BU HABERİ PAYLAŞINIZ

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Kategori: Fikret Yaşar
Yayınlanma: 21 Kasım 2012

Dünyada Türk Algısı

 

Fikret Yaşar

 

Hoşuma gitmese de, hümanist yanıma ters gelse bile yeni jenerasyonun kulağına bozkurtların dünyada nasıl algılandığını fısıldamak istiyorum.

 

Meclis Kürsüsünde konuşan MHP’li milletvekili Yusuf Halacoğlu, açlık grevleri ve egemen Kürt siyasetini eleştirirken Kurdleri ve Kurdçeyi aşağılayıcı bir dil kullanarak demokrasi havarilerine (!) ders verdi!

 

yusuf-halacolu-krt-e-hakaret

 

Kendilerini Kurdçe ifade edemeyen Kurdlerin geçmişte Kurdçe yerine Farsçayı kullanarak “Mem û Zin” ve “Şerefname”yi yazdıklarını, bundan başka da yazılı eserlerinin olmadığını, dolayısıyla olmayan bir ana dil ile  savunma ve eğitim hakkı talebinin anlamsız olduğunu hakaretamiz MHP ağzıyla anlattı.

Bu tür adamları muhatap almamak gerekir deriz ya - çoğu zaman -, aslında yanlış yapıyoruz. Çünkü bu tür aktörler psikolojik savaşın özel tim-kontralarıdır. Bunları karşılıksız bırakmamak gerek. Zira, TC’nin ırkçı eğitim sürecinde mutasyona tabi tutulan Kurd gençleri bozkurt ulumalar karşısında hiçlik psikozuna kapılarak devşirme kişiliğe özenebilir.

Hoşuma gitmese de, hümanist yanıma ters gelse bile yeni jenerasyonun kulağına bozkurtların dünyada nasıl algılandığını fısıldamak istiyorum.

“En iyi savunma karşı saldırıdır” sözü, boşuna söylenmemiştir!

Orta Asya’da talancılık ile geçinen ve bozkurt soyundan olduklarını ileri süren Turancılar, Büyük Çin Duvarı yapıldıktan sonra batıdaki zengin topraklara yöneldiler.

Medeniyet düşmanı bozkurtlar, girdikleri topraklara yıkım ve acılara sebep oldular, bu yüzden de  İslam ve Hıristiyan alemi tarafından insanlık tarihine felaketin mimarları olarak kaydedildiler.

İslam alimlerinden Selman Zebilli, İmam Hazini, İ.Danişmendi, Buhari, Taberi, El Bağdadi, Beyzavi, Makdisi, Nesevi, Nüveyri, İbnül Esir ve diğer tüm Arap uleması, Ye’cüc ve Me’cüc’ün aslında Türkler olduğu ve hem Araplara, hem de insanlığa felaket getirdiğini savunmuşlardır.

Gerek Ahdi Atik, gerek Ahdi Cedid ve gerekse Kuran tefsirlerini yorumlayan İslami eserlerde ye’cüc ve me’cüc’ün Orta Asya’dan gelen kavimler olduğu yönünde ısrarcı bir görüş vardır.

Kur’an Enbiya 96: “Yecüc-Mecüc’ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden akarlar”. ( Ergenekon Destanı’nda bahsettikleri demir duvar olmalı)

Ulemalardan bazılarının görüşleri şöyledir:

Selman Zebili’ye göre “yecüc-mecüc” adıyla anılan halk Türk ve Moğollardır.

Yakubi’ye göre de Türkler ilk defa M.Ö. 510’da Batı Hunlar ve 12. yüzyılda da Selçuklular döneminde batıya yayılmışlardır.

İmam Hazini:  Muhammed İbni Abbas’a dayanarak “YECÜC-MECÜC” denen halkın “Türkler” olduğunu şu kısayla anlatmıştır. “Bir gün Hz.Âdem’in ergenliği azmış ve döl suyu toprağa karışmıştı. Tanrı Yecüc’ü o sudan yarattı. Bu nedenle onlar bizimle ana yönünden değil, baba yönünden birleşirler, bu yüzden de  insanlık için en büyük yıkım kaynağıdırlar” der.

Ebül Hüreyye, Peygamber'e atfedilen “Türk'ü öldürünüz”  sözünün yanı sıra şunları da söylemektedir. “Etrak-i bi idrak. Türk’ün kanı helaldir. Türkü öldür baban olsa bile. Onlar i. soyundandır, zulüm edecek ve cami sütunlarına atlarını bağlayacaklardır. Müslümanlar, Türklerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır”. Kendilerini "Müslüman" sayan "Türkler"i Hz. Muhammed  "Müslüman" saymak şöyle dursun; "düşman ve akılsız " diye ilan etmiştir.

Buhari (e's-Sahih, Kitabu'l-Cihad/96)  "Türklere karşı kı'tal, kesinlikle olacak."

El Bağdadi: Ye’cüc ve Me’cüc’ün Türkleri tanımladığını belirterek, yecüc sözcüğünün aslı ateşin şeraresi ve ışığı anlamına gelen Ecic ünnar maddesindendir, onların bu adla çağrılmalarının nedeni ise "kesret ve şiddetleri itibariyle Ecic’e benzetilmelerindendir.

Ahmedi, “İskendername” adlı eserinde Türk’ü, her şeyi yakıp yıkan yaratık olarak tanımlanmıştır.

İbni Haldun, “Mukaddime” adlı eserinde Türklerin savaşçılıklarını övdükten sonra, hırsız,  talancı, kaba ve haşin ruhlu, ayağını bastığı her yeri harabeye çeviren, kanun ve hukuk duygusundan yoksun varlıklar diye tanımlar.

Kanuni Sultan Süleyman döneminin Divanı Hümayun Katiplerinden Hafız Hamdi Çelebi,  Kanuni’ye şu satırları yazar:

“Padişahım, kâinatın yaratılışından bu yana,
Dünya hep Türklüğün kötülüklerinden bahis eder,
Allah Türk’e hiç anlayış gücü vermemiş midir?“

Bedi-i Zaman Saidi Kurdi, Turk milliyetçiliğini, Ye’cüc ve Me’cüc ile ilişkilendirerek: “Ye’cüc ve Me’cüc ehli garet ve fesad ve ehli xedaret ve medniyete ecel-i kaza hükmünde iki taife-i mahlûkattır. O vahşilerden Hun kabilesi Avrupa’yı hercü merc ettiği gibi, Moğol taifesi de Asya’yı zır u zeber eylemiştir. Kezalik Ye’cüc ve Me’cüc’ün ihtilalleri, nevi beşerin ihtiyarlığından gelme beşeri bir ateşli hastalık ve sıtma hükmündedir” der.

Cemal Abdulnasır; Çocukluk yıllarımda havada ne zaman uçak görsem mırıldandığım: "Ey büyük Allahım, İngiliz'i yok et" bedduasını istemez ve eleştirirdim. Zamanla öğrendim ki dedelerim bu bedduayı Türklere karşı edermiş.

Araplar Türklerle ilgili olumsuz düşüncelerinden dolayı, BM de Türkiye'nin Kıbrıs'ı terk etme oylamasında da çekimser kalarak Türkiye aleyhine karar çıkmasına neden oldular.

Mısır Başkanı Enver Sedat, Kıbrıs'a dönen Makarios’a kardeşlik telgrafı çekmiştir.

Yaser Arafat, Kıbrıs Rumlarına "Biz sizleri kardeş mücadeleciler sayıyor, sizin zaferiniz bizim de zaferimiz olacaktır, çünkü düşmanımız aynıdır" demiştir.

Bizanslılar da batıya göç ederken önlerine çıkan medeniyetleri yerle bir eden Türkler hakkında şöyle yazmışlar: "Kadına, yaşlıya, çocuğa ve hastalara bile saygısız vahşi bir kavim”.

Piskopos Efrahim, Batı Hunları için: “Bunlar Ye'cüc ve Me'cüc’ün süvarileridir” der.

Süryani rahip Yakubi,  “Vakayiname” adlı kitabında Ye'cüc-Me'cüc hakkında ayrıntılarıyla anlatır ve şöyle der: “Turkaye milleti  ‘Agug-Magug’dan gelir”.

Protestan mezhebinin kurucusu Martin Luther; 1770’te Çariçe II. Katerina'ya yazdığı mektupta şöyle der: ” …Türkleri ve dillerini Avrupa'dan silmek gerekir. Hümanizma ilkem olmasaydı, Türklerin kökünün kazındığını görmek isterdim, ya da öylesine uzaklara sürülmeliler ki bir daha gelmesinler. Devamında, Dünyada iki tehlike vardır, biri VEBA, diğeri de Türklerdir”.  “Tanrım, bizi şehvetten, şeytandan ve Türkler’den koru!” diye de dua etmiştir.

Bertrand Rusel, ”Bilim ve Din” adlı kitabında, kuyruklu yıldızlarla Türkleri eş anlamda değerlendiriyor, çünkü orta çağda kuyruklu yıldızlar uğursuzluk ve felaket habercisiydi.

Papa Calixtus, İstanbul’un Türkler tarafından alınmasını kuyruklu yıldızın görünmesine bağlayarak, kuyruklu yıldızla gelmesi mukadder uğursuzlukların Hıristiyanların üzerinden alınıp, Türklerin üstüne salınması için: “Ulu tanrım, bizi Türklerden ve kuyruklu yıldızlardan koru!” diye dua edilmesini istemişti!

Prof Yalçın Küçük bile, “Türkler dünya medeniyetine hiçbir katkı sunmadılar” diyebilmiştir.

İnternet'ten araştırıldığı zaman yukarıdaki olumsuz Türk algısının hala canlı olduğu, TC’nin bu algıyı değiştirmek için yerli yabancı derin-sivil kuruluşlarla bu algıyı değiştirmeye çaba sarf ettiği görülür. Ama girişimler beyhudedir, çünkü hala orta çağ zihniyetiyle insanların beyinlerine ve değerlerine kelepçe takmaya çalışan Turancı zihniyet, Neo-Osmanlı politikalarıyla soykırımları hatırlatacak tarzda politikalar yürüterek bu algıyı canlı tutmaktadır.
Dünya değişti, ama Türk egosu değişime direnmektedir.

Değişmeyen ırkçı ego kendini nasıl görüyorsa başkalarını da öyle bilir.

Yusuf  Halaçoğlu da aynaya bakıp kendini görünce karşısına çıkan ucubeyi Kürt sanıyor!

 

Fikret Yaşar
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

KAYNAK: http://eu.kurdistan-post.eu/manset/7656-trk-algs-fikret-yaar.html

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

SON HABERLER