BU HABERİ PAYLAŞINIZ

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Kategori: Süleyman Doğan
Yayınlanma: 02 Aralık 2012

suleyman doganApê Musa

 

Süleyman Doğan

 

Sayın İsmail Beşikçi Hoca’nın Apê Musa hakkında anlattığı dönemde ben de bulundum. Bahsedilen isimlerin çoğunu tanırım. Hatta İstanbul’da HEP (Halkın Emek Partisi) örgütlemesi için yapılan ilk dar bir görüşmede Sirkeci garındaki Restorantta beraberce yediğimiz yemekte sanırsam 8 kişilik bir guruptuk. Ben İbrahim Gürbüz’ü ilk olarak orada şahsen tanıdım. Bu bağlamda emeklerini bilirim.

 

İsmail Hoca bu konuyu gündeme getirdiğine göre önemli olması gerek. Bu bahsi geçen kitabı okumadım. Fakat artık biz geçmişte yaşanan bazı alışkanlıkları ve haksızlıkları da kendi içimizde net bir biçimde ortaya koymanın zamanı geldiğini düşünüyorum. Herkes bildiğini ve gördüğünü açık bir yüreklilikle ortaya koymalı.

 

Söz konusu dönem gerçekten oldukça zor bir dönemdi. Hoca; “İbrahim çocuğunu oyun parkına götüremediğini” yazıyor. Doğrudur. Hiç olmazsa İbrahim’in çocuğu dedesi tarafından parka oynamaya götürürmüş. Bizde dede olmadığı için bizim çocuklar ilçe binalarında ağzına kadar sigara izmariti ile dolu kül tabakalarını dökerek oyunlarını oynuyordu. Bu o dönemde siyaset yapan tüm insanların kaderiydi. Hatta o dönemde uzun bir süre Tuzla ve Maltepe’de parti binası yoktu. Çünkü 12 Eylülle Tuzla Pendik`e , Maltepe Kartal´a bağlanmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam 1993’te bu ilçeler kuruldu. Hatta Pendik ilçesi kartal ilçesinden daha önce kuruldu. Bizim kartal ilçesinin geçici yönetiminde Pendik`te Osman Özçelik, Serhat Bucak, İsmail Hakkı, M. Ali Eren ve daha birçok isim katılmıştı, çok tartışmalı geçmişti. Üç kişi de Maltepe’den yönetim kuruluna girmişti. Kartal ilçe kongresinde ilçe başkanımız Maltepe’de oturuyordu Sayın Nusret idi. Ben de İlçe sekreterliği görevini yapmaktaydım.

Fakat Apê Musa’yı Maltepe cevizli’deki Dragos tepesinin batısındaki evine taşındıktan sonra ilk HEP kartal ilçe yöneticileri olarak yaptığımız bir Bayram ziyaretinde yakından tanıştım.

Hatta yaptığımız bu ilk ziyaretimizde en çok Apê Musa’nın dairesinin dış kapısı beni şaşırmıştı. Çelik kapının dışında bir de kafes şeklinde kapı yapmıştı. O gün oğlu da ordaydı. Musa amcanın oğlunun üzerinde, lacivert bir takım vardı. Beyaz gömleğin üzerine papyon takmıştı, bir yere gidiyordu. O bize kapıyı açtı. Hoş beşten sonra Musa amcanın oğlu ayrılıp gitti. Ben, Ömer abi, Dursun abi, Reşit abi, Nusret, Firhat beraberce gitmiştik. Hatta Reşit’e takılmıştı. Reşit abiye Hz. Muhammed üzerinde yüklendi. Dursun abi gülmüştü. O’na da “Dursun’ê min Eli’yê te jî pir pak nîne” demişti.

 

Musa amcanın morali bozuktu. Bu bozukluğunun nedenini ısrarımız üzerine açıkladı. O gece birinin orda olduğunu söyledi. Bu kişiyle yaptığı tartışmanın kendisini üzdüğünü, söyledi. Tekrar ısrarımız üzerine bu kişinin Selim Çürükkaya olduğunu açıkladı. Peki “sana ne?” dediğimizde, Apê Musa, O bana “ya Apê Musa sen ne yaptın ki biz sıfırdan başladık” diye geçmişteki mücadelemizi küçümsüyor.

 

Biz “peki sen ne dedin? Diye sorduğumuzda, Apê Musa, “Selimê min sıfırın altında eksi on bir idi, biz sıfıra getirdik, siz de oradan başladınız” dedim.

 

Ben İsmail Beşikçi’nin Sirkecideki DGM duruşmalarına zaman buldukça giderdim, ama her seferinde dayak yeyip geri geliyordum. Zaten 20 kişiden fazla yoktu. Yakın ilişkimiz Hoca ile olmadı, fakat diğer arkadaşları tanırım. Hatta İbrahim’in kaynı Kadıköy İlçe başkanı Ali Ekber’in altındaki tempra marka arabasına kadar…

 

İsmail hocanın konu ettiği Tuzla - Maltepe toplantılarını iyi bilenlerdenim. Hatta Ferudun Yazar’ın Ali Demir, Leyla Zana ve diğer milletvekilleriyle Maltepe ilçe açılışına yaptıkları ziyarette Apê Musa da geldi ve “çocuklar burnumun dibinde açılış yapıyorsunuz bana neden haber vermiyorsunuz?” diye sitemde bulundu. O zaman Maltepe bizden ayrılmıştı. Başkan Adayı da Cemil’di.Çünkü Apê Musa Kürtlerle ilgili her ne varsa katılmak isterdi.

 

Tam o dönemde Yaşar Kaya ile ilgilide bir yazısı çıkmıştı. Ferudun Yazar “Apê Musa Yaşar abiye karışma” demişti. Apê Musa “Ferudun sen sus! Bak seninle ilgili de bir yazı yazarım!” demişti. Hatta "Tu Jî pir pak ninî Feridun" diye bir de espri yapmıştı.

 

Apê Musa farklı bir kişilikti. Kürtler kendisini anlayabildi mi, hak ettiği değer verildi mi, verilmedi mi, zengin mi, fakir mi yaşadığı göz önündedir. Ölüm şekline bakıldığında çok hüzünlü ve düşündürücüdür. Çünkü biz Kürtler biri öldükten sonra ona değer veren ölüsever bir toplumuz, bu aşikar. Musa amcanın bu Farklı kişiliğini 49’lar diye bilinen Kürt aydınları arasında Canip Amca açık bir dille anlatıyor ve “bizim 49’lar arasında farklı sosyalist bilinci olan iki kişi vardı. Biri Musa Enterdi, diğeri Dr. Şıvandı” diye anlatıyordu. Hatta cezaevinde şort giyip güneşlenmesi oradaki arkadaşları tarafında beğenilmiyormuş, fakat kimse cesaret edipte Musa’ya söyleyemiyor. (Çoğu da Feodal anlayışlı. Hatta söylenilenlere ve okunanlara bakıldığında; Dr. Şivan’ın ölümünde bu kişilerden bir kaçının parmağı olduğu kesindir.) Bu ulu çınar ne hikmetse yere devrildikten sonra görülüyor. Çınarlar ayaktayken görülmeli ve görkeminden istifade edilmeli. Musa amca lafını esirgemez ve ayrıca derviş misali bir kişilikti.

Biz o dönemde partinin il ve ilçelerini ayakta tutmak için tüm zorluklara rağmen yemekli geceler düzenlerdik. Gecelere Apê Musa’yı da davet ederdik. Apê Musa yapısı gereği her konuşmasında mutlaka bir iki de muhteşem hikâyelerini anlatırdı ve konuya canlılık katardı. Atatürk’ün annesiyle ilgili hikâyesini herkes bilir. İnsanları hem güldürür ve hem de düşündürürdü. Fakat Musa amcanın bu gecelere davet edilmemesini istemeyen birçok insanla da karşı karşıya geldim. Hatta gece bekçiliği görevi verilen yetkili çingenenin babasını infaz etmesi misali “bu sarhoşu çağırmayın!” diyorlardı. Ve bunu da birilerinin adına yapıyorlardı. Veya öyle görünüyorlardı. Diyeceğim; fakat birileri bunu nasıl da oluyor görmüyordu sorusu adamın kafasına takılıyor! Bu muhtarlar neden ondan kurtulmak istiyorlardı? Biraz düşünmek gerekmiyor mu?

 

Oysa Apê Musa Bilgeliğe erişmiş derya gibi kafasıyla bazı şeyleri artık yerle bir etmişti. Verdiği yanıtlar çok felsefik doğal olarak doğaçlamalıydı. İnsanların kafalarını arkasında veya koltuk altlarına gizlediği sır gibi sakladığı o gerici geleneği yıkmış, kendisine güvenen, lafını esirgemeyen bir kişilikti. Gördüğü işkenceler, çektiği zorluklar da bir yana konulursa, zaten hep söylediği “ben altıma yaparak ölmek istemiyorum” diyordu. Kimin O’nu Jitem’e servis ettiğini kimse bilmiyor.

 

Anlatımı ve hitabı deryalığıyla bütünleşmiş, kendisine has bir üslubu vardı. Diyarbakır’da yapılan işkenceleri anlatırken “bana envayı çeşit işkence yaptılar, bu da yetmedi üstüme yüzüme gözüme işediler. Bana dediler ki arkadaşlarını söyle. Ben de dedim ki tamam, hele bir nefes alayım ben size arkadaşlarımı söyleyeyim dedim. Etrafıma toplandılar ağzımdan çıkan kelimelere bakıyorlar. Ben kendilerine sordum. Yıl kaç diye, 1963 dediler. Dedim bu yıl doğanların hepsi benim arkadaşlarım. İşkencenin dozunu git gide artırdılar” diye anlatıyordu.

Bir başka hikâyesi Ziverbey köşkünde kendisine yapılan işkencecileri anlatırken de “rütbeliler etrafımı sarmış işkence yapıyor. Bir yandan da komünist, Allahsız diyorlar. Ben yine bir müsaade istedim konuşmak için. Etrafımdakiler dinlemeye konuldu. Ben dedim bilir misiniz, Allah yeryüzüne yolladığı büyük peygamberlerini yanına çağırmış sorgu sual eylemiş. Hepsi çok dikkatlice anlatacaklarımı dinliyor.

 

Dedim Önce Musa’yı çağırmış huzuruna. Musa Allahın huzuruna çıkmış. Allah; “Ey Musa ben seni Peygamber yolladım sen halkına ne yaptın?” Musa şöyle der, efendim siz dert vermiştiniz tüm halk kırılıyordu, ben de ilacını buldum. Çok insanı sağlığına kavuşturdum. Bir takım şeyler daha söylemek ister. Allah tamam der sen insanlığa hizmet etmişsin. Gerisini anlatmaya değmez. Bunu alın cennete götürün demiş. Allah İsa’yı çağırır huzuruna. Ya İsa seni peygamber yolladım sen ne yaptın halkına? Demiş.

İsa, Allahım siz petrolü kilometrelerce yerin dibine gizlemiştiniz ben yeryüzüne çıkarıp halkın hizmetine sundum. Kıtalar yaratmıştınız motor yaptım insanları biribiriyle tanıştırdım. Allah dur yeter. Sende halka hizmet etmişsin. Bunu da alın cennete götürün demiş. Allah bu seferde Muhammedi çağırır. Ya Muhammed ben seni peygamber yolladım sen halkına ne yaptın?

Muhammed; “ya rabim ben halka Abdest almasını, beş vakit namaz kılmasını öğrettim” der demez. Allah dur der. Sen halkına hizmet etmemişsin. Bunu doğru cehenneme götürün der. Dedim, hepsi birden ayağa kalkarak bu komünisti konuşturmayın bir daha, bizim aklımızı da çelecek dediler ve başladılar dövmeye. diye anlatıyordu.

 

Apê Musa böyle bir Kişilik. Rakısını da içerdi. Küfrünü de ederdi. Her küfrü edebiyat ölçülerinde emsalsiz değerliydi ve anlamlıydı.

Son görüştüğümde sanırsam Diyarbakır’a gitmeden bir iki Hafta önceydi, “beni tehdit ediyorlar bu ara çok sık oluyor” demişti. Aslında ben Diyarbakır’a gitmek istemiyorum, durumumda müsait değil. Fakat şimdi Musa`nin burnu büyümüş” derler. Bak buraya gelmeden sabah yine biri bana telefon açtı. Hızlı hızlı nefes alarak ne anamı ne bacımı ne karımı bıraktı. Ben hiç tepki vermeden dinledim. Tam kapayacaktı dedim dur benimde iki sözüm var. Bak ben dinledim seni. Şimdi sen dinle “şayet dinciysen senin peygamberini, milliyetçiysen senin liderini, Kemalistsen dedim tık dedi kapattı. EZ APÊ We me. Onlar benim küfürlerime de dayanmaz. Evet apê Musa küfür ederdi...

Bu Grup Yorum’un bir kasetine 33 kurşun şiirini okumuştu. Bunun için dahi eleştiri hedefi olmuştu. Şimdi derdi bu Grup Yorum çaldı mı, beni Munzur’un doruklarına götürüyor. Ne var bundan bana eleştiri getiriyorlar. Belki de Apê Musa daha ziyade bizim aptallığımıza küfür ederdi.

 

Hatta eski Çakıl Gazinosunda HEP (Halkı Emek Partisi) yemeğine bilet alarak bir köşede kepini öne doğru eğen yemek ve içkisini içen sırada bir insan gibi destek sunan AHMET KAYA fark edilir. Sunucuya iletilir. O arada sunucu Aramızda AHMET KAYA var, diye bir anons yaptı. Ahmet’i sahneye davet ettiler. Ahmet sahneye çıktı ben de kürdüm, fakat Kürtçe bilmiyorum dedi. Ve "Hele hay hay..." diye bir iki mısra söyledi. Hurra Ahmet’e saldırdılar. Ortalık karıştı. Sahnede önlem alındı. Sonra Ahmet´tin şu sesi duyuldu. Yahu Gözüm Bir Mercedes almışım, onu da sağlığım için bir kaza veya başka bir şeyde beni daha iyi korur diye. Neden bana böyle yapıyorsunuz demişti. Ahmet de iyi küfür ederdi.

 

Ya Allah aşkına biz çok ilginç bir halkız. Her şey beklenilir. Bakın Ahmet Kaya’yı Sünnet düğününe çağırıp şarkı söyletecek kadar enteresan halkız. Gerisini boş verin! Bunları konuşmak veya tartışmak insanları itibarsız etmez. İtibar kazandırır. Bir bakalım o dönemde Kürtleri yönetenler veya siyasetin en doruğunda olan insanlar bir parmak kaldırmakla 10 binleri ayağa kaldıranlar, burnunda kıl aldırmayanlar bugün ne haldeler! Hatta dünyanın hiç bir yerinde bir harekette veya başka bir yerde bu kadar insan ayrılmamış. Ayrılanların çoğu da üst düzeyde olsun. Bir başka yerde olsaydı kaç örgüt kaç parti oluşurdu. Hani bizde ne oluyor? İşte bizim gerçekliliğimiz. Bu zihniyette siyaset yapmak Kürtlere mahsustur. Bu zihniyetle Apê Musa’yı anlayabilir miyiz? Onun halinde, onun o yaşlı ve bilgeliğinde ne anlarız?

 

Peki, neden üç kişi bir araya gelemiyor. Burada bir yanlışlık yok mu? Nerede bilinç, politika, siyasetçi, demokratlık, hani nerede kalmış demokrasi? Apê Musa bir aydındı, biz aydın insani pek sevmeyiz. Bu bir gerçek. Kaldı ki Apê Musa bir sosyalisti. Anlayışı gereği asi ve eğilmezdi. Bu muteber bir tavır değil Kürtler açısında. Kürtlerin bir ata sözü var "NİSKİ GİSK GÖRMEK" biz bu niskleri GİSK gördük, ne yazık ki GİSK`ler aradan kayıp gitti. Şimdi şu yapılanlar, bu insanlara sağlığında verilen değerin bir ölçütü. Bu söylediklerim İbrahim yapmış veya yapmamış anlamında değil. Bu bir vaka. Bunu tartışıp tekerrür etmemesi lazım. Ölüler konuşamaz. Fakat bizler de bildiklerimizi doğruca yazmak veya konuşmak zorundayız. Doğruyu bulmak adına.

İsmail Hoca’nın söylediği yokluk, fakirlik doğrudur. Fakat bazıları da cebinde mark, dolarlarla dolaştığı bir gerçek.

 

İstanbul iline kaç araba tahsis edilmişti. Kaç kişi partinin veya başkasının parasıyla sözüm ona siyaset yapıyordu. Kaç milyonları alıp giden oldu. Bunlar şimdi nerede, ne yapıyorlar? İnşaat firmaları, evleri, daireleri kimler aldı? Apê Musa bunları hak etmiş miydi? Bu önemli. Hoca buna neden gerek görmüş bu da düşündürücü.

2. 12. 2012
Süleyman Doğan

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ÖNEMLİ AÇIKLAMA: 

Gomanweb Sitesi; düşünce ve ifade özgürlüğü, demokrasi, evrensel basın-yayın ilkeleri çerçevesinde görüş bildirmek isteyen herkese açıktır. Yazıların içeriğinden yazı sahipleri sorumludur

YAYIN YÖNETMENİ

EN SON EKLENEN HABERLER

Tuncelililerden Bahçeli'ye 'Gelme Çağrısı'

26.11.2014

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 28 Kasım’da Tunceli’yi ziyaret edecek olması kentteki siyasi parti, sivil toplum örgütleri ve vatandaşlar tarafından tepkiyle karşılandı. MHP Genel Başkanı Devlet
Dersimlilere göre Davutoğlu ziyaretinin özeti: AKP ayrımcılığa devam edecek!

26.11.2014

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘Alevi Açılımı yapacak’, ‘Dersim ismi iade edilecek’ propagandasıyla günlerce konuşulan Dersim ziyareti, polisin halka saldırdığı ve açılımın müze ve üniversite isminin değiştirilmesinin öt
Ne Temizlik Yapacak Ne de Kaloriferleri Yakacak Personel Var

26.11.2014

Mazgirt'e Bağlı Göktepe Köyünde bulunan Göktepe İlkokulu'nda ne kalorifer yakacak ne de temizlik yapacak personel var. Okulda öğretmen ve öğrencilerden başka kimse yok… Bir süre önce kapanmayla karşı karşıya kalan Göktepe İlkok
Cahit Mervan - Çözüm sürecinin yeni parametreleri

26.11.2014

Kürt tarafı dün de bugün de Kürt ve Kürdistan sorununu bir ulusun kolektif haklarının iadesi ve demokrasi sorunu olarak ele aldı. Bu nedenle görüşme ve olası müzakereler için temel nokta budur. Çözüm sürecinin yeni parametreleri
ABDEM Çalışmalarını Güçlendiriyor

26.11.2014

ABDEM yeni Yürütme Kurulu toplanarak Meclis toplantısında alınan kararları yerine getirecek planlama yaptı. Buna göre yeni dönemde yapılacak çalışmalar şunlar: ABDEM Çalışmalarını Güçlendiriyor Berlin (25.11.2014) – ABDEM, ge
Dersim’de her su kenarı bir inanç merkezidir

26.11.2014

Başbakan Ahmet Davutloğu’nun Dersim ziyareti sırasında “inanç merkezlerinin olduğu yerlerde, herhangi bir zarar verecek hiçbir baraj faaliyeti yapılmayacaktır” sözlerine tepki geldi. Doğal Mirası Koruma Girişimi Sözcüsü Avukat
“Çok Kültürlülük”-Neden Yanlıştır ve Niçin Mümkün Değildir? (1)

26.11.2014

İnsanın tarihinde çok uzun bir süre kültürlü ama henüz toplumun bulunmadığı, bir aşama olmuş olmalıdır. Kültür Toplumdan önce gelir. “Çok Kültürlülük”-Neden Yanlıştır ve Niçin Mümkün Değildir? (1) Günümüzde kims
Do M. Kemal û Înonu bêrê daraznayiş

26.11.2014

Sereka Komeleya Dijverî Qirkerdişê Dêrsime Ayfer Ber rojdemê Tirkîyaye ser vat ke tena qirkerdişê Dêrsime ya 1937/38’î nê, hema zî di Dêrsime de bi polîtîkayê dewleta tirka ya helênayişê kulture yena şuxulnayiş, no ser zî ser
Mahmut Alınak - Bileklerimizde yine kelepçeler…

26.11.2014

Bileklerimizde yine kelepçeler… Aldırmıyoruz Kelepçelerinize Özgürlük hayallerimiz karşısında, Mutlaka kırılacak ömrünü tamamlamış Bu paslı kelepçeler. (Mehmud AVDO’nun mahkemedeki savunmasından)
Fatmagül Berktay - Doğum, Ölüm, Mekân ve Kadınlar*

26.11.2014

Tanrıçanın egemenliğinin ve aynı zamanda kadının yaşamı üreten yaratıcılığının yüceltildiği en eski yaratılış mitosları, kadın doğurganlığının kutsanıp yüceltildiği eski tapınma biçimlerini yansıtır: Doğum, Ölü
Yusuf Serhat Faik - Davutoğlu ve resmi ideoloji

26.11.2014

Resmi ideolojilerden kurtulmak ise ulusların kendi geçmişlerinde işlediğ suçları itiraf edip, bu suçların mağdurlarından özür dilemekle başlar. Bu nedenle de Davutoğlunun söylemlerinin samimi olması için ilk önce resmi ideolojinin
Sanatçı Ferhat Tunç'a ölüm tehdidi

26.11.2014

Tehditlerin bazılarında "kafanı keseceğiz", "artık toprağın üstünde yüksün" şeklinde ifadeler de yer alıyor. Sanatçı Ferhat Tunç, ırkçı parti MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Dersim Soykırımını savunan ve Seyit Rız
Cumhurbaşkanı ve Kadın Cinayetleri: Sahi kim işliyor?

26.11.2014

Küçücük çocukların ellerine silah tutuşturup annelerini öldürmelerini sağladığı da vakidir ama esas olarak kadın cinayetleri, erkekler eliyle ve genellikle kocaları aracılığıyla gerçekleşmektedir. Cumhurbaşkanı ve Kadın Cinay
Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi’nden İmza ve Açıklama

26.11.2014

AKP yönetici ve bürokratlarının gayrımüslimlere yönelik olarak her fırsatta yineledikleri bu nefret söylemini, bir “devlet tavrı” olduğu bilinciyle, şiddetle protesto ediyoruz. “Anti-semitizm ve anti-Siyonizm ayrımını bilmek! B
'Asıl modern Kerbela, barajlar'

25.11.2014

Dersimliler Munzur’a yapılacak HES’leri inanç merkezlerine saldırı olarak görüyor. - 90’lı yıllarda “terör” gerekçesiyle boşaltılan, hayvanları yakılan, insanları göçe zorlanan 3500 köyün  380’i buradan. 1700 de m
Hüseyin ALİ - Dêrsim’e sefer olur, zafer olmaz!

25.11.2014

Din ve inançları   devletin dışına çıkarmak ve topluma teslim etmek yerine, Aleviliği de   devletin içine çekerek eski zihniyet ve uygulamaları sürdürmek istediklerini   ortaya koymuştur.  Dêrsim’e
Özgür Amed - Tunceli’ye gidip Dêrsim’i görmeden dönmek...

25.11.2014

Tam da Munzur müjdesini veriyorken Munzur vadisinde yıllardır başlayan ve bitmek bilmeyen doğa kırımına, HES projelerine ve peşkeş çekilen talan, rant politikalarına da bir ad vermek ister misiniz diye sormak gerek… Tunceli’ye gidip
Ayşe Hür - 1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?

25.11.2014

1932 tarihli Jandarma Umum Komutanlığı'nın gizli Dersim Raporu'nda şöyle denilir: Ermenilik hiçbir zaman Dersim umum nüfusunun yüzde 20'sini aşmamıştır. Asur ve Araplık hiç bir iz bırakmamıştır. Osmanlı Devletinin Dersimlilerle m
İbrahim Arlı - “Öğretmenler Günü” Ne Zaman İcat Edildi

25.11.2014

1980 ASKERİ DARBESİ ülkenin üzerinden silindir gibi geçti. Zaman kaybetmeden en büyük tehlike görülen, aydınlanmanın sahibi öğretmenlerden başlandı işe. Birçok öğretmen ortadan “kaybedildi”, meslekten atıldı, sürüldü, fi
24 Kasım Öretmenler Günü Ve Timur'un Filleri

25.11.2014

24 Kasım ögretmenler günü, Mustafa Kemal Atatürk'ün baş öğretmenliğinin kabul edildiği gün olması nedeniyle 12 ...Eylül zihniyeti tarafından Öğretmenler günü ilan edilmiştir. Yıl 1990 Kamu emekçileri sendikaları henüz kurulma
Hacı Cirik (Fezali) - Dersim'de Yezidin Soyu

25.11.2014

Dersim'de Yezidin Soyu   Niyeti meydanda gelişi belli Birdaha Dersim.de yezidin soyu Polisi donatmış sopalı eli Birdaha Dersim de yezidin soyu Arsızın böylesin görmedik daha Kıymete geçtiler bulunmaz paha Erenler canlar durur
Turan Eser - Cins kırımı

25.11.2014

Bugün Mirabel Kardeşlerin anısına “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’’. ”Kadına yönelik şiddet, Ortadoğu’dan Türkiye’ye, Afrika’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Asya’ya her yerde bin bir yüzü il
Nihat Ekinci - KÜRT KADINI

25.11.2014

Artık Kürt kadını bir asker, bir işçi, bir parlamenter, bir siyasi parti başkanı, bir belediye başkanı, bir meclis üyesi, bir öğretmen, bir doktor, bir avukat ve hepsinden önemli eşit bir insan olarak Kürtlerin yaşamındaki yerine al
Hıdır Çam - O YOK ARTIK

25.11.2014

Ölenin ardından konuşulmaz derler ama günahı vebaliyle; saflığı ve dürüstlüğüyle Ve devlet hayranlığıyla ilginç bir kişilikti... O YOK ARTIK Benim doğduğum yıl, onların da düğünü olmuş. Ablamın kocası, öz eniştem Ke
İbrahim Okçuoğlu - Troçki Ve Yolun Sonu

25.11.2014

Gerçek yaşamdan kopuk teori olmaz. Troçki'nin tek ülkede sosyalizmin mümkün olmayacağı teorisi de yaşamdan kopuk bir teoriydi. Bu teorinin günlük yaşamda uygulanmasının nasıl olabileceğini düşünmek gerekir. “DÜŞTÜYSEK KALKARI
Kadınlar Devletlerin ve İktidarların Savaş Planlarının Esiri Değildir

25.11.2014

Kadına yönelik şiddet insanlığın geçmişinden bu güne kadını ezen, haklarını gasp eden, onurunu ayaklar altına alan insan hakları ihlallerinin başında gelmektedir. Kadın, toplumda onu hep bir alt seviyede tutmaya zorlayan bu eylemler
Kılıçdaroğlu'ndan 'Dersim' açıklaması

24.11.2014

Kılıçdaroğlu, Dersim Katliamı ile ilgili olarak, ‘Biz, tarihimizle yüzleşmekten korkmayız’ diye konuştu… CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Dersim Katliamı’na ilişkin, "Olayların bütün gerçek yönleriyle tartışıl
Dêrsim yarası kanamaya devam ederken

24.11.2014

Dêrsim Soykırım Derneği Başkanı Ayfer Ber: “Sadece 1937-38’de değil, Dêrsim’de halen devam eden kültürel soykırım olgusu nedeniyle bugünkü Türk devlet yönetcilerinin tekleştirme politikalarının sonlandırılması için Lahey
Dersim'i teslim almanın adı dün soykırımdı, bugün barajlar

24.11.2014

Dersim'e dönük fetihçi çabalara karşı yıllardır takip ve hukuki mücadele içerisinde olan isimlerden biri olan Av. Barış Yıldırım, devletin Dersim'e dair amaç ve yaklaşımlarını değerlendirdi. Gerçekleştirilen soykırıma dair s
Başbakan Ziyaretinin Dersim'de Yankısı:

24.11.2014

Dersim Halk Meclisi Girişimi'nden avukat Barış Yıldırım Başbakan Davutoğlu’nun Dersim ziyaretini yorumladı: “Gerçekten Dersim 38 ile yüzleşmek isteniyorsa Dersim’i hedefleyen baraj, HES, maden projelerinden vazgeçilsin”. Beyza K