Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

Alevi-Bektaşi inancında Hızır ve Muharrem ayı

Her inançta olduğu gibi Alevi-Bektaşi inancında da bazı kutsal günleri, ibadetler vardır. Gerçi Alevilikte ibadetin yeri, şekli, zamanı, mekanı yoktur. Alevilikte esas olan her zaman kamili (olgun) insan olmaya çalışmak, kendine reva gördüğünü başkasına reva görmemektir.. Alevilikte kutsal günlerinden birisi her yıl 13-14-15 Şubat tarihleri arasında tutulan Hızır orucudur..

Efsanevi bir kişiliğe sahip Hızır Peygamber hakkında başka toplumlar arasında olduğu gibi Aleviler arasında da birçok söylenti bulunmaktadır. Hızır Peygamber’in zor durumda olan kişilerin yardımına yetiştiğine inanılır. Alevilikte bunu anlatan “Yetiş Ya Bozatlı Hızır” gibi sözler sıkça kullanılır. Alevi Ozanlarının deyişlerinde de Hızır önemli yer tutar.

Pir Sultan Abdal’ın bir deyişinde Hızır Peygamber şöyle anılır:
Allah Allah desem kalksam yürüsem

Acep şu dağları aşamam m’ola
Boz atlı Hızır’ı yoldaş eylesem
Varıp efendime düşemem m’ola

Yine İnanışa göre Hızır Peygamber’in yoksul, yetim veya esir şeklinde evleri üç gün peşpeşe ziyaret ettiğine inanılır. Bu amaçla isteyen Aleviler her yılın 13-14-15 Şubat tarihleri arasında 3 gün Hızır Orucu tutarlar. Bununla birlikte Alevi inancında, eline, diline, beline, aşına, işine, yoldaşına, sahip çıkmak en büyük oruçtur.. Cümle canlar, zorda, darda kalana, Bozatlı Hızır’a yoldaş ola.
 

Muharrem Orucu ve Aşure günü
Yine isteyen Alevi-Bektaşiler hicri takvimin 1.inci ayında, 1-10 Muharrem tarihleri arasında (kurban bayramında 20 gün sonra) Kerbela şehitleri anısına 10-12 gün oruç tutarlar. Tarihte başka inançlarda da kutsal sayılıp tutulan bu orucu Alevilerce esas olarak 10 Muharrem 61 Hicri (10 Ekim 680) günü Emevi Halifesi Yezid’in emriyle Hz. Muhammed’in torunu ve Hz.Ali’nin oğlu İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi dolayısıyla tutarlar. Tarihe Kerbela Olayı olarak geçen bu olay;

Muaviye tarafından veliaht tayin edilen Yezid, babasının ölümünden sonra ilk iş olarak özellikle Hz. Hüseyin’in muhakkak kendisine biat etmesini, reddederse öldürülmesini emir veriri. Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmeyeceğini bildiri.. Küfe (şehri) halkı Hz. Hüseyini Kûfe’ye davet edip, kendisini halife olarak tanıyacaklarını bildirdiler. Bu davetin ve Kerbela olayının sosyal ekonomik boyutları da vardır. Yoksul halk genel olarak Yezid’in yönetiminden memnun değil ve ona karşı bir ayaklanma içindedirler. Hz. Hüseyin’in Küfye doğru yola çıktığını haber alan Yezit, Kerbela Çölünde, İmam Hüseyin’le 73 kişi, ayrıca kadın ve çocuklardan oluşan Kervanın önünü, büyük bir orduyla keser. 1-10 Muharrem günleri onları aç susuz bıraktıktan sonra, nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü, Hz. Hüseyin, Yezid’in ordusuna karşı anlamlı bir konuşma yapar, Fakat karşılığı ya biat ya ölüm olur.. Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin’le birlikte olan 72 kişi teker teker savaş meydanına çıkıp dövüşerek şehit olur.. En son kalan Hz. Hüseyin’le bir türlü baş edemezler Yezid’in ordusu, sonunda Şimr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin oklanarak şehit edilir. İmam Hüseyin Aleviler için bir direniş abidesidir. Bu çirkin savaşın en küçük kurbanı ise, daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Asgar’dı. Kadınlarla birlikte, İmam Hüseyin’in hasta olan küçük oğlu İmam Zeynel Abidin bu katliamdan kurtulur.

Aleviler, bu acı olayı Oniki İmamlar ile de bütünleştirerek, 1 Muharrem’den başlamak üzere oniki gün oruç tutarlar. Buna Matem Orucu da denilmektedir. Oruç süresince su içilmeden sulu içeceklerle yetinilmesi, hayvan kesilmemesi, düğün, eğlence yapılmaması vb. gibi uygulamalar İmam Hüseyin’in matemini simgelemektedir. Yine oruç günlerinin akşamlarında Dedelerce Kerbela Olayını konu alan Fuzuli’nin “Saadete Ermişlerin Bahçesi” gibi kitaplar okunur, Alevi ozanlarının Kerbela Olayı’nı konu alan deyişler “mersiyeler” okunur.

Pir Sultan Abdal’ım ellerim bağlı
Yezidin elinden ciğerim dağlı
Muhammed torunu Ali’nin oğlu
Su içmeyip şehid olan Hüseyin

Bu orucun sonunda Aşure günü yapılır. O gün pişirilen ve en az 12 değişik malzemeden oluşan, (Kerbelada yenilen son yemek) Aşure tatlısı da İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin’in Kerbela’da kurtulması ve Hz. Ali soyunun ondan sürmesinden duyulan memnuniyeti ifade etmektedir. Etli pilav ve Aşure’nin topluma dağıtılması orucun bitiminde yani onikinci günü akşamı veya onüçüncü gün yapılmaktadır. Bu nedenle bugüne Aşure Günü de denilmektedir. Aşure ve Aşure Günü başka olaylarla da simgeleştirilir, fakat esas anlamı: acı tatlı yarin yanağından gayrı her şeyi paylaşmayı simgeler..

__________________________________________________

HIZIR ÇEŞMESİ ( xızır çeşmesi )

Tarihin henüz yazılmadığı zamanlarda günümüze değin varlığını koruyan bir inanç vardır. Adına Xızır denilen bir dervişin, bir kurtarıcının öyküsüdür, anlatılan tıpkı her derde deva bulan Lokman Hekim gibi bir kurtarıcıdır. Xızır daima kendisine eşlik eden bir kır ata (astore kir) sahiptir. Bu at adını renginden almış ihtişamlı durusu, rüzgârla yarışan hızı, bembeyaz tüyleriyle, köpükler kadar ak olan bu ata Xızır bindiğinde hiç bir engel tanımadan akıl almaz bir hızla bütün dünyayı gezer. Xızır var olduğu sürece hiç bir insan darda kalmaz. Xızır yoksulun, güçsüzün, ezilenin ve horlanan dar gün dostudur. O yüzdendir ki halkımız en dar anında ilk düşüncesi “yetiş ya Xızır” kelimesidir.
Xızır`in en zor anda ortaya çıkıp tüm umutları, gerçeğe çevireceği, dünyayi kötülerden kurtaracağı, toprağa bereketi, insanlığa barışı taşıyacağı inancı bu gün bile halkımızın inanışında varlığını korumaktadır. Xızır çeşmesi, Bingöl dağının silsilesinin eteğinde serin yayla rüzgârının ağaçları yalayıp geçtiği, yerden fışkıran onlarca kaynak suyunun birleştiği bir yerdir.
Muskan köyünün hemen üst tarafında bir cennet kösesini andıran ve sessizliğini yalnızca kuşlardan ve kaynak sularının sesiyle bozulduğu bir doğa parçasıdır. Sırtını kayaya vermiştir kayanın alt tarafındaki düzlükte Xızır`in evi bulunmaktadır. Xızır çeşmesinin en önemli yeri hiç kuskusuz Xızır´ın evi ve evin altından kaynayarak akan çeşmesidir. 'Xızır evi' çevre köylerdeki köylüler tarafından kendi özgüllerine göre motife edilmiştir. Xızır çeşmesini ziyaret edenlerin bazıları orda uzanıp yatmak isterler amaçları rüyalarında Xızır’ı görmektir. Bazıları da oturup dua ve adak adar.

kurcikkoyu.com


Alevi inancı ve Xızır

 

 

Alevi inancında Xızır kutsal görülüp, eşitlikçi tutumu ve yardımseverliği ile ön planda tutulur. Yola çıkanlara ““Xızır yoldaşın ola” dostuna bir şey emanet edilince “Bu Xızır Emanetidir” deyip onun değerini kutsal tutarlar. Xızır Alevi inancına göre dilenci veya fakir derviş kılığında olan, ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar kılığında dolaşmaktadır. Xızır kimi söylemlere göre Bozat sırtında (Bozatlı Xızır), kimi söylemlere göre de yaya olarak insanların karşısına çıkmıştır.
İnanca göre Xızır’ı kolay kolay tanımak mükün değildir. Ancak orta parmağıyla şehadet parmağının aynı boyda olduğu söylenmektedir. Hatta parmaklarından birinin kemiksiz olduğu da iddia edilmektedir. Alevi inancında bu gibi söylemlere itibar edilmezken Xızır kutsal görülür, eşitlikçi tutumu ve yardımseverliği ön planda tutulur. Halk arasında yola çıkanlara “Xızır yoldaşın ola” denilerek, Xızır’a elçilik, rehberlik ve kollama misyonları da yüklenmiştir.

Xızır efsanesi

Xızır insanların daraldığında yardımına koşan, çağrıldıği yerde hazır ve nazır olan karada ve deryalarda ölümsüz olan biri olarak efsaneleştirilir. Karada Xızır Nebi, deryalarda ise Xızır İlyas diye anılır. Bir gün Xızır Nebi ile Xızır İlyas bir sahilde buluşurlar. Xızır Nebi karadan gelir, Xızır İlyas deryadan. Bunlar üç gün boyunca yiyip içmeden sohbet ederler. Üç gün sonunda şu kararlar ortaya çıkar: Xızır Nebi karalara müsaade eder, bitkiler, hayvanlar, insanlarda bir değişim, topraktan bereket gelir. Gökten rahmet yağar. Xızır İlyas deryalara müsaade eder. Sularda, ırmaklarda, denizlerde bir canlılık başlar.

Xızır Orucu

Xızır efsanesinde anlatılan bu tarihi buluşma, Hicri takvime göre Ocak ayının 31’inci günü, Şubat ayının da 1 ve 2’inci günlerine denk gelirken, Miladi takvimine göre ise 13, 14, 15 Şubat’a, bazı yörelerde de 12, 13, 14 Şubat’a denk gelir. Bugünlerde Xızır efsanesine göre Xızır İlyas ve Xızır Nebi bereket ve saadet dağıtma öncesi yemek yememiş diye Alevi toplumu bugünlerde niyet tutarlar.

Xızır ve Alevi inancındaki yeri ve önemi

Alevi inancında Xızır’ın önemi ve değeri büyüktür. Kimileri için ümmetini gözetler, denetler, vicdani değerleri ölçer, gönüllere konuk olup, sevdalılara yardım eder. Kimileri için gittiği ve gezdiği yerlerde herkesin imdadına yetişmiş ve uğradığı yerlere bereket saçmıştır. Kimilerine göre Xızır “hazır” demektir, çağıranın yardımına koşan ve değişik formlarda görünen ölümsüz bir kurtarıcıdır. Kimi bölgelerde Alevi toplumu Allah’ın adından daha sık Xızır adını kullanır.

Kimilerine göre Xızır yeni dünyaya gelen bebeklerin, ölüm döşeğinde olan hastaların başında, darda olanların, yola çıkanların yanındandır. Alevi inancında bir komşusuna, bir dostuna bir şey emanet edilince “Bu Xızır Emanetidir” deyip onun değerini kutsal tutarlar. Emaneti alan da onun değerini kutsal bilir ve emanete sahip çıkar.

Hatta kimi bölgelerde Alevi toplumunda “Ocağın sönsün” gibi ağır bedduaların yanında “Xızır kökünü kazıya” gibi beddualar da duyulmaktadır. Dersim, Erzincan, Sivas, Bingöl, Varto gibi illerde Zazaca (Dımılki) konuşan Aleviler “Bizim dilimiz Xızır dilidir” derler.

Xızır Günleri

Alevi inacının yazılı bir tarihi, yazılı kuralları yoktur. Alevi toplumunda “telli kuran” denilen, çalınan bağlama ile, söylenen deyişler ve beyitler ile sözlü bir iletişim mekanizması vardır. Bundan dolayı Alevi inancında dilden dile dolaşan birçok bilgi kaynağı zaman zaman farklı boyut ve farklı düşüncelere açık olabiliyor. Xızır Günleri Alevi toplumu içerisinde kış mevsiminin Şubat ayının ilk haftasından başlar ve Şubat sonuna kadar sürer. Bu dört hafta içerisinde üç gün oruç tutulur. Bazı söylemlere göre de Xızır günleri Ocak ayının son ve Şubat ayının ilk haftasına denk düşer.

Xızır Günleri başladığında, ev halkı zevkli bir çalışmaya girer. Evin her tarafı temizlenir. Toprak evlerin tabanları ve duvarları beyaz toprakla şerbetlenerek sıvanır ve evin içini hoş bir koku kaplar. Yün yataklar havalandırılır, bütün çarşaflar yıkanır ve gelecek misafirlerin şahsında haneye Xızır’ın uğrayacağına inanılır. İlkbahar temizliğini andıran bu gelenek bir nevi yeni baharı selamlama anlamı taşır. Xızır Günleri’nde Çarşamba gecesi müsahip olanlar birbirini ziyaret eder. Bu ziyaretin anlamı ise, geçmiş bir senenin muhasebesi üzerine muhabet etmek ve karşılıklı lokma alıp vermektir.

Xızır Orucu’nun üçüncü günü (Xelyas Günü) mezarlıklar ziyaret edilir; Hak’a yürümüş insanların hayır duaları okunur ve ölenler bu şekilde bir kez daha anılırlar. Mezar başında çıla (mum) yakmak da bu geleneğin kutsal bir bölümüdür. Xızır ayında üç gün oruç tutulur, Xızır Cemleri yapılır, semahlar dönülür, kurbanlar kesilir, Xızır için niyaz-lokma pişirip çevreye dağıtılır.

Dersim’de Xızır

Xızır inancının oldukça yoğun olarak yaşatıldığı Dersim’de Xızır’ın adı oldukça sık kullanılır. Xızır Gölü (Golê Xızıri), Xızır Köprüsü (Pırde Xızıri), Xızır Kayası (Kemerê Xızır), Xızır Ayağı (Lınga Xızır), Xızır Nişangahı (Nişangê Xızır), Xızır Geçiti (Gavanê Xızıri) ve Xızır Evi veya mekAnı (Bone Xızıri) vardı. Bunun yanında kimi ilçelerde bile Xızır ismine bağlanır: Hozat Xızır’ı (Xızırê Xozati) veya Kırmızı Köprü Xızır’ı (Xızıre Pırdê Suri).

Diğer ülkelere Xızır

Dünya üzerinde var olan temel inançlara göre Xızır birçok ülkede kutsanır, adına ziyaretler açılır ve “Xızır Evi“, “Xızır Çeşmesi” isimli türbeler kurulur. Bu konuda örneğin İran’ın Şirvan bölgesinde Bacervan şehri yakınlarında Xızır evi bulunmaktadır.
Suriye’nin Şam şehrinde bulunan Ümeyye Camisi’nde Xızır makamı vardır.
Lübnan’nın Cebel eteklerinde “Hz. Xızır Aleyhisselâm” makamı vardır.
Kudüs’ün Mescit’i Aksâ’da bir Xızır kapısı vardır.
Fas’ın Fes şehrinde Sidi Harazem’de Xızriyye tarikatı bulunmaktadır. Burada da Xızır makamı vardır.
Cezayir’de, Hz. Musa ile birlikteliği yıkılmak üzereyken düzelttiği duvarın Telemsen’de olduğu anlatılmaktadır.
Irak’ın Bağdat kentinde ve Türkmenistan’ın Semerkand şehrinde Xızır makamı vardır.
Mısır’da bulunan İskenderiye kalesinin sahil kapısının adı Hızır kapısıdır.
Azerbaycan’da Şirvanlılar Xızır’ı Zinde adındaki bir türbeye bugün de ziyaretçiler akın etmektedir. Azerbaycan halkının inancına göre Xızır bu türbede yatmaktadır.

Evliya Çelebi Kudüs yakınlarında Xızır-İlyas makamı vardır. İnanca göre burda İlyas Peygamber bir kaya üzerinde ibadet etmiş olup başlarının ve dizlerinin izi çıkmıştır. Evliya Çelebi ayrıca çelik üzerinde Mührü İlyas adı ile bir mührün de bulunduğunu düşünmektedir.
Pazar, 01 Şubat 2009
NİHAL BAYRAM
 
Quelle: YeniOzgurpolitika.com
tr.yxk-online.de
 

YETİŞ YA XIZIR

Bilirim bin bir donda görünürsün.Bir zaman Musa,bir zaman Babek oldun.Bir zamanlar Eba Müslim.Hallac oldun,Nesimi oldun,Pir Sultan oldun.ve de Deniz oldun.Lakin hangi donda yeniden görüneceğini merak ederim

YETİŞ YA HIZIR

Kendal DOGAN

Zordayız .Ya Hızır.Zalimin ve zorbanın elinde , düşkünün dilindeyiz.Boz atlı ,nur yüzlü ,ak sakallı pirim ,yoldaşım,yol bilenim ya Hızır neredesin ?

Ya xızır ! Hani çağrıldığında hazır ve nazırdın.Bilmez misin yoksulun hali hal değil.Ezilenin ,horlananın ,garibin.mazlumların gözü yolundadır.

Bize güç olmuştun,umut olmuştun biz seni ,sen bizi unutmuşa benziyorsun.Ya Hızır.

Çok mu uzaktasın ?Deryalara dalıp ilyas, dağlarda Nebi oldun.Gök yüzünde ay ve güneş oldun karanlıkları aydınlığa çıkardın.

Ne oldu sana pirim neredesin?

Bilmez misin yazılanı ,okunanı ,tarikatı,yola gireni,pire bağlananı duydun mu ? Pirim.Rızalık alındığını, aklanmak için dara duran canı gördün mü ?Pirim.

Hakkın yüzüne kim ulaşmış?Hak kapısına kim gitmiş?Hak aşığı duydun mu ? Pirim.

Hakikat aleminde yüzeni,Hakikat yolunu bileni gördün mü ?Pirim

         Hakkullah vereni ,Hal ehlini,Hakikat sırrını bileni gördün mü ?Pirim.

         İkrar ayinini,ikrar edeni,ikrar kurbanını,ikrara bağlananını gördün mü ?Pirim

         Düşkünlük darı kurulmuyor,Düşkünlük erkanı nerede,Düşkün Ocağının ateşi sönmüş Pirim.

         “ Yetiş Ya Xızıre kal “ derdi Dersimli ,Koçgirili,Vartolu,Kiğılı…

         Dağdaki geyiklerle gezerdin,sevdalı yüreklere umut olurdun.Ne oldu sana?

         Kimseler görmedi seni yakın zamanda.Şahı Horasanı niyaz ederim.Şahı Merdan-ı,Şahı Şehidan-ı,Şahı velayeti çıkaramam aklımdan.Hangi dondasın Pirim.Yoksa sende mi ?Akıl ermez yaradanın sırrına diyorsun.

         Bir gece rüyama gir diye yakaran,sabah kalkıp yönünü hakka dönen ,kamil ile kardeş olmaya can atan yol erine görün Pirim.

         Bilirim bin bir donda görünürsün. Bir zaman Musa, bir zaman Babek oldun. Bir zamanlar Eba Müslim. Hallac oldun, Nesimi oldun, Pir Sultan oldun. ve de Deniz oldun. Lakin hangi donda yeniden görüneceğini merak ederim.

         Hatırlarım adına tutulan üç günlük orucu.Lokma olarak dağıtılan kömbeleri.

         Dem ile cemi , ne güzel olurdu orucun.Genç civanların aşkı muhabbetleri ,yetişkinlerin İnsanı kamile ulaşma kaygıları.

Pirim ulu yol bilenim Hızır’ım.yine de yetişmeni bekleriz.Kardeş kardeşe düşman olmuş iken ,yollar kapanmışken ,düşmanlıklar azmışken ,kan akarken yetiş be Hızır. 

         Pirim yaşlı Hızır.Bozatlı yoldaşım yeter artık.Yetiş imdada.

          19 Aralyk 2009

            www.ehlihak.com


"YA XIZIRÊ SER KELEK Û KEŞTİ YAN, XWDANÊ BÊKES Û BÊXWADÎ YAN"

İnsanlığın ilk dönemlerinde güneşin ve ateşin kutsal sayıldığı saygı gösterildiği ve uğruna kurbanların kesildiği ve tapınıldığı zamanlarda ateşin ve güneşin yer yüzündeki temsilcisine  Hindistan'da Sürye Avrupalı halklarda Eliyas Aziz Corç veya Aya İrini denilir. Anadolu'nun türkmen ve diğer halkları Mesir, İlyas, Ellez ya da Abdal Musa denilmektedir.

Kürt ve Alevi halklarında ise "Xızır'e Kaldir". Xızır'ın adı ateştendir. Atının adı dûrbîn dir, manası en uzağı anlık derecesinde yakın edendir.

Geleneksel Kürt ve Alevi inancında Xızır eşsiz ve benzersizdir. Hiçbir şey yokken o vardı, kendi varlığında cümle varlığı yaratan her yerde hazır ve nazırdır, esirgeyen bağışlayan besleyen büyüten dardakinin ve zordakinin canına yetişen Al İlahtır.

Bütün Mezopotamya ve Anadolu halkları çok eski çağlardan beri kullandıkları takvime göre miladi takviminin şubat ayının 14'ne denk gelen günde eski yılın bittiği ve yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilir. Bu tarihte  başlamak üzere bir ay boyunca çeşitli etkinlik ve kutlamalar yapılır.

Bu kutlamaların birinci haftasına Xızıre Kal, ikinci haftasına Xızıre Şilanê, üçüncü haftasıda Xızıre Musayyib, Dötdüncü haftası da Xızıre Uryandır. Yani Xızırla başlayıp Newrozla bitmektedir.

Hızır orucu sadece bir yılın geride kaldığını işaret etmez aynı zamanda oldukça zorlu geçen kış şartlarını sona erdiği günlerede işaret eder. Bu hem insan nesli hem de diğer canlıların hayvanların ve bitkiler açısından da dar günlerin zor günlerin aydınlığa,ferahlığa çıktığına delil saylır.

Bütün bu ve buna benzer güçlüklerden, sıkıntılardan denilebilirki ölmeden sağ selim bahara ulaşabilmiş olmanın şükran borcu olarak Xızır orucu yerine getirilir.

Bu bir kurtuluştur çetin ve cehennemi kış şartlarına böylece başa çıkabilmiş, mezapotamya ve Anadolu halkarı için diğer yandan oruç ile öz temizliğe erişilmiş olunur.

Manevi yunma yıkanma temizlenme gerçekleştirilerek en başta insanlar olmak üzere  tekmil varlıklar yönlerini bahara (Bı-Har) yeni bir doğum gününe (Nuros) dönmüş olurlar varolan var edene doğan ve doğurana karşı şükran borcu böylece ödenmiş olur.

Xızır Orucuna ilk hazırlık her hanenin ocağında üç gün boyunca hiç söndürmeden yakılacak olan bir ağaç kötüğü bulmak ve onu temizleyerek ocağa konulmasıyla başlar.

Her hanenin  anası o haneden yaşayan her canlı için dereden bir çakıl taşı (kevire koze) toplar taşları yıkar temizler ev damının baca ağzına dizer  bunlar dilek ve niyet taşlarıdır. İnanca göre Xızır eve bacadan girer ve bu taşları kutsar dilenen dilekleri ve arzuların yerine geleceğine inanılır.

Bütün ev halkı bir araya gelerek görüşülür helallıklar alınır ve ruhen temizliğe varılır ve oruca başlanır.

Her akşam hane halkı ellerini ve yüzlerini yıkıyarak büyüklerin elleri öpüldükten sonra birlikte bu gulbangı okuyarak oruçlarını açarlar.

Xana xizir bî
Kaniya Minzûr bî
Dostê me buxwe
Dijmin jî kur bî

Son gün her evde lokmalar hazırlanır bu lokmalara zervet veya kömbe denilir. Bu lokmalarla ziyaret yerine gidilerek tüm köy halkı birbirleriyle görüşerek lokmalar dağıtılr ve dargınlar barıştırlır.

Oruç günlerinde  genellikle genç kızların ve erkelerin ev ev dolaşarak Xızır hediyeleri toplarlar gittikleri her evde şu gülbengi okurlar.

Serê salê binê salê
Îro Xizir hati ber malê
Loqme bide pîr û kalê
Heval heval Xizir heval
Bı eşqa Ali Xizir loqme
Nefesa heq peymanda me
Parîk dan li xana we
Heval heval Xizir heval

Hane halkı gençlere genellikle  kuru üzüm, kuru kayısı, incir ,ceviz ,dut gibi yiyecek verirler. Lokmalarını alan gençler kapıda durup ev halkına şu gübengi okurlar.

Lokmalarımız kabul
Muratlarınız hasıl
Bahtınız aydın ola
Haneniz şen
Ocağınız gür
Sofranız bereketli ola
Bedeniniz mahkum kalmaya
Ciğer acısı olmaya
Soy ağacınız bin veren
Bin dallı ağaca dönüşe
Xızır yolsuza
Çulsuza
İkrarsıza
Denk düşürmeye
Zalimlerin şerrinden
İkrarsızların tuzağından koruya
Ocağına
İkrarına
Xızıre Kal gözcü ola
Delil ola
Haneniz taş
Nur gözlerinizden yaş
Dökülmeye
Hızır hak nefesini kabul eyleye
Dilekler kabul
Menziller pak ola
Diyerek ayrılırlar

Ayrıca Xızır için bir çok deyiş yazılmış ve söylenmiştir. .

Umutsuzların umudu
Yetiş ya Bozatli Xızır
Galip erenlerin adı
Yetiş ya Bozatlı Xızır

Bereketi veren sensin
Ağlayanları güldüren sensin
Menzile erdiren sensin
Yetiş ya Bozatlı Xızır

Yolcuya yolunu açan
Dertlilere derman saçan
Günahtan kusurdan geçen
Yetiş ya Bozatlı Xızır

Haksın ve hakkın varlığı
Aydınlat bu karanlığı
Zalime göster darlığı
Yetiş ya bozatlı Xızır

İsyanı gönül katında
Hem derviş hem pir zatında
Hem zahir hem batında
Yetiş ya Bozatlı Xızır


Ro Xizirê kal bimbarek bî

Koçgiri Kültür Merkezi girişimi

www.kocgirikulturmerkezi.com


HIZIR GELENEĞİ

Seyfi MUXUNDİ

Bu yıl Hızır ile ilgili yazacağım yazı Geçen yılki gibi Hızır’ın tarihsel süreç içinde nasıl inanılmış, hangi inanç hangi adla anmış diye yazmayacağım. Bu yıl Malatya Kürt Alevilerinin Hızır ayında uyguladığı gelenekleri Yazar ve araştırmacı Süleyman ŞAHİN’in kaleminde “ALEVİLİĞİN ANADOLU UYGARLIĞINDAKİ İZLERİ” Adlı kitabından aktaracağım. Sayın şahin hem kendi İzlemlerini hem de Yazar ve araştırmacı Haşim KUTLU’nun “Kızılbaş Kadın” kitabında alıntı yaparak geleneğin güzelliğini okuyucuya sunmuştur. Aydüşü yayınları tarafından yayınlayan kitabın yazısına baktığımızda Aleviliğin ne denli bir doğa dini olduğunu açıkça ortaya koyduğunu görüyoruz. Ben de bu güzel araştırmayı siz değeli okuyucularla paylaşmayı düşündüm.  Yazının yorumunu siz değerli okuyucu dostlara bırakıyorum.

HIZIRI KAL, HIDRELLEZ, BOZATLI HIZIR

 

HALKTAKİ HIZIR SEVGİSİ

Haşim Kutlu'nun Kızılbaş Kadın kitabının S. 139. Sayın Bali'nin el yazması metnini olduğu gibi aktarıyorum.

"Alevi İnancında Kadın ve Hızır"

Çocukluk yıllarım nenemin yanında geçti. Nenem, oturup kalkarken, yemek pişirip iş görürken; 'ya Hızır e kerem kani Hızır e nazır. Gözlerin üzerimizde, elin elimizde ola! Saklaya bekleye diyerek işe başlardı. Kendi çocukluk ve gençlik yılları ile ilgili günleri bana sevinerek, hem de gözleri dolu dolu olarak anlatırdı. Ve o kutsal törelerin bir kısmını yaşar ama bize de yaşatırdı. Onun ceviz tahtasından yapılı eski bir sandığı vardı. Son bahar mevsiminde, evde bulunan bütün yiyeceklerden birer pay ayırırdı. Yağ, peynir, çökelek gibi bozulması söz konusu olan yiyecekleri, özel hazırlanmış ağaç kutu, vb, kaplara yine özel ola­rak yerleştirir, ağaç sandığa düzerdi.

Bu sandığa, 'Hızır Sandığı', lokmalara da 'Hızır Lokması” derdi. Sandığın kapısına kilit vurmazdı: Hızır payının kapusu murad (dileklere kavuşma) kapusudur, kilit vurulmaz' derdi. Fakat bize de 'Hızır lokmasına rızasız el uzatılmaz, Hızır çarpar' diyerek tembih etmekten geri durmazdı! Bizler sandığın etrafın­da dolaşırdık ama hiçbir zaman sandığa dokunmaya cesaret etmezdik.

Hızır günlerinin gelmesini, sandıktaki yiyeceklerden pay serilmesini çocuk sabırsızlığı içinde beklerdik. Biz çocuklar İçin tek bayram bu ve bunun gibi günlerdi, başka bayram bil­mezdik.

Mart’ın (Adar) 20'sini 21'ine (baba hesabına göre 9 Mart’ı) bağlayan geceyi, adeta uyumadan sabah ederdik. Ne­nem, yani annemin annesi, o tarihe "Mart Dokuzu"derdi. Oldukça fırtınalı bir gece olurdu. Çift ile çubuk ile meşgul köy insanı için oldukça anlamlıydı. Sayılı günlerin sayılı belirtileriydi hu fırtınalar. Her birinin değişik isimleri vardı. Sanki bütün bir tabiat o son fırtınayla doğum sancısı çekiyor gibiydi. Ya da insanlar öyle algılıyorlardı. Mart dokuzu fırtınası için Türkçede de Kullanıldığı üzere "Koca Kadın Fırtınası' deniyordu. Kışın so­kunu noktalayan ve baharı müjdeleyen bir soluklanma olarak kabul edilirdi ve asıl o günden sonra bahar başlamış kabul edilirdi. Buna göre soğuk geride kalıyor, sıcak ve yaşam öne çıkı­yordu. Sanki bütün bir tabiatın kış uykusundan uyanışını simge­lemekteydi.

Nenem 'Mart dokuzu' akşamında bir miktar yufka ekmek nazırlardı. Sabah erkenden kalkar, iki kova su alır pınardan, koltuğundan süpürgesi, evin dışına çıkar, arazinin bir yerine suyu serper ve süpürürdü. Evde arta kalan mal yemlerinden, kuru ot­lan ve bir kaç ağaç getirir, temizleyip pak ettiği yerin ortasında, o getirdikleriyle bir ateş tutuştururdu. Sandıkta muhafaza ettiği yiyecekleri sıraya dizer, gülbanklar okurdu.

Aklımda kaldığı kadarıyla okuduğu gülbankların dizeleri söyledi.

Kurban olam nur yüzüne Gel cemimiz birlik olsun  Yüzümü sürem dizine Gel gönlümüz birlik olsun

Nefesinle lokmamızı Ateşinle çıramızı Nurladırda ışık olsun Gel gönlümüz birlik olsun

Yaktım Hızır Ateşini

Açtım gönlümü aşk u deme

Eleman bizi kereminden mahrum eyleme

Bir ayağı derya da bir ayağı karada

Uzat elini dar günde car günde

Bizi erdir murada Didarında mahrum eyleme

Mekanlar boş kaldı Baba Erenler! Ziyaretler, Ocaklar sahip­siz ve viran oldu. Kutsal örf ve adetler unutuldu. İnsanlar inançsız. Hakka dönüp gerçeği görene aşk ola imanım! Sana yazarken! duygulandım, elimde değil gözlerime su yürürdü!

Anamın anasıydı ama aynı zamanda hepimizin anasıydı Şöyle devam ediyordu.

Gökten geldim yer dirildi

Cümle mahlukat cana geldi :

Nur keremin görüldü

Muratlar kapusunda bizi mahrum eyleme!

Ya bari Huda! Hızır ile birlik olduk

El uzattık nasip aldık Gönül gönüle cemine girdik

Niyazımız kabul ola

Nur nefesi bana, nur nefesi sana

Nur düşe hem u cana Yana Hızır ateşi yana!

Aşka gelen yer ü gök aşkına

Her bedene nur düşe Aşk ile geldik cüşe

Nur bereketi dağa taşa yağa Rahmeti rahman ola!

Anamın Anası ve hepimizin anası annem, bu ve benzeri gülbankları, sabahın erken saatlerinden, belli bir zamana kadar, kus­muk vaktinden yani tan yerinin ağarmasından, gün ışıklarının hanemizin yaladığı zamana kadar, hatta denebilir ki, öğle vaktine Kakın bir zamana kadar okurdu. Hanemizin her tarafını dolaşarak okurdu ve üfürürdü. Bitmek tükenmek bilmeyen bir pınar, aktıkça boşalır, boşaldıkça doldururdu. Kimileri atalardan evlatlara miras akıp gelen belirli sözcükler ve deyişlerdi. Kimileri ise Doğaçlama. O gülbanklar, onun gibi okuyabilmek için onun gibi Hızır'la bütünleşmek, Hızır olmak gerekir. O okumaya başladığında, sanki bütün bir evren onunla birlik dile geliyordu. Her­kes, dağ ve taş, kurt ve kuş, yedi renk, yedi ses dile geliyor onun dilinde dilleniyordu. Yaşama duruyordu o baş pınarda!

Her su, her kaynak bir sürektir ve soydur. O ki, Atadır, Anadır. O bütün kaynakların başıdır. Ser çeşmedir. Gün üç yüz altmış altıya sayılmıştır. Her günün sahibi vardır elbet ve üç yüz altmış altı gün, üç yüz altmış altı çeşmedir. Ser çeşmenin başı olandı o. Hem rahmandı ve hem de rahim!

Nenem bir yandan bu aşk ve ışık ile okurdu bu gülbankları, birbiri ardına sıralardı. Diğer yandan da bu gülbanklar eşliğinde, bizleri, daha önce yaktığı Hızır ateşinin üzerinde atlatır; 'Hı­zır'ın ocağıyla, bedeninizi aydınlatan nuru, önünüze yansısın, Yansısın ki Hızır varlığından var edip vere. Vere ki, ocağınız gür haneniz şen ola. Bedeniniz nasipsiz kalmaya' derdi.

Sonra ateşin yanına dizdiği yiyeceklerden dürüm yapar her, birimizin ellerine tutuştururdu. Ceplerimize çerez koyardı. Bazı­ları adını söyleyerek kendisine hitap ettiklerin de, bu hitap şek­line kızardı; 'Ben hizmetimi hak etmiş, elimi eteğimi dünya ma­lından çekmiş, Hızır aşk ateşini nurlandırmış, Ceminde gül yüzünü görmüş anayım. Benim analık hak Adım demeniz lazım' diye uyarırdı bizleri. Gerçi o dönemde, bazı durumlar dışında, kadınların yaşlı kesimine 'Ana' erkeklere ise 'Baba' diye hitab edilirdi. Alevi inancına göre onlar 'sırrı hakikate eren, dün­yayı üryan gören hak erenleriydiler ki, 'sırdan içeri olan! sırrı' bilenlerdi! Onlar, ateşin etrafında çark u pervaz olur semah yürürlerdi. Her pervazda;

'Aşk u dem ola! Çerağı evliya, Hak nuru nurlana, darına didarına, sırrına erene Allah Eyvallah! Nar ile nur olduk, can ile can! Hızır ile bir olduk! Nasibini alana Allah Eyvallah! Semah­ta sematarız! Üryan geldik, Üryan u Nacezarız! Öldük dirildik! Aşk u aladan haberdarız! Sırra erip gönül verene Allah Eyval­lah!' okur geçerler aşkına Hüü! Çekerlerdi.

Bu semah törenine yalnız erenler katılırdı. Aralarına genç Kılmazlardı. Onların özünde henüz hamlığa var olduğuna inanılırdı

 

O dönemlerin çocukları olan bizlere ise, "Masum u pak" gözüyle bakılırdı. Onlar semah aşkı ile coştukça bizler ateşin üstündeki atlayışlarımızı hızlandırırdık. Yine, bir dinlenme faslı başlardı ve tekrar lokmalar dağılırdı. O kutsal ateşin didarında, Hızır Cemine gelen canlar da lokmalarla katkıda bulunurlardı. Tören öğlene yakın bir zamana kadar devam ederdi.

Aynı erenler, köyün içine iner dolaşırlardı. Kuşaklarının arasına yerleştirdikleri kuru üzüm, ceviz cinsi lokmaları dağıtırlar ve nasihatlerde bulunur, günün önemiyle ilgili bilgileri canlara öğretirlerdi. Onlara göre o gün, hakkın rahmana gelmesiydi. Bu nedenle yeninin gelmesi anlamını taşıyordu. Bu ve eski olan, geride kalan yiyecek adına ne varsa çıkartılır ve lokma olarak dağıtılırdı.

Tören bittikten sonra biz çocuklar, birer çatal ağaç hazırlar-I dik. Bir ip bağlayarak bütün köyü ev ev dolanırdık. Evlerin üstüne çatal ağacımızı bacalardan aşağıya sarkıtırdık. Ve 'sere Sal'e bine sale/ Xızır hat we male / Duxaze pere piri kale' (Eski yıl bitti, yeni yıl geldi/ Bu nedenle evlere Hızır uğruyor/ Biz Hızır için para istiyoruz/ O yaşlı Pir hakkı için para verin HK) derdik. Evin içinden bizim çatal ağacımıza Özel hazırlanmış birer ekmek takılırdı. Biz ipi çekerek ekmeği bacadan dışarı alırdık. Bu ekmeğe 'Hızır Payı' denirdi.

Akşam olduğunda, canlar, evlerinde 'Hızır kömbesi' pişirir yaşlıların olduğu evlere götürürlerdi. (Hızır Kömbesi, Binboğa] eteklerindeki Kızılbaş Kürt köylerinin bazılarında üç adet olarak pişirilmekteydi. Birinci lokma ev halkı içindi ve evi içinde pay edilirdi. İkinci lokma "komşu halkı" içindi ve yedi ya da on iki paya ulaştırılarak pay edilirdi. Üçüncü lokma I ise "Halkın Evi"ne yani Cıvat Meydanına götürülür orada "Hakkın Lokması" olarak pay edilirdi. Bu aynı zamanda Rızalık Şehrinin "Rıza Lokması" dır.)

Kömbeler lokma edilir dağıtılırdı. Kömbenin piştiği ocakta ateşin üç gün boyunca sönmeden yanması gerektiğine inanılırdı. Burada dikkat edilmesi gereken şey, o gün için ibadet törenlerinin yürütülmesinin öncülüğünü Ana olma sıfatını hak eden, ona I layık görülen analar yürütürdü."

Kızılbaş Kürtlerin inançlarında Bozatlı Hızır'ın yeri çok anlamlıdır. Aynı zamanda bu inançtaki insanlar Hızır'ı Hak ile aynı derecede tutarlar. Bizim bölgemiz olan Malatya, Maraş, Adıyaman gibi komşu şehirlerde Hızır'ın kutsanmasını bir veya iki gün farklılıkla kutsalarda tamamen bir birlik içerisinde hareket etmiş olurlar. Bunun da belirli sebepleri vardır. 1400. yıldan bu ya­na İslam tamamen Kızılbaş inancını aynı zamanda bu Kültü yok etmek için çeşitli katliamlarla, hakaretlerle yok etmek için dur­madan çaba sarf etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki tüm bölgeler birbirinden ilişkiler kopmuş, kendilerine göre belirli eksiklikle meydana gelmiştir. Ama şu bir gerçektir ki Kızılbaşlar bu kadar zorluklar içerisinde de olsa da kutsal değerlerinde vazgeçmemişlerdir.

Belirtmiş olduğum Hızırı Kal, Hıdrellez, Bozatlı Hızır bu isimler bizim için tamamen kutsal sayılan isimlerdir. Bizim halk içerisinde bunlara ait bazı misaller vermek istiyorum:

Köyümüzde Afe Nenemiz şöyle derdi: "Herhangi birisini uğurlayacağımız zaman, ona derdik ki Hızır hevah (arkadaşın) ol­sun derdik Hızır ismini söylemediğimiz zaman yolculukta, sanki bir hata yapmış oluyoruz. Mutlaka Hızır ismini kullanılması gereklidir." Halam Fatma şöyle derdi: "Herhangi birisi yemin edeceği zaman Hızır'ın adım kullanarak yemin ediyorsa mutlaka o doğru söylüyordu. Bizimde ona gerçekten inanmamız gerekirdi Buna benzer onlarca söylemler vardır. Halk şöyle düşünürdü “Ben bu ismi kullanarak, eğer doğruyu söylemediğim takdirde benim başıma mutlaka bir belanın geleceğine” inancı tam o için doğru söylerdi.

BOZATLIHIZIR TÖRENLE KUTSANMASI

Bizim bulunduğumuz yöreler şubatın 15 de bu kutsal gün te­mel alınarak kutsamaya başlanırdı. Halk yazın kendilerine temiz ve hemen yanmayan bir odun kütüğü bulurlardı. Bazı bölgeler­ de odun olmazdı. Şayet ormanlık olmayan yerlerde yazın bunun hazırlığını yaparlardı. Eğer ormanlık olan yerler de bir sorun yoktu

15. şubat geldiğinde halk önceden birbirini ziyaret eder­lerdi. Tüm vatandaşlar birbirleriyle gönül birliği için birbi­rini mutlaka ziyaret ederlerdi. Yaşlılar ziyaret edilirdi. Onlar­dan belirli razılıklar alınırdı. Bu aynı zamanda bir öz temizliği anlamındadır. Belirli kimseler birbirine dargın ise bunlar mutlaka barışarak, o toplumda bir ahenk birliği sağlanmış olurdu

Her aile belirli bir törenle Kutsal Ateş yakılmış olurdu. Ateş yakılmadan önce tüm fertler birbirine niyaz olurdu. Ateş yakıl­dıktan sonra yine birbirine niyaz ve razılık temelinde yapılmış olurdu. Ondan sonra ailenin en büyüğü önde olmak şartıyla, sı­rayla Hak niyazını o yanan temiz Gonç dediğimiz Oduna yapıl­mış olurdu. Her gün bu ilk günde yaptıkları gibi aynı şekilde ya­nan ateşin goncuna niyaz yapılmış olurdu. Tüm aile aynı zaman­da kendi içinde ki belirli isteklerinde bulunurlardı. Bu açık oldu­ğu gibi de kendi içinde de söylenirdi. Bilhassa gençler birbirleriy­le daha yakınlaşmayı gösterirlerdi. Elbette ki bunların tümü inanç temelinde yapılmış olurdu.

Bazen de komşular birbirini ziyaret ederek, Kutsal Ateşin uğur getirmesi için, hayırlı olması yönünde birbiriyle birlik ve beraberlik tazelenmiş olurdu. Tüm gün ve gece Kutsal Ateş ya­nardı. Söndürmek kesinlikle yasaktı. Yani uğur ve bereket getir­mez temelinde inançsal olarak, günah işlenmiş olurlardı. Hatta Hak'a karşı suç işlemiş olurlardı. Öyle bir kişi veya aile olursa Cem meydanında Pir huzurunda dara çekilerek, cemaata hesap vermek mecburiyetinde idi. Onun için her Can buna dikkat ederek, hareket ederlerdi.

Aynı hafta içerisinde yetişkin canlar üç gün oruç tutma şarttı bulunmaktadır. Bunu Kutsal Ateşe saygı muhayetinde olurdu Kimse buna mecbur tutulmazdı. Zaten ne bir baskı ne de bir zor balık yapılmazdı. Tüm canların inanç ve istek temelinde yapılmış olurdu. Oruç açma ise tecrübeli yaşlı kesim bunu çok iyi bilirlerdi. Bazende horozun ötmesine göre oruç açılmış olurdu Kimse oruç günlerinde gece yemek yemezdi. Horoz aynı zamanda saati bildiren bir zaman ölçmesi yönünde belirli bir unsurdu. Sadece akşam yemeği yenilirdi. Küçükler oruç tutuna evin yaşlı olanlara kendi orucunu elini öperek verirlerdi. O yaşlı da orucu veren kimseye belirli bir hediye vermiş olurdu.

Üç gün oruçtan sonra da bir hafta tamam olmuşsa mutlaka bu Kutsal Ateşin közünde, her ailenin kendi durumuna göre belirli bir lokma meydana getirilmiş olurdu. Genellikle bu közde bir kömbe yapılırdı. Kömbe şöyle yapılmış olurdu: Önce hamur yoğrulurdu, hamur iyice açılır, bunun arasına et ile yağ un karışımı ile içine serilirdi, ondan sonra bu iki açılmış olan hamur üst üstte konulurdu. Bu da iki sacın arasına konulur, közler ise bu sacın üzerine yığdırdı. Alttan ve üstten bu kömbe pişerdi. Ondan sonra biraz soğuduktan sonra önceden çocuklara bu lokma dağıtılırdı. Sonra da büyüklere sıra gelirdi, bazen de birkaç kömbe yapılırdı. Aynı zamanda komşulara da dağıtılırdı. Bilhassa yaşlılar hiç unutulmazdı. Onların duaları her zaman kutsal olarak bilinirdi. Bu lokmadan hiç kimse mahrum bırakılmaza! Çünkü bu lokma Hızır lokmasıdır, onun için eşit bir şekilde dağıtımı yapılmış olurdu. Bu günler bir bayram şenliği halinde kutsamış olurdu.Halk her yönüyle en güzel giysilerini giymiş olurlardı. Bilhassa bayanlar yedi renk dediğimiz (haftrang) bu eşarp gibi örtüyü kutsal olarak kafalarına örtmüş olurlardı, Bu konuda şöyle derlerdi: "Bu renk gökyüzünün renkleridir, bize o kutsal gökyüzünü hatırlatmış oluyor, onun için bu kutsal renkleri kullanmak törelerimize uygundur diye söylerdi." Şayet Ziyaret yakın­sa halk beraber Ziyaret dediğimiz kutsal yere giderek beraberce lokma yenilirdi. Bu şekilde kutsal gün kutsamış olunurdu.

HIZIR'IN EVLERİ ZİYARETİ

Bütün aileler her an Hızır'ın kendi evlerini ziyaret etmeleri­ni beklerlerdi. Bundan dolayı, her ev ANASI yiyeceklerin üzerini açık olarak bırakırlardı. Bunun sebebi ise, Hızır geldiğinde mutlaka kendi pençesiyle bir belirti bırakmış olurdu. Elbette ki bu da bir sır olarak aileler arasında saklanmış olurdu. Şayet öyle bir belirti olmuşsa yine evin Anası onu kimseye bildirmezdi. Kendi içine saklı kalırdı. Her sabah erkenden tüm aile uyanırken evin Anası hemen tüm evin içinde dolaşarak, belirli bir belirtinin olup olmadığını tespit ederdi. Hızır'ın eve geldiğini açıklamış olduğunda, o evde bereket kalmaz inancı vardı. Kızılbaş Alevi kadınları bu sırrı çok iyi bilirlerdi. Onun için bu inanışa sadakat-la bağlılardı. Hızır denilince Hak olarak halk bilirdi. Şayet o eve gelip bir belirti bırakmışsa artık o ev halkının gerek sıhhi yönde gerekse de bereketli bir mahsulün veya olan eşyaların hayırlı ve bereketli olması yönünde inançsal olarak bilinirdi.

BOZATLI HIZIR'LA CANLILARIN HAYAT BULMASI

Halk bu Hızır günlerini kutsadıktan sonra iş bitmiş olmuyordu. Bozatlı Hızır Ateş ve Güneş Kültü olarak bilinir. Aynı zaman-I da Ateş ve Güneş Kültünü de Hızır da, halk gördüğü için bu işin daha bitmediğini bilirdi. Halk arasında KOZ veya CEMRE dedikleri, işte o Kutsal Ateşin Hızır orucunda sonra ilk olarak havaya girmesiyle hava ısınır. Ondan sonra ki hafta da ise bu ateş ediğimiz Koz suya girmek suretiyle de onu ısıtmış olur. Ondan sonraki hafta da ise Toprağa girmek suretiyle de TOPRAK ANA ısınarak cana gelmiş olur.

İşte bizim Kızılbaş alevi inancında bu belirlemeler o kadar Kutsal ve manası o kadar tarif edilemeyecek kadar önemlidir. Bu cemre Ateş ve Güneş Kültüdür. Tüm canlıya can veren, onu Kanlandıran, büyüten bir gerçekliktir Kızılbaş inancında Hızır yokta var olmamıştır. Her yerde ve her zaman vardır. Çünkü tüm canlıyı canlandıran, tüm tabiatta ki canlıları da döllendirmek suretiyle de yaşama hazırlayan bir olgudur. Halkımızı da bu gerçekliği de bu doğum kapısıyla tüm canlıların cana geldiğini çok İyi bir şekilde biliyordu. Elbette ki bunu bize açık olarak açıklamazlardı. Ancak şunu söylüyorlardı. Bu Cemre veya Koz dediğimiz Ateş bu üç unsura yani hava, su ve toprağa düşmediği  müddetçe bu tabiatın doğumu olamaz, diye tüm halk hem fikirdi

Seyfi MUXUNDİ

07.02.2010 / Gomanweb

 

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu