Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

7) ABDULLAH CEVDET

       Abdullah Cevdet, Batı Dersimli. Ögrenimine Hozat’ta başladı. Babası Ömer Vasfi Efendi, Diyarbakır Birinci Ordu Tabur Katipliği Yardımcılığına atandı. Abdullah Cevdet, öğrenimine Hozat’tan, Arapkir’e giderek, imam olan amcasının yanında devam etti. Arapkir nüfusuna 1869 doğum tarihi ile kaydedildi. (Arapkir,o zaman Dersim sınırları içerisindedir.)

         Abdullah Cevdet’in düşünce yapısı,aile çevresinden aldığı dinsel eğitimle şekillendi.Kendisi,sonradan bu etkiyi,”…imam,hoca,ilmiye sınıfından ve şiddet mütteki ve bazıları çok müteassib kimseler…”şeklinde betimler.

          “Hozat ve Arapkir’deki ilköğrenim yıllarından sonra,Abdullah Cevdet Mamuret-el-Aziz Askeri Rüştiyesi’ne kaydoldu.Bu okulu 27 Mayıs 1301 tarihinde bitirdiğinde ise,İstabul’a gelerek Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisi’ne yazıldı.”(Dr. Abdullah Cevdet ve Dönemi,s.5-6)

            Abdullah Cevdet,bu okulu bitirdikten sonra Askeri Tıbbiye’ye girdi.Bu dönemde,Abdulla Cevdet’in Abdülhak Hamid’den esinlendiği ve ilk şiir kitaplarını yazdığı görüldü.

             Peygambere yazılan bir Naat-ı Şerif’in de yer aldığı bu kitaplardaki şiirlerin,Abdullah Cevdet’in düşünce yapısında din eğitiminin etkisi görülür.

             Abdullah Cevdet,Askeri Tıbbiyedeyken “İdare-yi Hamidiye” ye karşı çıktı.Çıkardığı,yayınladığı şiir ve yazılarıyla okul idaresine karşı tepkilerini yoğunlaştırdı.

             Mamuretü’le-Aziz Askeri Rüştiyesi ve Kuleli Askeri Tıbbiyesi İdadisi’ni bitirdikten sonra,Mektebi Tıbbiyeyi Şahane’ye girdi.Dindar bir kişi olarak yetişmesine karşın,okulda yaygın olan doğa bilimlerinden etkilendi ve mekanik materyalist görüşlere bağlandı.Biyolojik materyalist görüşleri bulgarize ederek Avrupa’da büyük ilgi gören Ludvik Büchner’in Krafı und Stoff adlı yapıtının bir bölümünü bazı eklerle çevirdi ve Fizyolociya-i Tefekkür (1982) adıyla yayımladı.Bunu dönemin ansiklopedist eğilimli dergilerinden Maarif,Resmi Gazete ve Musavve Cihan’da yazdığı yazılar izledi.1893’te,Fünun ve Felsefe (Cenevre;1987) adlı kitabının yazımını tamamladı.Bir tür felsefe ansiklopedisi niteliğinde olan bu kitap,daha çok İslam uleması ile biyolojik materyalist düşünürlerin görüşlerini bağdaştırma amacını taşımaktaydı.

           Biyolojik materyalist görüşlerden hareketle toplumsal gelişmeyi sağlayarak “seçkin” bir topluluğun oluşturulması gerektiği düşüncesine varan Abdullah Cevdet,Rusya’dan gelen popülist akımın da etkisiyle siyasete ilgi duymaya başladı.1889’da İbrahim Temo,İshak Sükuti,Mehmed Reşid ve Hikmet Emin ile birlikte daha sonra Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan İttihad-ı Osmani Cemiyeti’ni kurdu.Birkaç kez tutuklandı.1893’te okuldan uzaklaştırılma ve müebbed kalebendlik cezasına çarptırıldıysa da affa uğrayarak öğren,mini sürdürdü.Temmuz 1894’te Tıbbiye’yi bitirerek Haydarpaşa Hastanesin’de göreve başladı.Kolera salgını neden,yle Kasım’da geçici görevle Diyarbakır’a gödnderildi.İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır şubesinin kuruluşunda önemli rol oynadı.Burada tanıştığı Baytar Mektebi öğrencisi Ziya’yı Gökalp) etkileyerek örgüte girmesini sağladı.Dönüşünde Adapazarı redif taburuna atandı.Ancak ekim 1895’te bozguncu eylemlere katıldığı gerekçes,yle tutuklandı ve Ocak 1896’da Trablusgarp’a sürüldü.Örgütsel çalışmalarını sürdürdüğü anlaşılınca,Fizan’a sürgün edilmesi kararlaştırıldı.Bunun üzerine Tunus’a kaçtı ve Temmuz 1897’de Marsilya’ya ulaştı.Ardından İttihat ve Terakki önderleriyle ilişki kurmak için Paris’e geçti.

           Bu sırada Jön Türk hareketi içinde bölünmeler baş göstermiş bulunuyordu.Hareketin önderlerinden Mizancı Murad Bey,islahat yapılması koşuluyla Saray ile anlaşmaya vardığından İstanbul’a dönüyordu.Abdullah Cevdet,muhalefeti sürdüren Ahmed Rıza Bey grubuna katıldı.Aralık 1897’de,Cenevre’ye geçerek İshak Sukuti ve Tunalı Hilmi ile birlikte Jön Türkler’in merkezi yayın organı olan Osmanlı gazetesini Türkçe ve Framnsızca çıkarmaya başladı.Aynı dönemde Meşveret,Mechveret,Supplement Français,Kanun-ı Esası,Sada-yı Millet ve Kürdistan dergilerinde de yazılar yazdı.Syasal etkinliklerinin yanı sıra,Batı kültürünü aktarmaya yönelik çalışmalar yaptı.Schiller’in Guillaume Tell adlı yapıtını çevirerek bir önsözle yayımladı.Cemiyet üyelerinin ilgisi üzerine bu önsözü,İki Emel adıyla ayrı bir kitp olarak çıkardı.Alfieri’nin,Dele Tyrannia adlı kitabını,İstibdad (1901) adıyla çevirdi.

            Sarayın siyasal baskıları sonucu İsviçre hükümetinin takındığı olumsuz tutum ve gelir kaynaklarının kısıtlılığı Jön Türkler için sorun olmaya başladı.Jön Türkler,II. Abdülhamid’in,muhalif yayınları susturmak için yaptığı girişimlere olumlu yanıt vererek pazarlığa oturdular.Gazetelerini kapatmaları karşılığında,aldıkları paralarla öteki yayın çalışmalarını sürdürdüler.Abdullah Cevdet de,1898’de 1.500 frank para ve ömür boyu 12 altın aylık karşılığında,yazı yazmamayı kabul etti.Ancak gizliden gizliye yine yazı yazmaya başladığı anlaşılınca,ertesi yıl aylığı kesildi.Aynı yılın sonunda Trablusgarp ve Fizan’daki siyasal tutkuların serbest bırakılması karşılığında mesleği dışında yazı yazmayacağına ilişkin bir taahütname imzaladı ve Viyana Sefareti doktorluğuna getirildi.Gene de Osmanlı gazetesinde Abdülhamid’e karşı imzasız yazılar yazmaktan geri kalmadı.1903’te,tartışma sonucu Sefir Mahmud Nedim Paşa’yı tartakladığı için Avusturya’dan sınır dışı edildi.Cenevre’de buluştuğu Edhem Ruhi (Balkan) ile birlikte Osmanlı İttihat ve İnkılap Cemiyeti’ni kurdu ve bu örgütün yayın organı olarak Osmanlı’yı yeniden çıkarmaya başladı.1 Eylül 1904’e değin değişik adlarla yayımlayacağı İçtihad dergisini ve aynı adı taşıyan basımevini kurdu.Yeni yayın çalışmasında daha çok,halkı Batı kültürü doğrultusunda eğitmeye yöneldi.Bir yıl Annemasse’da kaldıktan sonra İçtihad’ı,Kahire’ye taşıyarak etkinliklerini oradan yürüttü.Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ne yakınlık gösterdi ve bir süre sonra bu cemiyetin önemli bir üyesi haline geldi.Daha önce Osmanlı gazetesinde “İlm-i Ruh kuramını okuyucularına aktarma olanağını bulduğu Gustave Le Mir’atü’l-Ulam ve Les Pyramides dergilerine çeşitli bilimsel ve kültürel makaleler yazdı.1906’daki Erzurum ayaklanması sırasında halkı başkaldırmaya çağıran bildirgeleri hazırladı.1908’de Meşrutiyet’in yeniden ilanından sonra hemen İstanbul’a dönmeyerek bir süre daha Mısır’da kaldı.

              Bu sırada,Reinhardt Dozy’nin ,Essai sur I‘Islamisme adlı kitabını “Tarih-i İslamiyet” adıyla yayımladı.Peygamberin yaşamını marazi psikoloji ile açıklamaya çalışan bu yapıt büyük tepkilere neden oldu.İbrahim Hakkı Paşa kabinesi,17 Şubat 1910’da bu kitabın yasaklanmasını ve eldeki nüshalarının Galata köprüsünden atılarak yok edilmesini kararlaştırdı.

              Abdullah Cevdet,Mısır’da bulunduğu sırada eski arkadaşı İbrahim Temo’nun 1909’da kurduğu Osmanlı Demokrat Fırkası’nın düşünsel yapısının oluşturulmasına katkıda bulundu.Önemli bir etkinlik göstermeyen bu parti sonradan Hürriyet ve İltilaf Fırkası’na katıldı.

              1910 sonunda ,stanbul’a dönen Abdullah Cevdet,Haziran 1911’de,24. sayıdan itibaren İçtihad’ı çıkarmaya başladı ve Kütüphane-i İçtihad adıyla bir kitap dizisi oluşturdu.Kendisinin yanı sıra Celal Nuri (ileri),Kılıçzade Hakkı gibi yazarların dinsel konulardaki eleştirici yazılarından dolayı sık sık kapatılan dergisini İşhad,İştihad,Cehd ve Alem-i Ticaret ve Sanayi gibi adlarla çıkarmayı sürdürdü.”Garpçılar” adı verilen grubun yayın organı durumunda olan İçtihad’da ,Balkan Savaş’ından sonra Batı’nın,”bir kül olarak alınması”nın mı yoksa “kısmi Batılılaşma”nın mı doğru olacağı tartışması başladı.İkinci görüşü savunan Celal Nuri ve yandaşları,dergiden ayrıldılar.İttihatçılara karşıt tutumunu sürdüren Abdullah Cevdet,hükümetten gelen baskılar yüzünden ,1914’te dergisinin basımını durdurmak zorunda kaldı.Bir süre İkdam gazetesinde imzasız başyazılar yazılar yazarak özel girişimin gerekliliğini ve Anglo-sakson eğitiminin yararlarını savundu.

            Mütareke döneminde,Ferit Paşa tarafından Sıhhiye Müdiriyet-i Umumiliği’nin başına getirildi.Bu arada İştihad adıyla yayımladığı gazetede,İngiliz Muhibleri Cemiyeti’nin kuruluşunda önemli rol oynadı.Kürt Teali Cemiyeti’nde de çalışarak Jin dergisinde,bu örgütün görüşleri doğrultusunda yazılar yazdı.Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdülkadir,aynı zamanda Osmanlı Devlet Şurası (Danıştay) başkanıdır.

            İstanbul gazeteleri,”Seyit Abdülkadir,ya Şurayı Devlet riyasetinden çekilsin ya da Kürdistan’ın istiklalini istemekten vazgeçsin” şeklinde yazılar yazıyordu.

            Seyit Abdulkadir, bunlara karşın bi açıklama yaparak’’ Kürtler’in, İstiklal istemediklerini, ancak İmparatorluğa bağlı  muhtar bir idare talebinde bulundaklarını ve kendisininde bu düşünceyi benimsediğini’’ belirtir.

             Bu beyanat, K.T . Cemiyeti ‘nde kopmalara neden oldu.Bir grup K.Teali Cemiyeti^nden  ayrılarak ‘’ Teşkilat-ı İçtimaıyye’’ adı altında bir örgüt kurar. Emir Bedirhan , Babazade Şükrü ve Ekrem Cemil Paşa’nın içinde bulunduğu 12 kişilik yönetimde ,Dr . Abdullah Cevdet de var

          Hevi (umut)çuların yayın oraganı jin (hayat), bu örgütün resmi yayın organı olarak devam eder.

              1913 yılında Süleymaniyeli Abdülkerim Bey’in sorumlu müdürü olduğu Roja Kurd ‘un Türkçe kısmını , Dr. Abdullah Cevdet( İçtihad Mecmuası sahibi ), Prof. Babazade İsmail Hakkı, Vanlı Memdüh Selim , Bitlisli Yusuf Ziya ve Kemal Fevzi, Kürtçe kısmını Kerküklü Necmeddin Hüseyin , Abdülkerim , Mikisli Hamdi yazıyoralardı . Roja Kurd kapatılınca , ‘’ Hetawe Kurd’’ isimli dergiyi çıkardılar.

                Diyarbakır da iken Ziya Gökalp’ı etkileyen Abdullah Cevdet, bu düşüncesinde dönüş yapmadı.

                Abdullah Cevdet , eski yazıdan vazgeçilmesini , yerine Latin Alfabesinin kullanmasını isteyenlerin bayraktarıdır. Lütfi Fikri ile birlikte insan haklarını,bu arada kadınların yasalarla eşitliğini şiddetle savunanlardandır.Mütareke döneminin sonlarında bir dünya dini olarak kabul edilmesini istediği Bahailik konusundaki bir yazısı din çevrelerinin tepkisini çekti ve kavuştarmaya uğradı.

                 Cumhuriyet döneminde Ali Karar Heyeti,Mütareke sırasındaki etkinlikleri yüzünden devlet hizmetlerinden ömür boyu uzak tutulmasını kararlaştırdı.Yaşamının bundan sonraki bölümünü şiir kitapları yazarak İçtihad’ı yayınlayarak geçirdi.Cumhuriyet yönetiminin Batılılaşma çizgisinin sağladığı rahat ortam içinde biyolojik metaryalizm ve benzeri konularda çeviriler yapma olanağı buldu.Elazığ milletvekilliğine getirilerek yeniden siyasete atılma olanağı bulan Abdullah Cevdet,tarımı geliştirmek üzere gçöçmen getirilmesi yönündeki sözlerini çarpıtan dinci çevrelerin “damızlık adam getirmek istiyor” söylentisini yaymaları sonucu siyasetten ayrıldı.

                 Abdullah Cevdet’i,öteki jön Türkler’den ayıran en önemli özellik,etkin görevlerde yer alarak başlattığı siyasal yaşamını,bir düşünce üreticisi ve kültür birikimi uğraştırıcısı olarak bitirmesidir.Ayrıca dönemindeki ana akımların genel çerçevesi içinde kendine özgü görüşleriyle özel bir yeri olmuştur.

                 İslami eğitiminin yanı sıra Batı kökenli değişik düşünce akımlarının etkisi altında kalan Abdullah Cevdet,Batı’dan belirli bilgileri ve teknolojiyi aktarırken geleneksel değerlerin korunmasına dayanan bağdaştırıcı bir çağdaşlaştırmayı savunmuştur.Halkı uyandıracak temel güç olarak gördüğü biyolojik metaryalizmin yerleşmesi açısından “seçkin” kafaların yetişmesine yönelik bir eğitimi gerekli görmüştür.Osmanlı toplumunun geriliği konusunda İslam dininin oynadığı olumsuz rol üzerinde durmakla birlikte,biyolojik materyalizmin gerekli işlevleri adım adım üstlenebilmesi için İslamın olumlu toplumsal içeriğinden yararlanma yolunu benimsemiştir.İslama yalnızca bir araç olarak bakmamış ve Cenevre’de tanıştığı İslam reformcusu Muhammed Abduh’un da etkisiyle İslam’ın uygarlığa ve çağdaşlığa ayak uydurmaya elverişli bir öze sahip olduğunu savunmuştur.Abdullah Cevdet’in dine yönelttiği eleştiriler daha çok düşünceyi kısırlaştırması ve ulusal uyanışı engellemesi noktalarında toplanmıştır.Jön Türk hareketinde ağır basan Osmanlı milliyetçiliği anlayışı yerine imparatorluk içindeki tüm ulusların eşitliğine dayalı “İslam birliği” görüşünü öne sürmüştür.Toplumsal ilerleme açısından özel girişimciliğin ve bireyselleşmenin önemini vurgulamıştır.Son yıllarda İslam’ın toplumsal içeriğinden ve geleneksel değerlerden yararlanma düşüncesinden belirli bir ölçüde uzaklaştığı görülmüştür.

                 Abdullah Cevdet’in önemli özelliklerinden biri de,Cumhuriyet dönemindeki reformlardan çok önce zor okunan Arap harfleri yerine,Latin harflerinin alınması ve gelecek kuşaklara,ilk eğitimi veren kadınlara,toplumda gerekli hakların ve olanakların sağlanması yönündeki görüşleri savunmasıdır.

                 Araştırmacı M. Bayrak,Dr. A. Cevdet’le ilgili şu bilgiyi verir:

                 “Tanınmış bir siyasal düşünür ve Kürt aydını olan Dr. Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı Dr. İshak Sukuti ile birlikte 1899’da İttihad-ı Osmani Cemiyeti ile İttihat ve Terakki Cemiyet ve Fırkası’nın temellerini atanlardan biridir. Osmanlılık temelinde birliği ve ilerlemeyi amaçlayan bir örgütlenme, daha sonra Türk milliyetçiliğine ve ırkçılığına dönüşünce bu örgütlenmeden uzaklaşarak Kürt milliyetçiliği temelinde örgütlenmeye ve Kürt halkını aydınlatmaya yönelmiştir.Osmanlı aydınlanma hareketinin öncülerinden de olan Abdullah Cevdet’in bu doğrultuda kimi yayınları bulunuyor. İki Emel (1906), Uyanınız! (1907) bu türden yayınlarındandır. Bir Hutbe/ Hemşehrilerime (Mısır,1909), Dr. Abdullah Cevdet’in doğrudan Kürt hemşehrilerine çağrı niteliğinde bir mektubu ya da muhtırasıdır. II. Meşrutiyet hareketinden sonra İstanbul’da yayımlanmaya başlayan Roji Kurd vb. dergilerden, sürekli olarak Türkler’le Kürdler’in kardeşçe yaşamalarının gerekliliğine değiniyordu.

                   Ömrünün birçok devresini sürgünlerde geçirmek zorunda kalan ünlü Kürt aydını Dr. Abdullah Cevdet’in telif ve tercüme olarak çeşitli alanlarda 100’e yakın eseri bulunuyor.Tıp alanındakiler dışında bu eserlerin bir dökümü için bkz.Dr. M. Şükrü Hanioğlu: Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, İst. 1981 ve Malmisanij: Yüzyılımızın Başlarında Kürt Milliyetçiliği ve Dr. Abdullah Cevdet,İsveç,1984 (Ş. Hanioğlu, aynı zamanda şair de olan Dr. Abdullah Cevdet’in ‘Gizli Figanlar’ adlı şiir kitabını kaynakçada vermemiş.)”

                  Ve Dr. Abdullah Cevdet’in “Hemşerilerime Bir Hutbe”sinden bazı alıntılar şöyle:

                 “Dinleyin benim bedbaht, masum, pak yürekli hemşehrilerim! Hürriyet ne demektir. Hürriyet, kavanin ile tahdit ve te’min edilmiş (kanunlarla sınırlandırılmış ve güvence altına alınmış) olduğu halde kaffe-i amal ve ihtiyacat-ı meşruayi (insanların eylemlerini ve meşru ihtiyaçlarını) beşerin bilamani ifa ve tasfiye olunmasıdır…Yemek, nefes almak, hür yaşamak dahi öylece her insanın hakkıdır. Nefes almayan, yemek yemeyen, su içmeyen insan yaşamaz, ölür. Ey hemşehrilerim, ey millet! Siz de ölmeye mahkum idiniz, hem nasıl ölmeye, vatan yolunda, bir maksad-ı mukaddes yolunda ölenlerin şanlı ölümüyle değil, bin hayatı değer öyle bir ölümle değil; muhakkar, sefil, murdar bir ölümle ölmeye, çürümeye sahife-i alemden silinmeye mahkum idiniz. Şimdi ölümden kurtuldunuz…Artık millet yaşayacak, hürriyeti yaşadıkça millet yaşayacak!

                    (…)

                   Dikkat ettiniz mi ‘hürriyeti yaşadıkça’ diyorum. Hemşehrilerim! Gözünüzü dört açın. Hanginiz razı olursunuz ki bir herif gelsin de elindeki mülevves ve kanlı mendiliyle sizin ağzınızı, burnunuzu tıkasın, nefes almaktan sizi men etsin; içinizde mümkün müdür ki, böyle bir cinayete razı olan bir fert bulunsun. İşte bugün iktisap ettiğimiz hürriyetin elden çıkmasına razı olmak tıpkı öyle bir te’dile rıza vermektir.Hemşehriler! Hürriyet bize ihsan olunmadı.Yalvarmaktan nasihattan, ağlamaktan zalimler müteessir olmadılar. Hürriyet kuvvet sayesinde ve zorla alındı.Hürriyet’in şanı da verilmek değil, alınmaktır. Hürriyet her önüne gelenin ağuşuna (kucağına) atılan bir aşufte değildir. Hürriyet bir nazeneyn-i cihan-aşubudur (dünyayı karıştıran bir nazlıdır).Nazar-ı iltifatına nail olmak için yolunda hayat-ı nakdineleri (peşinden yaşamlarını) sarf etmek, yolunda canlar, hatta cananeler feda etmek iktiza eder.(…)

                     (…)Dikkat ettiniz mi! Hürriyeti muhafaza etmek için  de ilim ve kılıç lazımdır! Kılıçlarımız var, Avrupa fabrikaları yapıyor, biz satın alıyoruz. Fakat ilim nerede? İlim para ile satın alınamıyor.İlmimiz olsa ne kılıcımızı ve mavzer tüfeklerini, ne Krupp toplarını Avrupa’dan almayız.Eğer ilmimiz olsaydı 33 sene mütemadiyen bu tahrikata (bu aşağılanmaya), bu esarete hayvan gibi katlanamazdık. Hükümet-i sabıka, zalim idi, hain idi, biz ne idik? -Umumiyet itibarıyla-bir sürü koyun, istenilen tarafa sevk olunur bir koyun sürüsü.

                    Hemşehriler! Bizler öyle miskin bir koyun sürüsü olduğumuz içindi ki (Yıldız) yırtıcı kurt, arslan içinde yaşayabilir mi?Hemşehriler! Artık koyun olmak yok! Artık sağılmak, koyun gibi sağılmak, derinizle beraber kırpılmak ve arzu olunduğu vakit boğazlanmak istemeyeceksiniz, bunu yapmayacaksınız.Yemin edin! Avrupa’nın büyüklüğü ilim sayesindedir. (Japon)lar, kısa boylu yüksek ahlaklı (Japon)lar  ilim ve fazilet sayesindedir ki dev gibi Rusya’yı, bir çocuğu döver gibi çevire çevire dövdüler; Mançurya’dan kovdular; cibal-i endam harp sefinelerini (gemilerini) batırdılar; yarısından ziyadesini zaptettiler. (Japonya) bu büyüklüklere hep ilim, hürriyet, fazilet sayesinde nail oldu.

……………………………………………………………………………………………..”

                                                                                              Doktor Abdullah Cevdet

                                                                                          30 Temmuz 1908 Mısır-Kahire

Yüze yakın kitap yazan Abdullah Cevdet’in birkaç eseri  şunlardır:

Hadd-i Tedib, Ahmet Rıza Bey’e Açık Mektup (1903), Kahriyat (1906 şiirler), Dimağ ve Melekat-ı Aliye’nin Fizyolociya ve Hıfzıssıhhası (1919), Cihan-ı İslama Dair Bir Nazar-ı Tarihi ve Felsefi(1922), Mükemel ve Resimli Adab-ı Muaşeret Rehberi(1927), Psikoloji, sosyoloji ve tarih alanındaki pek çok çevirinin yanı sıra, Shakespeare’nin çeşitli yapıtlarını da d,ilimize kazandırmış, ayrıca Mevlana’dan bazı parçalar ve Hayyam’ın rubailerini Türkçeleştirmiştir.    

Hüseyin Akar

huseyinakar45@gmail.com

 

Hüseyin Akar-DERSİM'DEN PORTRELER ANA SAYFAYA GERİ DÖN >>>

 

07.07.2010 / Gomanweb

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu