Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

AKP  VE DARBECİLER

Mustafa Elveren – Em. Öğrt

Bir önceki yazımda  demiştim ki; “Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçim tarihi yaklaştıkça Devletin gerilim ve korku üreten politikaları da tırmanarak devam edecektir”  Bu tespitin ne kadar doğru olduğunu çok kısa sürede yaşayarak gördük. Şu anda Türkiye’de yaşanan siyasi gerginlik zirveye ulaşmıştır.

Ankara’da ve İstanbul’da yapılan mitingler, devletten geçinen  üst düzey emekli darbeci  bürokratların öncülüğünde gerçekleştirildiği, artık herkes tarafından bilinmektedir. Bilindiği gibi bu zihniyet daha önce de Mersin’de bayrak provakasyonu yapmıştı. O gün Türkiye’nin tüm illerinde organize bir şekilde her eve ve iş yerine  bayrak astırıldı. Bu bayrak organizasyonunu yapanları biraz araştırınca ortaya şu ilginç tabloyla karşılaştım. Bir çok batı illerimizde  BBP-MHP-CHP-İP-ve benzeri partilerin belediye başkanları ve yöneticileri ile AKP’nin bazı belediye başkanlarının  bayrak dağıtmak için birbirleriyle yarışıyorlardı. Kime karşı? Düşman Kimdi?  AKP de bu duruma müdahale etmedi, tam tersine destek verdi. Yine, o tarihlerde Ermeni Soy Kırımı ile ilgili konferans düzenleyenlere, AKP’nin Adalet Bakan’ı  Cemil Çiçek, “Bizi sırtımızda hançerlemek istiyorlar”  demek suretiyle, demokrat ve aydınlarımızı suçlayıp,  kara cüppeliler ile yeşil cüppelilerin nasıl el ele verdiğini gördük. AB görüşmelerini askıya alarak birbirlerini beslediler. Daha dün TBMM'de erken seçim kararını alırken kürtlerin meclise girmesini önlemek için bağımsız adayları da birleşik oy pusulasına ekleyen AKP değil midir?

En kötü sivil yönetim, darbeci askeri yönetimden daha iyidir.Ancak, AKP’nin de ordunun emrinde olduğu ortaya çıkmıştır. Ordu ile anlaşmazlığı ise, iktidar ve sermaye paylaşımından kaynaklanıyor. Türkiye’yi hep cumhuriyetçilik, milliyetçilik, laiklik ve İslamcılık kıskacında tutarak yönetebiliyorlar. Demokrasinin gereği olan hak ve özgürlüklerin kullanılmasına her fırsatta engel olunarak kan ve göz yaşı ürettiler.

Denizli’de, Urfa’da ve benzeri şehirlerimizde yapılan göstermelik dini etkinliklerin eş zamanlı olması dikkat çekicidir. Bu etkinlikleri hazırlayanlar darbecilere bilerek veya bilmeyerek koz verdiler. Bence devlet içindeki bir kısım istihbaratçılar tarafından yönlendirilmiş olabilirler. Ne yazık ki, AKP yöneticileri bu durumlara göz yumuyor, hatta destek bile veriyorlar. Yani kendi altını kazıyanlara gözlerini kapatarak, uyuyorlar. Din kisvesi altında örgütlenen bazı vakıf, dernek ve cemaatlara  taviz veren AKP de darbeciler kadar suçludur. AKP’nin hükümet olduğunu, ancak iktidar olmadığını bu sayfalarda çok yazdım. Bu kadar vahim olaylar olduktan sonra, Başbakan MİT Başkanına olayların arkasındaki güçlerin tespiti için ancak talimat verebiliyor. Yapılan dinci gösteriler AKP yöneticilerinin ve hükümet üyelerinin hoşuna gitmiş olacak ki, bu olaylara göz yumdular. Bazı Ak Parti teşkilatları tarafından  desteklendiğini de  öğrenmekteyiz.

1980 öncesi yıllarda “komünistler geliyor”  söylemi ile halkı korkutup sindirdiler. Gençlerimizi ve halklarımızı birbirine karşı kışkırtarak beş bin insanımızın ölümüne sebep olanlar, 12 Eylül Darbesini yaptılar. Daha sonra öğrendik ki, aynı silahtan çıkan kurşunlar  öğleden önce bir solcu genci, öğleden sonra ise sağcı bir gencin ölümünde kullanıldığı mahkeme dosyalarına belge olarak girmiş ve artık kanıtlanmıştır. Bir Mayıs katliamı da,  Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması da bu zihniyetin ürünüdür. Bu vesile ile Bir Mayıs şehitlerini ve  6 Mayıs’ta dar ağacına yürürken “Yaşasın halkların kardeşliği”. diyen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını, işkencelerde katledilen başta  İbrahim Kaypakkaya olmak üzere, Mayıs Ayı’nın tüm  devrim ve demokrasi şehitlerini  saygı ile anıyorum.

Bu yılki 1 Mayıs yürüyüşü sırasında  karşılaştığım bir olayı da anlatmak istiyorum.Yürüyüşe geçmeden önce alanda bulunan pankartları ve arkasındaki kitleleri gözlemliyordum. İsmini burada açıklamak istemediğim ve benim de üyesi olduğum bir Alevi kuruluşunun  pankartında şunlar yazılıydı. “Biz laikliğin ve cumhuriyetin bekçileriyiz”. İçlerinden  tanıdık. birkaç  kişiden cesaret alarak, pankartın arkasında duran kitleye şunu söyledim,. “var olan bir şeyin bekçisi olunur, bu ülkede isimlerinin dışında cumhuriyet de laiklik de yoktur. Neyin bekçiliğini yapıyorsunuz? Keşke olsaydı, ben de sizinle birlikte bekçiliğini yapsaydım” Bu sözlerim üzerine, bazılarının yüzlerini buruşturduğunu görünce daha fazla yakınlaşmak istemedim.

O dönemde “komünistler geliyor” demogojisiyle beş bin gencimizi katleden sistem, şimdi de “Şeriat geliyor”, “ülke bölünüyor” paranoyası ile halkları korkutarak, yine darbe yapmaya zemin hazırladıkları anlaşılmaktadır. Yeşil mi - Siyah mı? Oyununu önümüze koymuşlardır.  Demokratik kürt dinamikleri ile diğer demokrasi güçleri kesinlikle bu oyuna katılmamalıdırlar.

Bir kez daha görüldü ki, AB görüşmelerini askıya alan AKP’nin demokrasi balonu  artık patlamıştır.  Başbakan kendi halkına karşı kabadayı, emrindeki bürokrasiye karşı ise ,”Dut yemiş bülbül” gibidir. Devrimci ve demokratların bu iki (siyah-yeşil) çarkın dişlileri arasına sıkışmadan, en az zararla çıkarak, yeni bir kurtuluş yolunu yaratmalıdırlar. Bundan sonra yapılacak şey,  Demokratik, laik, sosyal bir hukuk Cumhuriyetini inşa etmektir.

 Yakında yapılacak olan seçimlerde başta demokratik kürt dinamikleri olmak üzere, tüm demokrasi güçlerinin bir araya gelerek, ortak tavır alması şarttır. Bu sadece seçimden seçime değil, sürekli bir ortaklığa dönüştürülmelidir. Eğer yüzde on seçim barajı kaldırılmazsa, birleşik oy pusulasına rağmen yine de Kürtlerin demokrasi güçleriyle birlikte bağımsız adaylarla seçime girmeleri daha sağlıklı olur diye düşünüyorum..  04.05.2007

Mustafa Elveren – Emekli Öğretmen

elverenmustafa@hotmail.com

 

 

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu