
bu gidişler

İçimizde tükettiğimiz deniz artıkları
dalgası durmuş içtensiz bir tını oldu
Düşlerimi yitirdiğim yerdeyim bu mevsim
Ara sıra olsa da utancınla gel

Şenay Elveren

Taslak

Çoktandır düşünüyorum
ömrümüzün dar muhabbetlerini
Mavi bir taslak, yağmura benzer o sesler
Aynı anlamı taşır diye
Duyduğumuz sevgiler
Yapayalnız bir dağ sümbülüne benzer

Bulutlara yaslanmış esmer eller
Bir daha dokunmayacak dikenleştirilen güllere
ezilen koyu renkleriyle vaktinin
Kendine yurt arar Abdal

Işık yarın nerde olur bilinmez
düşünmek mavi taslaklarda şiiri
Yakındır Azrailin ayak sesleri
Zaman kimliğimizi bulacak

Şans eseri güzelliğimizi bilen biri
Aşklar tarihinin
Mayalanmış günlerine taşıyacak
kelebeklerin aynasına suretimizi

Şenay Elveren

Sual

Bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin
Duygulara, duyguyla yolcu olmak
Dar vakitlerde bir sevgiyi
Utanarak söylemek çirkindi
Oysa söylenen sözcükler daha soğumamışken
Başlamamış bir aşktan vazgeçmek
Ah ne kahredici
avuçlarımdaçatladı sevgin
İçim sıra kımıldayan gizli deryalar
arkasından kimi zaman cesur
Kimi zaman korkak kalan
Bir rüzgar bırakıyor sözcükler
Biz şimdi baharları ayrı ayrı yaşayarak
Başka elere dokunarak
Başka gözlere bakarak
Yeni sevgiler arayacağız
Bir başka yürek taşıyacağız doğrumu

Şenay Elveren

İz

Bakışları uçurum karanlığı
Dilleri lal,
Bir kentin muamma yabancılığı sanki dokunuşu,
Umutsuz sözlerle donuklaşan yalnızlık,
Senin çıktığın kapıdan vefalı bir yar olarak girer
Gidiyorsun
Alevsiz yangın yeri avuçlarım
Kadim bir bekleyişin solgun fotoğraflarıdır bu susmalar
Bir yerlerde saklıdır elbet
İnandığım sarmal sözdüşleri
Gidiyorsun
Boşluğa düşen buğulu bedenimde
Tuzuna alıştığım
Mevsimsiz ayazım
Titrek gölgelerimin zamansız kaçışı
Gidiyorsun
Dilimde henüz yaşanmamış bir sevişmenin tadı
Koynumda aşkın parmak izleri
Gidiyorsun
An'lara iz bırakan kaybedişim

Şenay Elveren

Hicaz

sanırım yaşamın ortalarındayız
dizelere düştüğümüz köhne meyhanenin
sesi yükseliyor
kürdili hicazkar
ne oluyor bilmem yüreğime akıyorsun
bir kentin sokakları gibi kayıp gözlerin
dalarız bir oyuna
damarlarımız şişene kadar çığlık
derken gözyaşların damlar
yosun tutmuş yitimlere
yaşamın arkasında kardelenlerden evler kurmak
geceyle sarmaş dolaş
şafakla omuz omuza
tan yerini ışıltıyoruz sesimizle
sonra yine kuşanıyoruz yalnızlığımızı
yorgun ses diner
damarlarımda alkol
tenimde nikotin
anlamsız koşuşturmaların peşinde yorgun
birbirine benzer kederler içinde

Şenay Elveren

Değişmeli

Ve yaşamın anlamsız döngüsünde
Düşleri yalan olmayan erkekleri sevdim ben
Rengi olmayan her aşk eskitiyor bir yenisini

Sevdaların yol ayrımında yaşamalı insan
Düşlerine direnerek özveri tadında
Bir hikayeye yeniden başlamak gibi tedirginliklerle büyüyen Yolculukları ıslıklarla karşılamalı

İçinde çırpınan birileri olmalı
Düşleri yalan olmayan bellekler belirmeli
Ölüm boyut değiştirmeli
Cenneti yerde aramalı

Şenay Elveren

Bozgun

Atlasları farklıdır çoğu yaşamların
Gençliğimizin bütün kapılarında,
Yeni atlaslara açılacaktır zaman
Daimata büyülenmiş bir kaç yüzyıl
Ne çıkar tutku gibi vursa ömrümüze uzaklardaki topraklar
Karşı karşıya kaldığımız ormanlardır
yalnızca onlardır bizleri simgeleyen
Ücra yollar her zaman pusuda
Düşgeçtim sınır boylarını
Bir coğrafyanın gündüz ve gecelerinde
Kapandı yollarım rüyasız uykulara
Göğsümde inip kalkıyordu kalbim
Yenilmiş kentin şovalyelerine
Yinede bir yanımızı acıtır bozgun zamanların ölçülemez şiddeti

Şenay Elveren

İZOLOĞLU

Ah İzoloğlu

Bir zaman ki her yolculuk yeniden başlanır

Zamanın firkat ateşi, dağların çatlağı

Mevsimlerin manyağı

Gecenin zehir zıkkımı

Ve her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor şimdi

Ne zaman yola çıksam acı virajlar içinde

 

Yüreğimin gölgesi

Üzümden damıtılmış sesinle özdeş

Kuzguni bir yokluğun

Şaşkına dönük sarhoşluğu bu

 

Ah İzoloğlu

Hayat dediğin nedir ki

Bir kısır döngünün bekleme salonu

 

Aşk bir yana düşler bir yana

Dağlarına geç kalmış rüzgarın telaşı niye

Kağıttan uçaklar, demir leblebiler, su tabancaları

Masumluklarını yitirmemiş çocuklar

 

Çocuksun sen daha eski fotoğraflarda

Otuzüç yılın kısa metraj avuntusu

Yeni bir yolculuğa çıkıyorum

Ankara denizi olmayan dalgalı kent

Yelkenlerimi açmayacağım sana

  30.01.2005

  ANKARA

Şenay Elveren

XERİP

Gözyaşının rengi yoktur

Acının ise yedi bin tonu

Acıda yakışır insanın yüreğine

Saklama çocuk

 

Sana bu şehirde de oyun yok

Kırklar dağı

Diyarbekir surları

Amed antik kent

Döllenmiş toprağın matemleri

 

Oysa masumdur her çocuk

Küçücük öykülerini ekler dünyasına

Başka hayatlar olmayı da özlersin hani…

 

Ne zaman aşık olsak

Bir ses şarkıya dönüşürdü

Akardı gün Ve gerçeğin kiri bulaşırdı

Mermer örtülere

 

Hiçlik değişen bir hikayenin

Mevsimidir

Yüzündeki ince çizgilere bakılırsa

Göçebedir çığlık

 

Xerip

Her ömür düşlerine vurulur

Üç metre beyaz dokuma

Nereye baksan üç hüzün

Yalan olmuş gençliğin geri gelmez

 

  (ölmeden önce yazdığım Amed’li Fırat’a)

   07.03.2005

  ANKARA

Şenay Elveren

YİTİK DÜŞLERİN HÜCRESİNDEN

Masumluklarıyla sanki geceyi yaşamamışlar gibi

Zamanı kısa çiğ düşmemiş şu erik çiçeklerinin

Kuşlar bile konmaya kıyamaz hani

Pay çıkarma kendine

Sen çoktan kanatlanıp yellere savurdun yüreğini

Aslında bende bu duru ömrümü akıtmalıyım

Kim bilir hangi çiçeklerin tohumu bu

Gözlerinde açmayı bekleyen turkuaz rengi

                                        Gün biter erik çiçekleri solar

 

Vurulmuş kelebeklerin mevsimidir yaralanmış sabahlar

Hücremde eskimiş bir anı

Buğulu gözlerinde

Akdeniz’i hatırlatan maviliğin döl tutmuş sevdası

Düş denizi kasırgalıdır

Çarpar kafese kapalı yüreğime

Bozkırların kokusu sinerdi saçlarımıza

Şimdi sis çökmüş pencereme

Ve sonbahar karaya oturmuş bir yelken

 

Aklım giderdi başımdan

Avuçlarımda soluğunu tuttuğumu düşündüğüm an

Zindan parmaklarına siyah bezler büyüttüm

Dilek ağaçlarına inat

 

Ben kayıp bir insanım hücremde

Hangi duvara baksam bir başka insanın kokusu

Ve yiterdi kırlangıç kanadında düşler

Parmaklıklar arasında bir ölüm bekleyişidir umut

Ve hiç bitmeyen bir tarihtir özgürlük

Sana sunamadığım düşlerimden

01.06.1999

ANKARA

Şenay Elveren

LEYLA

Aradığın aşk

Firari bir türküde saklanan

Tanımadığın ten

Kaç aşk kaldı insan kokan

 

Ve kendine yolcudur

Zamanın duraksız yollarında

Yorgunlukla giden her Leyla

 

Gizliyor yine

Bu şehirde söğütler gölgelerini

Çatıların kiremitleri arasında

İntihar çiçekleri kokarcasına

Fiyakalı yalnızlıklar bitiverir

 

Çirkin bir kadının sesine

Karakterler çiziyorum

Her kadın kendi hikayesini

Saklar koynunda

Ve mutlak anlatır körelen gençliğini

 

Hakikatten uzak

Adresi değişmiş dostluklar

Tanımı olmayan kriz anları

Olmayacak delilikler

Ve kokuşmuş loğusa şerbetleri

Yitirilmiş dişilikler

 

Yenik düştükleri hikayelerden

Saklar yüreklerini

Kendine dönük uçuruma atlarcasına

Nabzını zorlayan, kutsal sırlarını

Çocuk düşlerini

Kayıp giden bir yaşamın uyuşmazlığını

   19.02.2005

   ANKARA

Şenay Elveren

YILGINLIK

Gün batımından düşler demledim

Derken

Her düşün şifresi çözülür oldu

 

Dilin kırsalında umut yeridir bakışların

Vakitsiz anlara yakalanırız

Eski ama sıcacık bir aşkın tadı ne güzeldir

Aslında yüreğimize hükmeden yoktur ama

Bu değildir gerçek

 

Sevgiler bize kalır

Geride ince bir hüzün tortulaşır

Seni damıtamıyorum hala

Talan bir düşünceden farkın ne

Ölümü hatırlatan ses

Aritmetik bir hatayı anlatıyor sanki

Ve sonsuz bir hışırtı bırakan

Korkak bakışları

 

İlişki kurulamayan şeylerin toplamıdır

İklimlerini bilmediğim diyarlara gittiniz

Yağmurları başlamadan önce ayrılıkların

Vaktin en ince dirayetinde

Bölünür bir uykunun dolu dizgin yorgunluğu

 

Hasret bitmez karanfil kanatır yarayı

Çekerken tütünü yüreğime

Karanlık gibi sisler çöker bilmediğim sisler içime

Sisnsi bir ışık böler rüyamı kaybolursun

Alnı çiçek açmış bir daldın düşümde

 

Korku sarıyor her yanımı sessizliğin gölgesinde

Boş ver böyle boyalıdır her düş

Fakat her vakit bir öfke ürperir bilinmez niye

 

Sözlerin özetidir anısı fotoğrafların

Bağrımda hasretinin sesleri bitsin

Uykusuzluk yedi iklimde

Ayrı ayrı yaşansa da aynıdır

Yılgınlık keskinleşir

İbresi düşmüş saatin sesini duyarsın

Yıllara yenilmiş yüzümü saklayacağım yansımalardan

      1998

       ANKARA

Şenay Elveren

ÜNLEM

Ne zaman yorgun bedenimi uzatsam

Yaşamın kırbacına teslimiyet

Ne zaman sesine dokunsam

Silik ışıklarda

Lacivert gecenin terk edilişi

 

Nefesimde yükselen barikatlar

Derken ayrımsanmayan o an

 

Gri yüzler unutulmuş yağmurları andırır

Yağmurlarla büyüdükde ne oldu

Olası yaşamlardan

Aşk sözcüğünü çok kullanırken

Kavgayı öğrendik

Ve iki dilde ağıtlar yakmayı

 2005

 ANKARA

Şenay Elveren

 

not: (Bu şirlerin bir kısmı www.antoloji.com sitesinden alınmıştır)

 

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu