Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

DİN- İMAN  ADINA YAPILAN  KATLİAMLAR

Mustafa Elveren – Em. Öğrt

Bundan tam on üç yıl önce Sivas'ta gerici-yobazlar tarafından  yakılan 33 canımızı 2 Temmuz günü,  Alevi-Bektaşi kuruluşları arasında en büyük kurum olan AABK tarafından yurt içinde ve yurt dışında çeşitli anma  etkinliklerinin yapılacağı duyurulmaktadır. Ben de "karınca kararınca" bu etkinliklere katkı sunmaya çalışıyorum.

2 Temmuz 2003 günü, Sivas katliamının 10.yıl dönümünde görüşlerimi açıklamak  üzere, o günlerde faaliyette olan Antalya FM Radyosu'nun konu ile ilgili yaptığı canlı tartışma programına bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile birlikte  ben de katılmıştım. Sunucu bana şöyle bir soru sormuştu.  “Bir daha Sivas katliamları ve benzeri olayların yaşanmaması için nasıl bir yol izlemeyi düşünüyorsunuz?”  Ben de şu yanıtı vermiştim: “Eğer Örgütlenirsek , savaşın değil barışın, ölümün değil yaşamın esas olduğu anlaşılır. Yaşam hakkı anlam bulur. Düşünce  özgürleşir, kimse söylediği sözden, yazdığı yazıdan, yaptığı notadan, konuştuğu dilden dolayı suçlanamaz.Cezaevlerinde tecrit ve ölüm oruçlarında ne  kimse hunharca öldürülür, ne de ölüme terk edilir. Yani tek çözüm yolu, başta alevi-bektaşi örgütlemeleri olmak üzere emekten,özgürlükten, barıştan ve demokrasiden yana olan tüm örgüt ve kuruluşların birlikte mücadele vermeleri gerekir...” Bu gün de aynı soru bana sorulursa, yine ayni cevabı vereceğim. Çünkü, savaşın lanetliğini, barışın ise kutsallığını biliyorum.

Bazen öfkeye kapılarak; “Ne barışı? Bırakın inceldiği yerden kopsun!” İçimden böyle söylemek geliyor. Ancak, “öfkeyle kalkan, zararla oturur” atasözünü göz önünde bulundurarak, bir anlık öfkemi bastırabiliyorum. Bundan 13 yıl önce, Sivas’ta başta 33 alevi aydını, 2 kişi de otel personeli  olmak üzere toplam 35 insanımız,  “Din-iman  adına insan öldürmeyi” kendine görev edinmiş kara cahiller tarafından  diri diri yakıldılar.

Eli sopalı, zincirli, silahlı bu katil sürüleri tarafından 33 canımız cayir cayir yakılır iken,  dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyordu.  Demirel’in halk diye söylediği, gözü dönmüş kara cahil katillerdir. “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” diyen Demirel, İçeride saatlerce yanarak kül olan canlarımıza karşı hiçbir tedbir almadığı gibi, bir de üstüne üstlük bu tavrı ile katilleri korumuştur. Başbakan Tansu Çiller ise, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyebiliyordu.Yani otel dışındaki halkımız dediği eli taşlı, sopalı,zincirli saldırganlardır. Diğer taraftan Hükümet ortağı SHP’nin Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ise, uykuya dalmış uyuyordu. Sonradan yerine geçen Murat Karayalçın’a gazeteciler şu soruyu sormuştu, “üç bin köy ve mezranın boşaltıldığı doğru mudur?”  Verdiği yanıt çok ilginçti. “Devlet köy boşaltmaz, öyle bir şey yoktur. Nerden uyduruyorsunuz?” demişti. Bu zat bir süre sonra şu itirafta bulunacaktı, “Maalesef olay doğrudur, bana yanlış bilgi verdiler.Beni yanılttılar.” diyerek, Sayın Ahmet Kahraman’ın deyimiyle “İyi saatte olsunlar”  uykudan daha yeni uyanıyordu.

 Biz çok iyi biliyoruz ki, bu cüppeli, sarıklı ve çember sakallı kişiler sadece birer maşa olarak kullanıldılar. İşte,  esas  bu karanlık güç ortaya çıkarılıp cezalandırmadıkça, her zaman  bu tür  olayların olabileceğini, düşünmek durumundayız.

Sunucunun  bir sorusu da şöyle idi; “Özellikle alevi sanatçıların ve düşünürlerin yakılarak katledilmesinin nedeni sizce ne olabilir?” verdiğim cevabı  aynen aktarıyorum.

“Bir halkın türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdürler...

 Sivas bilimin katledilmesidir.  2 Temmuz kara bir gün olarak kalacaktır... Sistemin tüm yetkili kurumları ve o günün iktidar sahipleri adeta alkış çalar gibi saatlerce hiçbir önlem almadan seyirci kalıp katliama ortak olmuşlardır.”

Tarihten bu güne kadar katliamlarla, sürgünlerle, yasaklarla yok edilemeyen Alevilik, sistemin adeta korkulu bir rüyası olmuştur. Özellikle 12 Eylül cuntasıyla başlayan gericileştirme politikası kurumlaştırılarak devlet politikası haline gelmiştir. Bu politikaların boşa çıkarılması için  Cumhuriyetimizin demokratikleşmesi gerekir. Bu da birlikte mücadele ederek gerçekleşebilir...”  O günden bu güne kadar  pek fazla bir şeyin değişmediği görülüyor..

Katilleri koruyanların  partisine oy veren  aleviler ile sözde bazı  alevi dedeleri, "esas müslüman biziz" deyip,  bu tavırlarıyla sistemin maşası olan gerici-yobaz katillerin ekmeğine yağ sürüyorlar. Aklıma geldikçe,  öfkeye kapılmamak elde değil.

Bu katliam öyle kendiliğinden gelişmedi. Günlerce hatta aylarca önce hazırlıkları yapıldı.Tıpkı Maraş katliamında olduğu gibi. Yine aynı karanlık güçler tarafından tezgahlanıyordu, aynı senaryo uygulanıyordu. Günlerce önce Aziz Nesin hakkında bildiriler dağıtılıyor, radyo ve yerel basında katliam ile ilgili yayınlar yapılıyordu. Devlet’in istihbarat kurumları bunları bilmemesi mümkün mü? Çünkü devlet içinden destekli bir katliam olduğunu artık anlayabiliyoruz. İnsanlık tarihinde din-iman adına işlenen böyle bir vahşet görülmemiştir.

 Maraş katliamına katılmış ve insanlıktan nasibini almamış, sonradan kendini ibadete vermiş ve pişmanlık duyduğunu söyleyen Gaziantepli bir genç kişi yıllar önce bana anlattığını, hatırladığım kadarıyla şunları anlatmıştı.  “Biz Gaziantep’ten iki otobüs gittik. Elazığ’dan bile bizden fazla insan gelmişti. Öldürülen kişilerin evlerine girerek, altın ve paralarını alıyorduk. Bu şekilde çok kişi zengin oldu.” Bu sözleri dinlemeye bile insan tahammül edemez değil mi? Ne yazık ki, bu sözleri dinledim ve o şahsa hiçbir şey de yapamadım.

Dün Maraş ve Sivas katliamını yapanlar, bu gün bu defa Kürtleri katletmek için Şemdinli başta olmak üzere bir çok kürt illerinde işbaşı yapmışlardır. İşte, tam da burada, demokratik kürt ve alevi kuruluşlarının birlikteliği çok önem arz etmektedir.

Alevilerin büyük direnişçi ozanı  Pir Sultan Abdal’ın “Gelin canlar bir olalım, münkire kılıç salalım” dizesini, günümüze şöyle uyarlayabiliriz. “Gelin demokrasi güçleri bir olalım, birlikte özgürlüğümüzü kazanalım.” 

23.06.2006

Mustafa Elveren'in Tüm Yazılarını okumak için tıklayınnız >>

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu