Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

DERSİM DOĞASINDA YETİŞEN DOĞAL BİTKİ TÜRLERİ

Hıdır Dulkadir

Dersim dağlarında kendiliğinden bitki türlerini sırası ile inceliyelim. Holiğe, Celezan, Morosıng, Kenger, Sılmostık, Pınpar, Sıng, Sung, Xelek, Tarosur, Tırsıke, Tarexatune daha ismini bilmediğim yüzlerce çeşit dağ bitki türleridir. Bunların tümü topraktan kendiliğinden oluşur. Bunlar bildiklerim, bir de bilmediklerim var.

HÖLEGE, ‘Gulike’: Hölige yaşadığım bölgede özellikle kıl yaylalarında ve kıl vadisinde, torak ta kendiliğinden çıkıyordu. Şimdi ne kadar kar yağıyor bilmiyorum. Eskiden bir buçuk iki metre kar yağardı. Kıl vadisinde kar erimeye başladımı, yerden sarımsı bir bitki filizlenirdi. Güneş ve havanın etkisiyle höliğe gittikçe büyür ve yeşil renk alır, dalları sağa sola açılırdı. Özellikle kıl vadisinde çok olurdu. Uzaklardan yetiştiği yerlere baktığın zaman, dağlar yem yeşil bir çayırdan farksızdır.

Koyun, keçi, sığırların günlük teze yemidir. Taze iken insanlarda yararlanır. Höliğe biçip eve getiriyorlar. Su ile temiz yıkadıktan sonra, bıçak ile doğruyorlar. Tencerede kaynatıyorlar. Kaynattıkları suyu döküyorlar. Kalan yaprakları avuçları arasına alıp, sıkıca su kalmıyacak şekilde sıkıyorlar. Tava veya tencerede tere yağında kızartıyorlar. Biraz da çökelek üstüne serptinmi,  güzel  yemek olurdu. Tadına doyum olmaz. Afiyetle ye. Özellikle biz Körtan’lıların geçim kaynağıydı. Yemek olarak kullanırdık. Hayvanlarımız faydalanırdı. Daha önemlisi yerde filizlendiği ilk zamanda taze iken biçip Mazgirt ilçesi köylerine katırlarla, Xıran’a taşırdık. Orda’ki insanlarla buğday, arpa, darı, nohut, fasulye özellikle buğday karşılığı değiş tokuş yapardık. Alanda memnun verende memnundu.

Höliğe sonbaharda kururdu. Kimi insanlar daha kurumadan biçer, güneşte kurutur,  samanlığa koyarlardı. Kışın hayvan yemi olarak kullanıyorlardı. İlk baharda dağlarda, yem yeşil olan bu bitki, sunbahar da dağlar sararan, solan höliğe ile doluydu. Kuruduğu mevsimde, tam ortasında, bir metreye kadar varan pürüzsüz bir çubuk uzardı. Çubuğun ucunda ise baş parmak kalınlığında çiçek açardı.

Tüccarlar köylere haber salmıştı. (1956-57 yılları) Sonbahar da bu bitki kuruduğu zaman, insanlar höliğe’nin kökünü topraktan çıkararak, güneşte kuruturlardı. Kökü kuruduğu zaman , Kahve renği şeklini alırdı. Tüccarlar köylerden para karşılığı satın alırlardı. Ne işe yarıyordu, ne yapıyorlardı bilmiyorum.

Höliğe’nin kısa öyküsünü anlatmadan geçemiyeceğim. Bizim Körtan’lılardan Ali amca, Dağa gidip çuvallarını höliğe ile dolduruyor. Katır’a yükliyerek Xıran yollarına düşüyor. Durduğu ilk köyde, kadının biri ile buğday karşılığı değişiyor. Bitkinin ucunu hayvanlar yediği için, biraz sakattır. Xıranlı kadın:

- Ben bunu ne yapayım? Bunun ucu hepisi sakattır, der.

Körtanlı Ali amca:  

- Kusura bakma bacı, bizim oğlan geçenlerde bostanın kapısını açık bırakmış. Koyunlar bostana girip yemiş. Kadın buna inanıyor. Oysa höliğe bostan da ekmiyorlar. Dağ da kendiliğinden oluşan bir bitkidir.

KENGER: ‘‘Pepug, Dersim miteolojisinde derdin acının, özlemin ifadesidir.’’ (Mesut Özcan)

Dersim dağlarında, ovalarında, vadilerinde özellikle Kıl yaylalarında her adım başı topraktan kenger filizlenir. Hiç şüppesiz diğer ülkelerde, memleketlerde, vilayetlerde, köylerde, yayla ve obalarda bitkiler vardır. Ben büyüdüğüm, adım adım gezdiğim yayla ve obaların bitkilerini Munzur Haber okuyucularını aydınlatacağım. Bunlardan bitanesi Kengerdir. Bütün canlı varlıklar, çeşit, çeşit bitkiler, meyve, sebze, ağaç v.s ne varsa güneş ve  hava yaşatır. ‘‘Güneş’in girmediği yere doktor girer’’ derler.

Güneş’in girmediği yere canlı bir varlık yaşayamaz. Kıl deresi ve Dersim obaların’da, dağ, taş, dereler, çeşit çeşit çiçek türleri,  bitki örtüleri ile doludur. Güneş ışınlarının ilk yaslandığı vadi, Kıl vadisidir. Tadına doyum olmuyor, bu bitkinin. Gün geçtikçe büyür büyüklüğü yirmibeş, otuz santimetreyi geçmez. Yanlarında kanatlar çıkar. Bu kanatlar dikenlidir. İnsanlar kengeri topraktan koparır, çalı ve dikenlerden temizler  ve yerler. Sütlü ve tadı güzeldir.  Yıkadıktan sonra tencerede kaynatırlar. Kaynar suyu dökerler. İki avuç arasına alınarak su iyice sıkılır. Taze yağda tavada kızartılır. Afiyet olsun .

                Sonbahara doğru kurur. Kışlık hayvan yemi olarak toplatılır. Dağda hayvanlar bu kengeri yer. Daha taze iken kökleri deşilir. Toprağa akmıyacak şekilde, yanlarına kağıt parçası, küçük sallar, taş veye ağaç yaprağı konulur. Kenger’in kökünde akan süt, bunların üstüne göllenir, bir iki günde  akan süt kurur. Bu sütten kenger sakızı yaparlar. Kengerin en güzeli, en tatlısı, en mayhoşu taşın altında çıkan kenger’dir.

                İnsan  yiyeceğidir. Hayvanlar faydalanıyor.  Kenger’in bi rde öyküsü vardır. Günün birinde, güneşli, sıcak, kar’ın eridiği, kar sularının çoğaldığı, derelerin dolu, dolu aktığı bir gün iki kardeş  ‘‘Turik’’ (heybe) alıp dağda kenger toplamaya gidiyorlar. Saatlerce kenger toplayıp Turik’e atıyorlar. Eve yanaştıklarında, biri ötekine diyorki ‘‘Hele getir kengerlerimizi sayalım, kaç kenger toplamışız bunca  gün. ’’Ancak Turik’ın altı yırtıktır. Topladıkları kengerler turik’ın altından yere dökülmüştür. Bundan ikisininde haberi yoktur. Biri, öteki kardeşinden şüpheleniyor.

- Sen benden gizli kengerleri yedin, diyor.  Kardeşini yere yatırıp karnını bıçakla açıyor. Kardeşinin karnında bir tek kenger bile bulmuyor. Tabii kardeşi ölüyor. Kenger yüzünden kardeşini öldürdüğü için bin pişman oluyor. Son pişmanlık fayda etmiyor. Ama iş işten geçmiş. Ağlıyor, sızlıyor, üzülüyor. Allaha dua ediyor.

- Allahım ben kenger için kardeşimi öldürdüm. Senden bir dileğin var. Pepug kuşu olup dağ’a , taş’a konayım. Kardeşim için öteyim, der.

Allahtan, Pepug kuşu olup kanatlanıyor. Dağa, taşa şu cümleyi haykırıyor.

- Pepo Keko, kam kıst?  Mı kıst. Kam sut?  Mı sut.  Kam pışt? Mı pişt, der durur.

Pepug kuşu bu cümleleri söylerken Dımılıce (Zazaca) konuşuyor

Kardeşlerden birinin adı Pepo, ötekinin adı Kekko. Ölenin adı, Keko’dur. Keko’yu kim öldürdü?  Ben öldürdüm. Kim yıkadı? Ben yıkadım. Kim sardı? Ben sardım. Gündüzleri Pepug kuşu dağda, bayırda bu cümleleri tekrarlayıp durur. Dersim’de  yaşayan, her Dersim’li mutlaka bu öyküyü bilir. Kulak kabartıp iyi dinlerse, bu  cumleleri net anlar. 1994 yılında Almanya’da güzel bir parkta gezerken (Landschaftspark) bu Pepugun ötüşünü duyduğumda kendimi Dersim dağlarında his ettim. Gözlerim yaşla doldu. Yıllar sonra, bu kuşun sesini, gurbet ellerde ilk duyuyordum.

CELEZAN: İlkbahar da tarla ve çayırlar da topraktan çıkar. Yaprakları pancar yaprağı gibi geniş ve zararsız çalılarla doludur. Kaynatılır ve iki avuç arasında suyu sıkıldıktan sonra, taze yağda kızartılır.

SILMOSTIK: İlkBahar da tarla ve özellikle gübreli tarlalarda çok olur. Ufak ufak doğradıktan sonra  suda kaynatılır. Yağ ve yumuta da kızartılır.

TAROSUR: 7-8 cm uzar, dallanır. Kaynatılıp suyu sıkıldıktan sonra yağda kızartılır. İçine yumurta kırılır ve çökelek serpiştirilir.

PIMPAR: Karpuz’un yaprakları gibi yerde yayılır. Temizlenir, kaynatıldıktan sonra yağ ve yumurta içine kırılır.

TAREXATUNE VE MOROSING: İnce ve tel tel yapraklı olup, on-onbeş cm uzunluğundadır. Su ile yıkanıp temizlendikten sonra tuzlanıp yenir. Hamile kadınların aşını giderir.

XELEK: Her yerde bulunmaz. Özellikle  killi topraklarda, Mart ve Nisan aylarında, çiftçiler çift sürdükleri zaman, karasapanla toprak deşildikçe çıkar. Toplatılır. Zeytin tanesine benzer, tadı yer elması ile aynıdır. Özellikle çocukların ağız tadı ağlencesidir. Çift sürdükleri zaman xelek’leri  çocuklar toplar. Onlar için, bir eğlencedir. Büyüklerin işi değildir.

SİNG: Ormanlık alanda olur. Toprağın altında olan bölümü, siyah kabuklu havuç veya turp şeklindedir. Baş parmak kadar büyüktür. Siyah kabuğu soyulduktan sonra,  tuzlanıp yenilir. Yer üstünde kalan kısmı ise tel, tel yeşildir. Özellikle kadınların ve çocukların yemlik otudur.

SÜNG: (Dağ mantarı) Bahar aylarında Sako dağında, yüksek dağlarda yetişen bitkilerden biridir. Kunkor dediğimiz otun kökünde küçük beyazımsı çekirdekler oluşur. Güneş ısısı ile her gün biraz daha büyürler. Üç, dört hafta kadar ömrü  olur. 10 cm çapında semsiye şeklinde bir görünüm alır. Altı mor ve tarak şeklinde tel teldir. Sökülüp getirilmediği taktirde kurur yere dökülür. Ateş te veya süt te pişirilerek yenilir. Tadına doyum olmaz.

TIRSIKE: 3-4 cm uzunluğunda, bir, iki cm eninde ekşi bir bitkidir. Su ile yıkandıktan sonra  yenilir.   

2004 yılında, Munzur Haber Gazetesi’nde yayınlandı.

 Hıdır Dulkadir

02.02.2010 / Gomanweb


HIDIR DULKADİR'İN TÜM YAZILARINA BU LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ >

 

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu