BU HABERİ PAYLAŞINIZ

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Kategori: Suat Bozkuş
Yayınlanma: 19 Ocak 2013

suatbozkus-2‘Dört yanım puşt zulası’

Suat Bozkuş

‘Barış savaştan daha zordur” diyenlerin haklılığı bir daha ortaya çıktı. Yeni başlayan İmralı görüşmeleri büyük bir umut yaratmıştı. Bütün siyasi çevreler buradaki gelişmelere odaklanmıştı. Tam bu sırada Paris’te üç Kürt kadın devrimciyi hedef alan menfur suikast yapıldı. Şüphesiz ki alçakça işlenen bu katliam Kürt halkının hafızasına-kalbine silinmeyecek biçimde kazınmıştır. Kürdistan halkı ve tüm ezilenler Sakine-Fidan-Leylaları bayrak edinerek özgürlük mücadelesini zafere götürecektir.

Bu katliam üzerine farklı cephelerde çok farklı değerlendirmeler yapılıyor. Özel savaş cephesinden ilk andan itibaren körü körüne pompalanan “iç hesaplaşma, örgüt içi infaz” gibi yorumlar kuşkuyu bu cephe üzerine çekiyor. Hüseyin Çelik, R.Tayyip Erdoğan ve AKP medyasının kalemşörleri bu cephenin başını çekiyorlar.
Yapılan genel değerlendirmeler ise “Bu katliam İmralı’da başlayan görüşme-çözüm adımlarını sabote etmek için yapılmıştır” dedikten sonra bunu gelişmelerden rahatsız olan bazı devletlerle ilişkilendiriyorlar. Eğer bunu doğru kabul edersek oyunu bozmak çok kolay ve elimizdedir. Öcalan ve PKK 20 senedir barışçı çözüm uğruna fedakarca mücadele ediyor. Ama ciddi bir karşılık bulamıyor. Tersine devlet adına çözüm diyenler her seferinde bunu acımasız bir tasfiye planı olarak dayattılar. Bunun sonucu barışçı bir çözüm mümkün olmadı. Tersine kirli savaş tırmandırıldı. Nice evladını kaybetmenin acısına rağmen Kürt halkı barışçı çözüm için mücadele etmekten vazgeçmedi. Ama karşısındakilerin alçakça taktiklerine kanmayacağını, tuzaklarına da düşmeyeceğini gösterdi.
Bugün AKP ve devlet bu katliamı “Barışçı çözümü engellemek isteyen dış güçlerin provokasyonu” olarak değerlendiriyorlarsa kendi tutumlarını da net olarak ortaya koymak zorundadır. İmralı’da barış görüşmeleri ile Kürdistan’ın her köşesinde askeri ve sivil soykırımları birlikte sürdürmek olanaksızdır. Bu AKP’nin entegre stratejisine uygun olsa da halkın özgürlük özlemine ve bilincine hakaret demektir. Kürdistan halkı Şeyh Saitlerden, Seyit Rızalardan bugüne görüşmeye-anlaşmaya davet edilip kahpece katledilen önderlerini hiçbir zaman unutmadı. Özgürlük hareketi onların acı akıbetinden gerekli dersleri çıkartarak özgürlüğü mutlaka ve mutlaka kazanmak iradesiyle mücadeleyi yükseltmiştir.
AKP-devlet 10 senedir çözüm-açılım dese de onurlu bir barışı kabul etmedi. Kürt halkına teslimiyeti, boyun eğmeyi ve diz çökmeyi dayatan ırkçı-sömürgeci bir politika izledi. Sadece Kürdistan’ın dört parçasında değil yurtdışında da aynı saldırganlık ortaya çıkıyor. Son yıllara bakarsak Erdoğan ve devlet yöneticileri defalarca Avrupa’da daha çok terörist olduğunu iddia edip bunların hakkından gelineceğini açıkladılar. Bu nedenle son katliam üzerine KCK haklı olarak TC gladyosunu işaret ediyor.
Kürdistan halkı üç kahraman kadın evladını sonsuzluğa uğurlarken inançla barış özlemini haykırıyor. Üç şehidin en yakınları olan anne-babaları, kardeşleri başta olmak üzere tüm halk barış özlemini haykırıyor. Amed’de açılan pankartlar her şeyi ifade ediyor: “Savaşın kazananı barışın kaybedeni olmaz” ve “Yaşamak için savaşır, barış için ölürüz”. Ama bunu Türkler ve diğer halkların da anlaması ve devlete kabul ettirilmesi gerekiyor. Bu da savaş sürecinden çok daha zorlu bir barış mücadelesini yükseltmeyi gerektiriyor. Kazanan halklarımızın özgürlük ve barış mücadelesi olacaktır.
İçinde bulunduğumuz zorlu dönemi Ahmed Arif’in şiiri ne güzel ifade etmiş:
“Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.”

 

453
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile